Dün bir hocanın odasına e-book almak için gittim.Çok tatlıdır kendisi. Gördüğüm en iyi niyetli hocalardan birisidir. Hocanın iyiliğini kötüye kullanıp, derste saçma salak davranan insanlara sinirlenebilcek kadar çok seviyorum o hocayı. Neyse en son hocanın odasına gitmiştim.
Kapıdan girdim, bir baktım fosur fosur sigara içiyor odasında. Hemde çıkan yasayı pek sallamadan. Neden bilmiyorum çok hoşuma gitti bu durum. Flash diski verdim, bilgisayara bağladı, kimbilir ne sacma şeyler vardı o flash diskte, neyse hoca durdu bi 'Nasılsın' dedi sadece.
Cevabım beni bile korkuttu. 'I wanna kill myself' 'Kendimi öldürmek istiyorum'
Refleksif olarak çıktı bu cümle ağzımdan. Aslında ben dün çok mutluydum. İçim kıpır kıpır. Devamlı sacma salak gülüp kahkaha atıyordum artık evimden çok zaman geçirdiğim fakultemin önünde. Öyleki bir kaç arkadasım 'Ne çok konuştun be sus artık' bile dedi.
Hoca da sarsıldı tabi bu cevabımla..'Sit&talk' dedi. 'Otur&konuş' anlamında.
Ve ben o anda anladımki; sıkıntılarımı anadilimi geçtim, hatta anadilim gibi olan almancayıda geçtim, ingilizce bile anlatmakta sıkıntı yaşamıyorum.
Anlattım bende, madem ailem beni duymakta bu kadar zorlanmakta, hazır dinlemek isteyen birini bulmuşken, bıraktım kendimi. 'Bu bölümü seçmek hayatımın en büyük hatasıydı' dedim. Tabi ingilizce. İnanmayanlar için
'Choosing computer engineering is the biggest mistake that I have ever done in my life' Gramerde sıkıntı olabilir. Olsun. Hoca beni anladı.
Ailemin yaptığının tersine, benle mücadele etmedi hoca. Kabul etti. 'Olabilir' dedi. O anda ben durdum, ilk defa birini dinlemek için. Çünkü ne zaman bunu söylesem, insanlar ya ciddiye almamakta, ya da aslında ne kadar şanslı olduğumdan, aslında şımarıklık yaptığımdan bahsetmekte. Sonra hocam, benim canım hocam, hayatımda beni daha önce kimsenin ciddiye almadığı bu konuda, beni ciddiye aldı. Tüm olumsuzluklara rağmen, insana güç verecek bir konuşmaydı bu. Ve ben ilk defa dinledim birini, kendimi savunmak için kuşandığım silahları bir kenara bırakarak. İlk defa gerçekten dinledim. Sonra 'Ne yapmak istiyorsun?' dedi. Yapabileceklerimden ve hayallerimden bahsettim. İki secenekte birbirinden okadar alakasızki, kendimle çelişmiş bile olabilirim konuşurken. Olsun, hoca beni elinde sigarasi, yüzünde ufak bir tebessümle dinledi. Aşağılamadı. Ailemin yaptığı gibi, yapmak istediklerimden bahsederken, 'Kapasiteni boşa harcarsın' demedi. Sorusuna cevap verebildiğim, bu konuda söylecek bir şeylerim olduğu için beni tebrik etti hatta.
Konuşma böyle sürüp gitti, ve ben yine bir ilk'e imza atarak, hayatımdan bahsederken ve geleceğimi düşünürken, ağlamadım. Gözlerim bile dolmadı. O konuşma bana güç verdi, ilham verdi. Çünkü biri beni ciddiye aldı. Mutlu olabilmenin yolunu tamamanen bana göstermedi ama hafiften ışıklandırdı.
Kaldı ki; ben akademik hayatım dışında çok mutlu bir insanım.
Neyse, sonra bir kaç blog yazısı okudum. Yalnız olmadığımı gördüm. İdealler farklı olsada, benim yürüdüğüm yollardan geçmekte olan başkaları da var. Ben onlardan biraz daha fazla tökezliyorum sadece. Olsun. Sonunda o yol da bitecek ve kim ne kadar düşüp kalkmış, tökezlemiş önemli olmayacak.
Bu konuşmanın etkisi bende ne kadar sürer bilmiyorum. Bunalımlarıma geri dönmeden önce, kaç saat yada gün geçireceğim bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa, anafikri kaptıysam, bu yol bitecek iyi yada kötü. Şikayet etmeye devam ettiğimiz sürece zorlaşacak. Çevremizde şikayet eden barındırdığımız sürece daha da mutsuz olacağiz. Olumsuzluklardan, ufak mutluluklar çıkartmaya çalışmazsak iyice eziyet olacak.
O yüzden, sanırım ben hayata karşı duruşumu değiştirme kararı aldım hocanın bana ayırdığı yarım saat sayesinde. Ne kadar sürer bilmiyorum. Hem önemli bile değil. 3 saat sonra okula gittiğimde tamamen pesimist havama bürünmüşte olabilirim.
Ama önemli değil, çünkü biri beni ciddiye aldı sonunda. Biri benimle oturup konuştu. Aşağılamadan, yargılamadan, suçlamadan. Şikayetlerimin 'tembel öğrenci' şikayeti olmadığını anladı.
Evet dün biri beni ciddiye aldı sonunda.
24 Kasım 2010 Çarşamba
23 Kasım 2010 Salı
Benim Karanlığım
Kötü bir rüya sonucunda uyandım.Öyle bir rüyaydı ki, kapkaranlık olan odama rağmen o gözlerimi tekrar kapatmak istemedim. Karanlıktan ölesiye korkuyor oluşum, rüyamın korkunçluğu yanında hiç kalır. Yani 11 saat uyumuş olmamın hiç bir etkisi yok gerçekten. Ben 33 saat uyuma yetenegine sahip bir insanım hem.
Geçen günde yine kötü bir rüyaydaydım. Uyanıp uyanıp ,gözlerimi kapattığım anda kendimi yine aynı rüyaya sıkışmış olarak buluyordum. Bilincime ahtapot gibi yapıştı, zihnimi örümcek gibi sardı o rüya. Ve ben bir türlü kurtulamadım. 4-5 kere 'Uyan-Nerde olduğunu hatırla-Gözlerini kapa-Yine aynı rüya-Uyan...'
Sanırım tekrar gerçekleşmesinden korktuğum için kapamadım o gözlerimi tekrardan. Çünkü bu sefer yalnızdım odamda.Ne sarılacak oyuncağım, ne de beni saracak biri vardı yanımda.
Karanlıktan ve rüyalarımdan korktuğum gibi, ben bazen yazamamaktan da korkuyorum. Öyle yazar olarak falan görmüorum kendimi, ya da olabilceğimi düşünmüyorum ilerde. Ama yinede kendimi ifade etme yetenegim bitecek bir gün diye ölesiye korkuyorum. Cümlelerim tükenecek, kelimeler düşman olacak diye. Başkalarının yazdıklarını keyifle değil de, kıskançlıkla okuyacağım diye korkuyorum. Aslında yazdığım konular hep aynı çoğu zaman. Ama cümleler bazen benzer olsada hep değişik. Hem ben hayatla başa çıkabilmek için de yazıyorum. Ya bir gün mücadele edemeyecek olursam. En korkuncu bu sanırım benim için.
Çıkmam lazım arada sırada kendi yarattığım bu çemberden yazabilmek için. İçimde çeşit çeşit karakter barındırıyorum ayrıca. Asabi, huysuz, üzgün, mutsuz, şımarık, sevimli, sevgiye muhtaç, komik. Her duygu, her sıfat can buluyor içimde. Son zamanlarda kendimi, farklı farklı mekanlarda, değişik ruh halleriyle hayal ediyorum. Bir gün yazamayacak olursam, öyle malzeme toplarım tekrardan dost olabilmek için kelimelerle diye. Hayat sadece benim yaşadıklarımdan ibaret değil biliyorum fakat yaşadıklarım sayesinde yorumlayabiliyorum şahit olduğum diğer hayatları.Ama şöylede bişi var, bendeki bu bilinçaltı olduğu sürece, cümlelerim hiç susmaz. Her rüya, ayrı bir mücadele çünkü benim için. Bazen tatlı, bazen zehirli. Yeteri kadar korktuğum zaman, hatta ağlayarak uyandığım zaman, şunu hatırlatıyorum kendime;
'Rüyalar bana ait, gözümü açtığım karanlık, benim karanlığım. Her sıfat, ayrı ayrı benim. Her kahkaha, benim. Akan her gözyaşı, içimdeki her ürperti, her zaman benim.'
Geçen günde yine kötü bir rüyaydaydım. Uyanıp uyanıp ,gözlerimi kapattığım anda kendimi yine aynı rüyaya sıkışmış olarak buluyordum. Bilincime ahtapot gibi yapıştı, zihnimi örümcek gibi sardı o rüya. Ve ben bir türlü kurtulamadım. 4-5 kere 'Uyan-Nerde olduğunu hatırla-Gözlerini kapa-Yine aynı rüya-Uyan...'
Sanırım tekrar gerçekleşmesinden korktuğum için kapamadım o gözlerimi tekrardan. Çünkü bu sefer yalnızdım odamda.Ne sarılacak oyuncağım, ne de beni saracak biri vardı yanımda.
Karanlıktan ve rüyalarımdan korktuğum gibi, ben bazen yazamamaktan da korkuyorum. Öyle yazar olarak falan görmüorum kendimi, ya da olabilceğimi düşünmüyorum ilerde. Ama yinede kendimi ifade etme yetenegim bitecek bir gün diye ölesiye korkuyorum. Cümlelerim tükenecek, kelimeler düşman olacak diye. Başkalarının yazdıklarını keyifle değil de, kıskançlıkla okuyacağım diye korkuyorum. Aslında yazdığım konular hep aynı çoğu zaman. Ama cümleler bazen benzer olsada hep değişik. Hem ben hayatla başa çıkabilmek için de yazıyorum. Ya bir gün mücadele edemeyecek olursam. En korkuncu bu sanırım benim için.
Çıkmam lazım arada sırada kendi yarattığım bu çemberden yazabilmek için. İçimde çeşit çeşit karakter barındırıyorum ayrıca. Asabi, huysuz, üzgün, mutsuz, şımarık, sevimli, sevgiye muhtaç, komik. Her duygu, her sıfat can buluyor içimde. Son zamanlarda kendimi, farklı farklı mekanlarda, değişik ruh halleriyle hayal ediyorum. Bir gün yazamayacak olursam, öyle malzeme toplarım tekrardan dost olabilmek için kelimelerle diye. Hayat sadece benim yaşadıklarımdan ibaret değil biliyorum fakat yaşadıklarım sayesinde yorumlayabiliyorum şahit olduğum diğer hayatları.Ama şöylede bişi var, bendeki bu bilinçaltı olduğu sürece, cümlelerim hiç susmaz. Her rüya, ayrı bir mücadele çünkü benim için. Bazen tatlı, bazen zehirli. Yeteri kadar korktuğum zaman, hatta ağlayarak uyandığım zaman, şunu hatırlatıyorum kendime;
'Rüyalar bana ait, gözümü açtığım karanlık, benim karanlığım. Her sıfat, ayrı ayrı benim. Her kahkaha, benim. Akan her gözyaşı, içimdeki her ürperti, her zaman benim.'
22 Kasım 2010 Pazartesi
Tam yazacaktım
Yazmaya başladım demin. Satırlar akıp gitti, çoğaldıkça çoğaldılar. Sonra neden bilmiyorum 'CTRL+A' ve delete. Yazı mı olmadı yoksa olmayan ben miydim, bilmiyorum. Hem ben o yazdıklarımı aslında söylemiş oldum da siz okuyamadınız. Kısmet.
Fikrim geldi benim. Bir kitap fikri. Öyle blogta yazdıklarım çok önemliymiş gibi onları kitap haline getirmek değil de, üniversite hayatımı anlatan bir kitap. Sanırım ki, öyle bir kitap yazsam, kimse okumaz. Olsun ama ben yazdıklarımı söylemiş olurum en azından. Önemliymiş gibi. Peh demek istedim tam bu noktada. Peh!
Kimseyi suçlamaya gerek yok. Hem ben devamlı cevresindekileri suçlayan insanları hiç sevmem. 'Büyüyün arkadasım biraz, büyüyünde hatalarınızın sonuçlarına katlanmayı öğrenin, yada benden uzak durun.' Ben bir hata yaptım. Hata yaptığımı asla gizlemedim. Beni zorladılar demedim. Ben onları sadece bana inanmadıkları, ve hatamı düzeltmeme yardım etmedikleri için suçladım. Aile dediğin koruyup kollayacaksa önce inanacak sana. Eğer bir insan 2 sene boyunca aynı şeyi söylüyorsa ve sen inatla duymuyorsan, inanmıyorsan, o insan seni suçlar arkadaş. Aklının her köşesiyle seni suçlar ama kalbinin her zerresiyle susturur cümlelerini, yüzlemez seni.
Mezun olduğum zaman oturup sadece WoW, WarHammer gibi oyunlar oynamayı hayal ediyorum en az 3 ay boyunca. Öyle kutlama falan yapmaya gerek yok. Kep atmak bile istemiyorum hatta. İstediler diye devam ettim, ama bi kere daha mutlu olsunlar diye atmayacağım o kepi.
Ama belli mi olur? Belki oyun oynamak yerine oturup kitap yazarım. Sonra üzülürler diye her sayfasını yırtarım. Ben yinede yazmış olurum da kimse okumamış olur.
Olsun zaten ben tam da başka şeyler yazacaktım.
Fikrim geldi benim. Bir kitap fikri. Öyle blogta yazdıklarım çok önemliymiş gibi onları kitap haline getirmek değil de, üniversite hayatımı anlatan bir kitap. Sanırım ki, öyle bir kitap yazsam, kimse okumaz. Olsun ama ben yazdıklarımı söylemiş olurum en azından. Önemliymiş gibi. Peh demek istedim tam bu noktada. Peh!
Kimseyi suçlamaya gerek yok. Hem ben devamlı cevresindekileri suçlayan insanları hiç sevmem. 'Büyüyün arkadasım biraz, büyüyünde hatalarınızın sonuçlarına katlanmayı öğrenin, yada benden uzak durun.' Ben bir hata yaptım. Hata yaptığımı asla gizlemedim. Beni zorladılar demedim. Ben onları sadece bana inanmadıkları, ve hatamı düzeltmeme yardım etmedikleri için suçladım. Aile dediğin koruyup kollayacaksa önce inanacak sana. Eğer bir insan 2 sene boyunca aynı şeyi söylüyorsa ve sen inatla duymuyorsan, inanmıyorsan, o insan seni suçlar arkadaş. Aklının her köşesiyle seni suçlar ama kalbinin her zerresiyle susturur cümlelerini, yüzlemez seni.
Mezun olduğum zaman oturup sadece WoW, WarHammer gibi oyunlar oynamayı hayal ediyorum en az 3 ay boyunca. Öyle kutlama falan yapmaya gerek yok. Kep atmak bile istemiyorum hatta. İstediler diye devam ettim, ama bi kere daha mutlu olsunlar diye atmayacağım o kepi.
Ama belli mi olur? Belki oyun oynamak yerine oturup kitap yazarım. Sonra üzülürler diye her sayfasını yırtarım. Ben yinede yazmış olurum da kimse okumamış olur.
Olsun zaten ben tam da başka şeyler yazacaktım.
13 Kasım 2010 Cumartesi
Temizledim
Çekmece temizliği yaptım uyuyamayıp. Zaten topu topu bir çekmecem var benim, elime geçen her şeyi içine tıkıştırdığım. Bu yüzden biraz uzun sürdü çekmece sayısının azlığına rağmen. Olsun. Bide toz birikmiş, bütün o karmaşıklığın arasından sızmış, her şeyin en altında birikmiş.
Yazılarımı buldum. Sıkılıp sıkılıp yazdığım kağıtlar birikmiş, tomar olmuş. Okudum teker teker her cümlemi. Nelerden ilham aldığımı hatırlamaya çalıştım. Olmadı. Sanki başka biri, başka bir hayatta getirmiş o kelimeleri yan yana. İlk hayalkırıklığımdan sonra bir huy geliştirmiştim. Butun günlüklerimi yırtıp atmıştım en başta. Sadece ilk günlüğümü bırakmıştım. Çünkü o ilk günlüğüm sırasında 2 arkadaşımı kaybettim ben. Onların hatrına, onu bıraktım bir tek. O günden beri günlük tutmayı da bıraktım zaten. Yine de defterden koparılmış kağıtlara yazıp onları evin çeşitli köşelerine sakladım. Ama işte böyle karşıma çıktıklarında onları da yırtıp atıyorum. Belki de bu blogu açmamdaki en büyük neden buydu. Sadece 'Sil' butonuna basmak, o kagıtları yırtıp atmakla aynı hissiyatı vermiyor.
Sonra fotograflar çıktı karşıma eski zamanlardan kalan. Bazılarında mutluyum, bazılarında huysuz. Fotografları atmakta zorlanıyorum ben. Kendi görüntümün anılarından vazgeçemiyorum. Sanırım kendimi biraz seviyorum. Ama bir yerde onlardan da vazgeçmek gerekiyor. Çünkü yaşlanıyorum. Bakışlarıma çöküyor kırışıklıklarım. Bu yüzden Dünya umrumda değilmiş gibi güldüğüm fotograflara bakmak rahatsız ediyor. Hayatta aldatmanın, yalanın, ihanetin varlığına inanmadığım saf bakışlarımın somut halini görmek hoşuma gitmiyor. Çünkü o bakışların, bir adım sonrasında yaşadığım yenilgileri hatırlıyorum.Bu yüzden onları da yırtıp atıyorum. Sanal alemdeki fotograflarımdan vazgeçemiyorum bir tek. Çünkü ordada sadece 'Sil' butonuna basmak, ya da 'Etiketi kaldır' demek aynı hissiyatı vermiyor.
Hayatımın hiç bir dönemini, kendi aralarında karşılaştırmadan yaşamayı öğrendim ben, tıpkı hayatıma girip çıkan insanları birbirleriyle karşılaştırmadığım gibi. Her insanı ayrı ayrı seversin çünkü. Her insanla sende biraz farklılaşırsın. Değişimler geçirirsin karşındaki insanın yansımasında. Bu yüzden herkes, her anı eşsiz benim için. Bu yüzden vazgeçmekte kolay aslında. Çünkü an'lar değiştikçe, yeni mutluluklar ekleniyor insan yüreğine. Bir insan çıkıyorsa hayatından, mutlaka yenisi ekleniyor. Sen o insanla başka bir değişim geçiriyorsun böylece. Her birini, bir öncekinden daha çok seviyorsun. Kendini her birine, bir öncekinden daha çok veriyorsun. Dediğim odur ki 'Bir daha asla güvenmicem, sevmicem, kendimi açmayacağım.' cümleleri aslında büyük, boş bir yalan. Çünkü insan bünyesi bir yerden sonra ' Bunuda yaşadım ya, artık beni üzecek başka bir şey kalmadı.' demeye başlar. 'Bir daha sırlarımı açmayacağım en yakın arkadaşıma'. Açarsın, engel olamazsın. Çünkü eski yenilmişliklerini, yeni zaferlerle temizlemek istersin. 'Bir daha sevmeyeceğim bu kadar kimseyi'. Seversin. Hemde öyle bir seversinki, sen bile şaşırırsın. Eski ihanetlere inat, teslim olursun yine yeniden. Çünkü eski aldanmışlıklarına kanıtlamak istersin tekrardan delicesine mutlu olabileceğini.
Kısacası arada çekmece temizliği iyi geliyor bana. Sanki kendimi de temize çekiyorum. Sanki beni rahatsız eden ne varsa, onlarda çöp kutusuna gidiyor. Sadece şimdiki zaman kalıyor. Böylece Şimdi'ye sarılıyorum bütün her şeyimle.
Sonra...sonra ne mi oluyor? Sonra Şimdi'de eskiyor. Ama bazen öyle bir insan gelip sarıyorki seni, onunla eskiyor olmak seni mutlu eden tek şey oluyor.
Yazılarımı buldum. Sıkılıp sıkılıp yazdığım kağıtlar birikmiş, tomar olmuş. Okudum teker teker her cümlemi. Nelerden ilham aldığımı hatırlamaya çalıştım. Olmadı. Sanki başka biri, başka bir hayatta getirmiş o kelimeleri yan yana. İlk hayalkırıklığımdan sonra bir huy geliştirmiştim. Butun günlüklerimi yırtıp atmıştım en başta. Sadece ilk günlüğümü bırakmıştım. Çünkü o ilk günlüğüm sırasında 2 arkadaşımı kaybettim ben. Onların hatrına, onu bıraktım bir tek. O günden beri günlük tutmayı da bıraktım zaten. Yine de defterden koparılmış kağıtlara yazıp onları evin çeşitli köşelerine sakladım. Ama işte böyle karşıma çıktıklarında onları da yırtıp atıyorum. Belki de bu blogu açmamdaki en büyük neden buydu. Sadece 'Sil' butonuna basmak, o kagıtları yırtıp atmakla aynı hissiyatı vermiyor.
Sonra fotograflar çıktı karşıma eski zamanlardan kalan. Bazılarında mutluyum, bazılarında huysuz. Fotografları atmakta zorlanıyorum ben. Kendi görüntümün anılarından vazgeçemiyorum. Sanırım kendimi biraz seviyorum. Ama bir yerde onlardan da vazgeçmek gerekiyor. Çünkü yaşlanıyorum. Bakışlarıma çöküyor kırışıklıklarım. Bu yüzden Dünya umrumda değilmiş gibi güldüğüm fotograflara bakmak rahatsız ediyor. Hayatta aldatmanın, yalanın, ihanetin varlığına inanmadığım saf bakışlarımın somut halini görmek hoşuma gitmiyor. Çünkü o bakışların, bir adım sonrasında yaşadığım yenilgileri hatırlıyorum.Bu yüzden onları da yırtıp atıyorum. Sanal alemdeki fotograflarımdan vazgeçemiyorum bir tek. Çünkü ordada sadece 'Sil' butonuna basmak, ya da 'Etiketi kaldır' demek aynı hissiyatı vermiyor.
Hayatımın hiç bir dönemini, kendi aralarında karşılaştırmadan yaşamayı öğrendim ben, tıpkı hayatıma girip çıkan insanları birbirleriyle karşılaştırmadığım gibi. Her insanı ayrı ayrı seversin çünkü. Her insanla sende biraz farklılaşırsın. Değişimler geçirirsin karşındaki insanın yansımasında. Bu yüzden herkes, her anı eşsiz benim için. Bu yüzden vazgeçmekte kolay aslında. Çünkü an'lar değiştikçe, yeni mutluluklar ekleniyor insan yüreğine. Bir insan çıkıyorsa hayatından, mutlaka yenisi ekleniyor. Sen o insanla başka bir değişim geçiriyorsun böylece. Her birini, bir öncekinden daha çok seviyorsun. Kendini her birine, bir öncekinden daha çok veriyorsun. Dediğim odur ki 'Bir daha asla güvenmicem, sevmicem, kendimi açmayacağım.' cümleleri aslında büyük, boş bir yalan. Çünkü insan bünyesi bir yerden sonra ' Bunuda yaşadım ya, artık beni üzecek başka bir şey kalmadı.' demeye başlar. 'Bir daha sırlarımı açmayacağım en yakın arkadaşıma'. Açarsın, engel olamazsın. Çünkü eski yenilmişliklerini, yeni zaferlerle temizlemek istersin. 'Bir daha sevmeyeceğim bu kadar kimseyi'. Seversin. Hemde öyle bir seversinki, sen bile şaşırırsın. Eski ihanetlere inat, teslim olursun yine yeniden. Çünkü eski aldanmışlıklarına kanıtlamak istersin tekrardan delicesine mutlu olabileceğini.
Kısacası arada çekmece temizliği iyi geliyor bana. Sanki kendimi de temize çekiyorum. Sanki beni rahatsız eden ne varsa, onlarda çöp kutusuna gidiyor. Sadece şimdiki zaman kalıyor. Böylece Şimdi'ye sarılıyorum bütün her şeyimle.
Sonra...sonra ne mi oluyor? Sonra Şimdi'de eskiyor. Ama bazen öyle bir insan gelip sarıyorki seni, onunla eskiyor olmak seni mutlu eden tek şey oluyor.
12 Kasım 2010 Cuma
Bosverdim
Boşverdim su anda herşeyi. Yalan değil gerçekten boşverdim. Gizli gizli çalışmayacağım bunu söyledikten sonra. Sınavım çok kötü geçti diyip ortalamayı yükseltmeyeceğim. Sınavım gerçekten çok kötü geçecek. Ama boşwerdim.Uyuyacağım gönül rahatlığı ile. Hiç umurumda değil şu anda açıkcası. Nası bir kafa yaşıyorum bilemiyorum. Eğer çalışmaya çalışırsam, kendimi balkondan atacağım. Hayır kötü olan şey giriş katında oturuyoruz. Ölmem ama sakat kalırım, o daha buyuk sıkıntı. Bide sakat kendimle uğraşamam. Kafadan sakat olarak kalıyım bana o yeter.
Sevgili Topik arakadaşım demin beni azad etti. 'Tamam lan özgürüm, özgürsün, özgür' (Evet evet 3 kişiyiz şuanda) O anda anlamı olmasa bile böle bir mutluluk kapladı ki içimi, inandım. Dedimki: 'Özgürüm lan'.
Yalandan kim ölmüş tabi.
Evet calışmıoruz çok mutluyuz. Evet çoğu zaman 'Ölelim be artık' diyoruz.
Ama sakat kalmayalım. Öleceksek toptan gidelim.
Sevgili Topik arakadaşım demin beni azad etti. 'Tamam lan özgürüm, özgürsün, özgür' (Evet evet 3 kişiyiz şuanda) O anda anlamı olmasa bile böle bir mutluluk kapladı ki içimi, inandım. Dedimki: 'Özgürüm lan'.
Yalandan kim ölmüş tabi.
Evet calışmıoruz çok mutluyuz. Evet çoğu zaman 'Ölelim be artık' diyoruz.
Ama sakat kalmayalım. Öleceksek toptan gidelim.
10 Kasım 2010 Çarşamba
Ataturk
İlkokul birinci, sınıftayken, bir şiir yarışmasına katılmıştım. Atatürk'le ilgili olacaktı bu yarışma. Ben sadece yazmıştım, hocam yani o zamanki gibi sölersem örtmenim( :) ), çok begenmişti o şiirimi. İstememiştim ama zorla sokmuştu o yarışmaya beni. 3. olmuştum. 'Altın sözler kitabı' kazanmıştım. Sanırım o zamandan bu zamana, sınav ödülleri olsun, yarışma ödülleri olsun en anlamlı kazandığım hediye oydu. Şimdi ise tozlu anılarımın arasından, kafiyesiz, uyaksız tamamen saf duygularla yazılmış şiirim:
KALBİMİZDE
Bir adam var duvarda, sarısın mavi gözlü
Geldi butun kötüleri öldürdü diyorlar.
Bize can verdi diyorlar.
İsmini öğrendim
Ona Atatürk diyorlar.
Tanışmak isteyince, tanıştırmıyorlar.
Atatürk öldü diyorlar.
Ölen insan resim cekip duvara asamaz diyince
İnanmıyorlar.
Ama hayır Atatürk yaşıyor.
Peki nerde?
Kalbimizde...
KALBİMİZDE
Bir adam var duvarda, sarısın mavi gözlü
Geldi butun kötüleri öldürdü diyorlar.
Bize can verdi diyorlar.
İsmini öğrendim
Ona Atatürk diyorlar.
Tanışmak isteyince, tanıştırmıyorlar.
Atatürk öldü diyorlar.
Ölen insan resim cekip duvara asamaz diyince
İnanmıyorlar.
Ama hayır Atatürk yaşıyor.
Peki nerde?
Kalbimizde...
7 Kasım 2010 Pazar
Eve geldim ,Neyse Unuttum
Evet evet şimdi geldim eve. O kadar da geç değil saat. Eskiden, gençken, aman sabahlar olmasın. Biraz sarhoşum, biraz açım.Ama çok değil. Bir şeyler var dilimin ucunda. Söylemek istemiyorum aslında. Çok dramatik olacak. Yok yok açlığım değil dramatik olan, başka şeyler. Mesela;
Nasıl karar veriyoruz hayatımızı geçirmek istediğimiz insanı? Ben bunu sorguluorum su anda.
Annemle konuştuk bugun. Dediki; 'Hala dewam mı o cocukla?' 'Evet dedim her şey yolunda'.
Tabi klasik anne modeli daha da çok merak etti. 'Firste, ciddi mi düşünüosun yoksa sen?'.
Dedim: ' Anne daha 25 yasımdayım ne ciddi düşüncesi?'
Annemin cevabı bana çok koydu: ' Ablan 21 yaşındayken biliyodu!'
Bu cümlede beni rahatsız eden o kadar çok şey varki, sıralayamıyorum bile. Hani beni rahatsız eden sadece ablamla karşılaştırılmak mı, yoksa hayatımda ciddi kararlar almam gerekmesi mi?
Neden sadece AN'ı yaşayamıoruz?
Neden her zaman birileri, bizden kendi kafalarındaki soruları cevaplamamızı beklemekte?
Bir sevgilim vardı zamanında, mukemmel olan. Ama herşeyiyle mukemmel. Tek sorun biz hiç aşık olmadık birbirimize 2.5 senede. Sewdik sewmesine, ama böyle 'Senin için yakarım lan bu dunyayı' değildi işte. Ben onu istedim. O bana vermedi bunu. Bir tek o konuda mukemmel değildi. Zaten 2.5 sene ardından 3 haftada yeni sevgili buldu. Ben her zaman demiştim zaten: 'Sana iyi davranan bi kız olsun, Firste oluşumun hiç bi önemi yok, benim yoklugumu anında kapatırsın.' Kapattı da. Bu yuzden asla pişman olmadım o herşeyiyle mukemmel olan insanla ayrılmaktan. Herkes söyledi. 'Pişman olacaksın'. Hatta suanda benim sevgilim olan insan bile söyledi.'Pişman oluıcaksın firste' . Evet biz o zamanlar arkadastık, şimdiki sevgilimle.Ama olmadım, inadımdan da değil üstelik, yanlızca pişman olmadım. Bana ailem bile kızdı o ilişki bitince, bir tek annem anladı. 'Evet' dedi. 'Sen hiç aşık olmamıştın o çocuga zaten'
Ailenin diğer elemanları bunu anlamakta güçlük çekti tabi. Umrumda mı pek değil açıkcası.
Umursamadım çünkü ben bi karar verdiğim zaman, o karar her zaman dogru çıkıyor. Uzun zaman sürüyor o kararı almam ama yine de en dogrusu oluyor. Çünkü bana göre, belli etmesem bile, Benden Dogrusu Yok Arkadaş!
Ve bu geceye dönersek, insanları izledim uzun uzun. Yazıcak kız arayan gözü dönmüş erkekler, bu gece kimle eve gitsem diye aranan kızlar. Ve ben çok rahattım dans ederken, ilk defa -gerçekten- ne kadar boş butun bunlar dedim. Sonra O'na baktım. 'Nie devamlı bana bakıosun' diye kızdı, ama önemi yoktu.
Ona baktım çünkü, o anda başka kimse yoktu gözümde. Ona baktım cünkü, ondan başka bakacak biri yoktu benim Dunyamda.
Uçlarda yaşamayı seviyorum ben. Ama herşeyi, eğer ucunda ölüm tehlikesi yoksa. Normal olmasın, uçarı olsun birazda kaçarı. Ama yeterki normal olmasın. Normal olan seylerden sıkıldım ben cok uzun zaman önce.
Neyse;
Neden yazmaya başladım unuttum, hele hangi sosyal mesajı verecektim daha da cok unuttum.
Nasıl karar veriyoruz hayatımızı geçirmek istediğimiz insanı? Ben bunu sorguluorum su anda.
Annemle konuştuk bugun. Dediki; 'Hala dewam mı o cocukla?' 'Evet dedim her şey yolunda'.
Tabi klasik anne modeli daha da çok merak etti. 'Firste, ciddi mi düşünüosun yoksa sen?'.
Dedim: ' Anne daha 25 yasımdayım ne ciddi düşüncesi?'
Annemin cevabı bana çok koydu: ' Ablan 21 yaşındayken biliyodu!'
Bu cümlede beni rahatsız eden o kadar çok şey varki, sıralayamıyorum bile. Hani beni rahatsız eden sadece ablamla karşılaştırılmak mı, yoksa hayatımda ciddi kararlar almam gerekmesi mi?
Neden sadece AN'ı yaşayamıoruz?
Neden her zaman birileri, bizden kendi kafalarındaki soruları cevaplamamızı beklemekte?
Bir sevgilim vardı zamanında, mukemmel olan. Ama herşeyiyle mukemmel. Tek sorun biz hiç aşık olmadık birbirimize 2.5 senede. Sewdik sewmesine, ama böyle 'Senin için yakarım lan bu dunyayı' değildi işte. Ben onu istedim. O bana vermedi bunu. Bir tek o konuda mukemmel değildi. Zaten 2.5 sene ardından 3 haftada yeni sevgili buldu. Ben her zaman demiştim zaten: 'Sana iyi davranan bi kız olsun, Firste oluşumun hiç bi önemi yok, benim yoklugumu anında kapatırsın.' Kapattı da. Bu yuzden asla pişman olmadım o herşeyiyle mukemmel olan insanla ayrılmaktan. Herkes söyledi. 'Pişman olacaksın'. Hatta suanda benim sevgilim olan insan bile söyledi.'Pişman oluıcaksın firste' . Evet biz o zamanlar arkadastık, şimdiki sevgilimle.Ama olmadım, inadımdan da değil üstelik, yanlızca pişman olmadım. Bana ailem bile kızdı o ilişki bitince, bir tek annem anladı. 'Evet' dedi. 'Sen hiç aşık olmamıştın o çocuga zaten'
Ailenin diğer elemanları bunu anlamakta güçlük çekti tabi. Umrumda mı pek değil açıkcası.
Umursamadım çünkü ben bi karar verdiğim zaman, o karar her zaman dogru çıkıyor. Uzun zaman sürüyor o kararı almam ama yine de en dogrusu oluyor. Çünkü bana göre, belli etmesem bile, Benden Dogrusu Yok Arkadaş!
Ve bu geceye dönersek, insanları izledim uzun uzun. Yazıcak kız arayan gözü dönmüş erkekler, bu gece kimle eve gitsem diye aranan kızlar. Ve ben çok rahattım dans ederken, ilk defa -gerçekten- ne kadar boş butun bunlar dedim. Sonra O'na baktım. 'Nie devamlı bana bakıosun' diye kızdı, ama önemi yoktu.
Ona baktım çünkü, o anda başka kimse yoktu gözümde. Ona baktım cünkü, ondan başka bakacak biri yoktu benim Dunyamda.
Uçlarda yaşamayı seviyorum ben. Ama herşeyi, eğer ucunda ölüm tehlikesi yoksa. Normal olmasın, uçarı olsun birazda kaçarı. Ama yeterki normal olmasın. Normal olan seylerden sıkıldım ben cok uzun zaman önce.
Neyse;
Neden yazmaya başladım unuttum, hele hangi sosyal mesajı verecektim daha da cok unuttum.
1 Kasım 2010 Pazartesi
Akşam Uyandım
Bugun ne kadar çok işim vardı, oysa ben akşam uyandım. Yataktan akşam çıktım. Nasılda güçsüzdüm bu gune başlamaya.Nasılda istemiyordum, uyanmak.Hala toparlayamadım gücümü, günün geri kalanını yaşayabilmek için.
Umursamamak istiyorum artık hayatımı. Zaten kendi hayatımda değil bu. Ne kadar tatlı geliyor her şeyi bırakıp gitmek. Ne kadar tatlı aslında umrumda olmayan şeylerle uğraşmayı bırakabilmek. Ama olmuyor. 6 senelik emek çöpe atılamıyor. Haydi son sene. Son bir kez. Dayanmak lazım. Ama aslında o kadar elden ayaktan kesilmiş durumda ve güvensizimki, bu zaman aralıgının sonunu bir türlü göremiyorum.
Bu bendeki duygu aynen şöyle; Hani delicesine bir şey istersiniz, mesela dışarı çıkmak. Butun plan aylar öncesinden bellidir.Ne giyeceginiz, ne takacagınız, ayakkabınız. İçiniz kıpır kıpırdır. Fakat ters bir şeyler vardır. İçten içe bilirsiniz, eğer bu kadar çok istiyorsanız bir şeyi, o mutlaka gerçekleşmeyecektir. Ve o akşamınızı evde oturarak geçirirsiniz sonuç olarak.
İşte benim önümdeki bu maratonda bana o hissi yaşatıyor. Sanki hiç bitmeyecek, hiç kurtulamayacağım. Ne kadar çabalarsam çabalayayım hep yerimde sayacagım sanki.
Oysaki geçiyor zaman gidiyor. Mesela ben 47 gündür içki içmemişim. Farkında bile değilim. 47 gündür yalnız yattığım her gece ağlayarak uyumuşum. 47 gündür gerçekten eğlenmemişim. Eğlenme isteği uçup gitmiş içimden. Çünkü biliyorumki, tatilde bile olsam, eğlendiğim her anın acısı benden çıkacak. Şimdi 1.5 ay kalmış, geçiçi özgürlüğüme. Ama öyle bir 1.5 ay ki, bu gun olduğu gibi, düşününce uyanmak istemiyorum.
Sonra sil baştan aynı terane, inanamasamda umuyorumki son kez.
Bizimkiler şimdiden hayaller kurmaya başladı. Babam beni yurtdışına yollama hevesinde 3. yabancı dilimi öğrenmem için. Eskiden bende isterdim gitmek, şu anda içimde hiç bir istek kalmadı. Bu arada babamda çalışmak istemiyor artık. Sabahları karşılaştığımızda ikimizin yüzünde de aynı tiksinmiş ifade oluyor. Ama oda kızını okutmak için daha bırakamaz işini. Üstüme gelmiyor ama gözümün içine bakıyor. O benim için çalışıyor, ben onun için okuyorum. Ama aslında sadece uyumak istiyorum. Rüyalarımda, hayatım çok güzel. Ama hep aynı şekilde bitiyor. Hep uyanıyorum. Annem ise seni şu firmaya sokarız, bu firmaya sokarız hesabında. Güle oynaya neşeli neşeli anlatıyor, mezuniyetimden sonra hayatımın nasıl olması gerektiğini. Ve ben sadece dinliyorum. Arada bir 'Hayır benim başka planlarım var.' diyecek oluyorum. Susuyorum. Anlatmaya bile gücüm yok. Bir yanım beni zamanında ciddiye alıp, hayatımın hatasını düzeltmeme yardım etmedikleri için nefret dolu. O yanımı hep susturmaya çalışıyorum. Çünkü onlarda zaten yeterince üzülüyorlar benim bu halimi görünce. Şeytan dürtüyor ama ben onları daha fazla üzmeye kıyamıyorum. Bazen dayanamayıp 'Hay kafama sıçıyım' diyorum yanlarında. Daha 'Haay' derken bile gözlerim doluyor. Yaşlar akıyor. Sonra duramıyorum yanlarında. Kalkıp odama gelip ağlıyorum.
Aslında bir çok kişiye göre ben sadece şımarık bir kızım. Her olanağa sahibim. Herşeyi yapabilirim eğer istersem. Ama istemiyorum işte. Sevmiyorum. Zorla sevdiremiyorum kendime hiç bir şeyi. Mesela babam okurken evlenmiş, bir yandan da çalışmış.Yinede o yoklukta ve daha ne sorumluluklar altındayken okulunu birincilikle bitirmiş. Ben babamın üniversite kuıpasından ne çay ne kahve içebiliyorum. Hatta dokunamıyorum bile. Rafta görünce gözlerimi kaçırıyorum.
Evdeki sessiz hallerim, hırçınlığım, agresifliğim bu yüzden. Öyle olunca yaklaşmıyorlar bana. Bende gözlerimi kaçırmak zorunda kalmıyorum devamlı. O kupayı da dolabın bir köşesine sakladım zaten.
Ben başarısızlığa alışık bir insan olmadım hiç. Ne istediysem başardım. Hep imrenerek bakardı arkadaşlarım bana. Sonra bir yanlış seçim, şimdi bir bataklıktayım, çabaladıkça daha çok batıyorum.
Butun mutsuzluğumun temelinde bu var;
'Ben başarısız olmaya alışamadım. Ben başarısız olmayı kendime yediremedim.'
Umursamamak istiyorum artık hayatımı. Zaten kendi hayatımda değil bu. Ne kadar tatlı geliyor her şeyi bırakıp gitmek. Ne kadar tatlı aslında umrumda olmayan şeylerle uğraşmayı bırakabilmek. Ama olmuyor. 6 senelik emek çöpe atılamıyor. Haydi son sene. Son bir kez. Dayanmak lazım. Ama aslında o kadar elden ayaktan kesilmiş durumda ve güvensizimki, bu zaman aralıgının sonunu bir türlü göremiyorum.
Bu bendeki duygu aynen şöyle; Hani delicesine bir şey istersiniz, mesela dışarı çıkmak. Butun plan aylar öncesinden bellidir.Ne giyeceginiz, ne takacagınız, ayakkabınız. İçiniz kıpır kıpırdır. Fakat ters bir şeyler vardır. İçten içe bilirsiniz, eğer bu kadar çok istiyorsanız bir şeyi, o mutlaka gerçekleşmeyecektir. Ve o akşamınızı evde oturarak geçirirsiniz sonuç olarak.
İşte benim önümdeki bu maratonda bana o hissi yaşatıyor. Sanki hiç bitmeyecek, hiç kurtulamayacağım. Ne kadar çabalarsam çabalayayım hep yerimde sayacagım sanki.
Oysaki geçiyor zaman gidiyor. Mesela ben 47 gündür içki içmemişim. Farkında bile değilim. 47 gündür yalnız yattığım her gece ağlayarak uyumuşum. 47 gündür gerçekten eğlenmemişim. Eğlenme isteği uçup gitmiş içimden. Çünkü biliyorumki, tatilde bile olsam, eğlendiğim her anın acısı benden çıkacak. Şimdi 1.5 ay kalmış, geçiçi özgürlüğüme. Ama öyle bir 1.5 ay ki, bu gun olduğu gibi, düşününce uyanmak istemiyorum.
Sonra sil baştan aynı terane, inanamasamda umuyorumki son kez.
Bizimkiler şimdiden hayaller kurmaya başladı. Babam beni yurtdışına yollama hevesinde 3. yabancı dilimi öğrenmem için. Eskiden bende isterdim gitmek, şu anda içimde hiç bir istek kalmadı. Bu arada babamda çalışmak istemiyor artık. Sabahları karşılaştığımızda ikimizin yüzünde de aynı tiksinmiş ifade oluyor. Ama oda kızını okutmak için daha bırakamaz işini. Üstüme gelmiyor ama gözümün içine bakıyor. O benim için çalışıyor, ben onun için okuyorum. Ama aslında sadece uyumak istiyorum. Rüyalarımda, hayatım çok güzel. Ama hep aynı şekilde bitiyor. Hep uyanıyorum. Annem ise seni şu firmaya sokarız, bu firmaya sokarız hesabında. Güle oynaya neşeli neşeli anlatıyor, mezuniyetimden sonra hayatımın nasıl olması gerektiğini. Ve ben sadece dinliyorum. Arada bir 'Hayır benim başka planlarım var.' diyecek oluyorum. Susuyorum. Anlatmaya bile gücüm yok. Bir yanım beni zamanında ciddiye alıp, hayatımın hatasını düzeltmeme yardım etmedikleri için nefret dolu. O yanımı hep susturmaya çalışıyorum. Çünkü onlarda zaten yeterince üzülüyorlar benim bu halimi görünce. Şeytan dürtüyor ama ben onları daha fazla üzmeye kıyamıyorum. Bazen dayanamayıp 'Hay kafama sıçıyım' diyorum yanlarında. Daha 'Haay' derken bile gözlerim doluyor. Yaşlar akıyor. Sonra duramıyorum yanlarında. Kalkıp odama gelip ağlıyorum.
Aslında bir çok kişiye göre ben sadece şımarık bir kızım. Her olanağa sahibim. Herşeyi yapabilirim eğer istersem. Ama istemiyorum işte. Sevmiyorum. Zorla sevdiremiyorum kendime hiç bir şeyi. Mesela babam okurken evlenmiş, bir yandan da çalışmış.Yinede o yoklukta ve daha ne sorumluluklar altındayken okulunu birincilikle bitirmiş. Ben babamın üniversite kuıpasından ne çay ne kahve içebiliyorum. Hatta dokunamıyorum bile. Rafta görünce gözlerimi kaçırıyorum.
Evdeki sessiz hallerim, hırçınlığım, agresifliğim bu yüzden. Öyle olunca yaklaşmıyorlar bana. Bende gözlerimi kaçırmak zorunda kalmıyorum devamlı. O kupayı da dolabın bir köşesine sakladım zaten.
Ben başarısızlığa alışık bir insan olmadım hiç. Ne istediysem başardım. Hep imrenerek bakardı arkadaşlarım bana. Sonra bir yanlış seçim, şimdi bir bataklıktayım, çabaladıkça daha çok batıyorum.
Butun mutsuzluğumun temelinde bu var;
'Ben başarısız olmaya alışamadım. Ben başarısız olmayı kendime yediremedim.'
Baca Temizleme
Bir şeyler yazmam lazım benim. Aklımdan geçenlerin farkında bile değilken, düşüncelerimin ağırlıgında ezilirmiş gibi hissediyorum kendimi. Aklım bomboş gibi, bir an sonrasında birleştiremediğim kelimelerin sesleri yankılanıyor ruhumun her köşesinde. Bakalım neler çıkacak şimdi.
'Baca temizleme' diye bir terim öğrenmiştim zamanında okuduğum bir kitapta. Irvın D. Yalom olması lazım yazarın. Tam doğru hatırlamıyor olabilirim. Ya 'Nietzsche Ağladığında' yada 'Divan' kitabında geçiyordu o terim. Anlamı şudur ki, düşünmeden konuşmaya başlıyorsunuz. Cümle kurmak zorunda bile değilsiniz.Öylesine kelimeler bile olabilir. Bir yerden sonra bilinciniz kontrolunu kaybediyor. Değişik bir şekilde sizi neyin rahatsız ettiğini, neyin mutlu ettiğini, aslında neler düşünmekte olduğunuzu çözmüş oluyorsunuz baca temizleme sonunda. Hemde saçma sapan konuşarak. Saçma sapan konuşarak buluyorsunuz yitirdiğiniz anlamlarınızı. Evet farkındayım pek anlamlı gelmiyor su anda yazdıklarım. Bekleyin.
Bir arkadasım vardı. Şimdilerde sadece sanal alemde, karşılıklı fotograflara yorum yapmaktayız. O kitabı ikimizde okumuştuk. Bazen saatlerce baca temizleme yapardık karşılıklı. Bazen sevgilimizle kavga ettiğimiz için ağladığımızı sanırken, aslında sadece annemize sinirli olduğumuzu anlardık. Bazende ne kadar sıkılıyoruz aslında diye başlayıp, aslında hayatlarımızdan ne kadar memnun iki genç kız olduğumuzu çözerdik bu baca temizlemeler sonunda. Onun dışında kimseye baca temizleme yapmadım ben. Ayna karşısında kendime bile. Belki artık bir insana, benim katıksız düşüncelerimi paylaşacak kadar güvenmediğim içindir, belki de kimsenin baca temizleme yapacak kadar cesaretli olmayışındandır.Bilmiyorum. Belki de sorun bendedir. Düşüncelerimin somut haline katlanabilirken, soyut hallerine dayanamadığımdandır. O arkadaşım, benden sonra birine baca temizleme yapabildi mi bilmiyorum. Umarım yapabilmiştir. İnsanlara olan güvenini koruyabilmiştir. Ben koruyamadım. En azından onu biliyorum kendimle ilgili.
Nereye gelecektim unuttum bunları yazarken. Baca temizleme yaparmış gibi yazmışım sanki. Yinede kontrolluyum. Mesela aklımda 2-3 gundur dönüp duran bir cümle var. O cümleye uygun bir yazı cıksın istiyorum ortaya. Romantik sevimli. Ama cümlem beni o kadar etkiliyorki, düşüncelerimde bile o cümleyi takip etmeye değer bir cümle gelmiyor aklıma. O cümleyi bilmiyorsunuz. Belki de asla öğrenmezsiniz. Belki de sadece o cümleyi hissettiren kişi öğrenir günün birinde. Belki değer vermez benim verdiğim kadar. Kim bilir?
Her paragrafta başka yerlere gidiyorum. Aslında zihnen bir yere gitmek yerine, fiziksel olarak uzaklaşmak istiyorum çoğu zaman. Ama daha zincirlerimden kurtulamadım. Zincirlerimden kurtulunca da gitmek istemem. Eminim. Bütün ihtiyaçlar, onları karşılayabilcek konuma geldikten sonra, anlamlarını yitirir.
Şimdi mesela yazıp rahatladım ya, daha fazla devam etmemin anlamı kalmadı pek. Bi dahakine işala.
Buda baca temizleme kıvamında bir yazı oluvermiş olsun.
'Baca temizleme' diye bir terim öğrenmiştim zamanında okuduğum bir kitapta. Irvın D. Yalom olması lazım yazarın. Tam doğru hatırlamıyor olabilirim. Ya 'Nietzsche Ağladığında' yada 'Divan' kitabında geçiyordu o terim. Anlamı şudur ki, düşünmeden konuşmaya başlıyorsunuz. Cümle kurmak zorunda bile değilsiniz.Öylesine kelimeler bile olabilir. Bir yerden sonra bilinciniz kontrolunu kaybediyor. Değişik bir şekilde sizi neyin rahatsız ettiğini, neyin mutlu ettiğini, aslında neler düşünmekte olduğunuzu çözmüş oluyorsunuz baca temizleme sonunda. Hemde saçma sapan konuşarak. Saçma sapan konuşarak buluyorsunuz yitirdiğiniz anlamlarınızı. Evet farkındayım pek anlamlı gelmiyor su anda yazdıklarım. Bekleyin.
Bir arkadasım vardı. Şimdilerde sadece sanal alemde, karşılıklı fotograflara yorum yapmaktayız. O kitabı ikimizde okumuştuk. Bazen saatlerce baca temizleme yapardık karşılıklı. Bazen sevgilimizle kavga ettiğimiz için ağladığımızı sanırken, aslında sadece annemize sinirli olduğumuzu anlardık. Bazende ne kadar sıkılıyoruz aslında diye başlayıp, aslında hayatlarımızdan ne kadar memnun iki genç kız olduğumuzu çözerdik bu baca temizlemeler sonunda. Onun dışında kimseye baca temizleme yapmadım ben. Ayna karşısında kendime bile. Belki artık bir insana, benim katıksız düşüncelerimi paylaşacak kadar güvenmediğim içindir, belki de kimsenin baca temizleme yapacak kadar cesaretli olmayışındandır.Bilmiyorum. Belki de sorun bendedir. Düşüncelerimin somut haline katlanabilirken, soyut hallerine dayanamadığımdandır. O arkadaşım, benden sonra birine baca temizleme yapabildi mi bilmiyorum. Umarım yapabilmiştir. İnsanlara olan güvenini koruyabilmiştir. Ben koruyamadım. En azından onu biliyorum kendimle ilgili.
Nereye gelecektim unuttum bunları yazarken. Baca temizleme yaparmış gibi yazmışım sanki. Yinede kontrolluyum. Mesela aklımda 2-3 gundur dönüp duran bir cümle var. O cümleye uygun bir yazı cıksın istiyorum ortaya. Romantik sevimli. Ama cümlem beni o kadar etkiliyorki, düşüncelerimde bile o cümleyi takip etmeye değer bir cümle gelmiyor aklıma. O cümleyi bilmiyorsunuz. Belki de asla öğrenmezsiniz. Belki de sadece o cümleyi hissettiren kişi öğrenir günün birinde. Belki değer vermez benim verdiğim kadar. Kim bilir?
Her paragrafta başka yerlere gidiyorum. Aslında zihnen bir yere gitmek yerine, fiziksel olarak uzaklaşmak istiyorum çoğu zaman. Ama daha zincirlerimden kurtulamadım. Zincirlerimden kurtulunca da gitmek istemem. Eminim. Bütün ihtiyaçlar, onları karşılayabilcek konuma geldikten sonra, anlamlarını yitirir.
Şimdi mesela yazıp rahatladım ya, daha fazla devam etmemin anlamı kalmadı pek. Bi dahakine işala.
Buda baca temizleme kıvamında bir yazı oluvermiş olsun.
29 Ekim 2010 Cuma
Cumhuriyet
Cumhuriyetle, Atatürkle ilgili yazılacak onlarca cümle olmasına karşılık, yinede 'Cumhuriyet Bayramınız Kutlu Olsun' diyoruz sadece. Kutlu olsun tabi, bir de mutlu olsun. Ama keşke Cumhuriyeti kutlama ve sahip çıkma mantelitemiz facebookta değiştirdiğimiz 3-5 fotograftan öteye geçebilse.
Mesela biz öğrenciler, ülkenin gelecekleri, şöyle cümleler kurmasak 'Oley be 29 ekim, okullar tatil.' İtiraf ediyorum, bu düşünce benimde aklımdan geçti. Sonra bu Cumhuriyetin nasıl kurulduğunu, kimlerin ne fedakarlıklar yaptığını düşününce utandım. Hala da utanıyorum. Keşke herkes benim gibi utanabilse.
Önümüzde Kurban Bayramı var. Dini bayram. Milli bayramlardan çok daha önemli(!). Eminim ona, Cumhuriyet Bayramına yapılan hazırlıklardan çok daha fazlası yapılacaktır. Yapılmalıdır da, fakat keşke Cumhuriyet Bayramı'na da gereken önem verilse, halk tarafından ve yönetim tarafından.
Ülke ikiye bölünmüş durumda, ne 'Evet' diyenler Cumhuriyet karşıtı, ne 'Hayır' diyenler Allahsız. Ama nedense iki tarafta birbirine düşman ediliyor gün geçtikçe. Oysaki bir futbol maçı seyretmiyoruz. Ne taraflar var nede taraftar. Hepimiz bu ülkenin çocuklarıyız. Hepimiz Cumhuriyet çocuklarıyız. Arada her aileden çıkabiliecek kötü tohumlarda yok değil. Var. Fakat eninde sonunda hepimiz aynı topraga gidecegiz. Sonunda hepimiz bu ülkenin evlatlarıyız. Din, milliyet, ırk, dil ayrımı olmadan.
VE bu bayram hepimizin bayramı. Bu bayram Cumhuriyet Bayramı. Biz, sahip olduğumuz her şeyi bu Cumhuriyet'e ve onu kuran Atatürk'e borçluyuz. CUMHURİYET BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN!
Mesela biz öğrenciler, ülkenin gelecekleri, şöyle cümleler kurmasak 'Oley be 29 ekim, okullar tatil.' İtiraf ediyorum, bu düşünce benimde aklımdan geçti. Sonra bu Cumhuriyetin nasıl kurulduğunu, kimlerin ne fedakarlıklar yaptığını düşününce utandım. Hala da utanıyorum. Keşke herkes benim gibi utanabilse.
Önümüzde Kurban Bayramı var. Dini bayram. Milli bayramlardan çok daha önemli(!). Eminim ona, Cumhuriyet Bayramına yapılan hazırlıklardan çok daha fazlası yapılacaktır. Yapılmalıdır da, fakat keşke Cumhuriyet Bayramı'na da gereken önem verilse, halk tarafından ve yönetim tarafından.
Ülke ikiye bölünmüş durumda, ne 'Evet' diyenler Cumhuriyet karşıtı, ne 'Hayır' diyenler Allahsız. Ama nedense iki tarafta birbirine düşman ediliyor gün geçtikçe. Oysaki bir futbol maçı seyretmiyoruz. Ne taraflar var nede taraftar. Hepimiz bu ülkenin çocuklarıyız. Hepimiz Cumhuriyet çocuklarıyız. Arada her aileden çıkabiliecek kötü tohumlarda yok değil. Var. Fakat eninde sonunda hepimiz aynı topraga gidecegiz. Sonunda hepimiz bu ülkenin evlatlarıyız. Din, milliyet, ırk, dil ayrımı olmadan.
VE bu bayram hepimizin bayramı. Bu bayram Cumhuriyet Bayramı. Biz, sahip olduğumuz her şeyi bu Cumhuriyet'e ve onu kuran Atatürk'e borçluyuz. CUMHURİYET BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN!
22 Ekim 2010 Cuma
Bir Küllük, İki Küllük
Bir sigara , bir sigara dersin bir bakmışın dolmuş taşmış o kültablası. Gidipte boşaltmaya takatin olmaz. Sonra uçuşmaya başlar o küller. Dumanaltı olan o ewde, tıkanır cigerlerin. Kendi kendine geçer dersin.
Sonra bir sigara daha dersin. 'Bir sigara daha yakmak vaktidir şimdi.'
İnsandır en acımasız olan dedim ya, hep bir şeyler bekler seninde beklediğin gibi. Hep alacak, hiç vermeyecek. Hem sende insansın anlamayacaksın nasılsa. Kimlerin senin için neler yaptığını. Telepatik falanda değilsin üstelik. Kimin kafasından ne geçiyor bilemessin asla. Bilmediğin için suçlanırsın.
Her seferinde yeni bir şeyler öğrendim ben. İlk aşkımda bir insanı ne kadar sewme kapasitem olduğunu öğrendim. Sonrasında yalan söylemenin nefes almak kadar kolay olduğunu öğrendim. Aldatılmanın somutlaştığına şahit oldum. Tam büyüdüm dedim. Eski hatalara yer yok. O zamanda umursanmamanın ne demek olduğunu öğrendim. Ben giderken beni kimsenin tutmadığını gördüm.
Şimdide alttan almayı öğreniyorum. Her olayın bana karşı dönmesini öğreniyorum. En zoru bu geliyor. Oysa ben ne çok biliyorum sewmeyi. Oyunsuz sevmeyi, bahanesiz sewmeyi.
Herkesin bir açıklaması var kırdığı insanlar için. 'Şöyle oldu, böyle oldu.Ondan öyle yaptım.' Önemli değil aslında neler olduğunu bilip bilmemen.
Ben pek fazla kırmak istemiyorum insanları. Çünkü açıklayamıorum sonra. Açıklayamayınca benim içime dert oluyor. Eninde sonunda, o yürekteki ağırlıklar gelip hep beni buluyor.
Uzun zamandır bu kadar karamsar bir yazı yazmamıştım. Sanki cümlelerin kendi karakterleri olabilirmiş gibi.Karamsar cümleler çıkıyor. Şunu da söylemeden geçemicem:
'Benim mutlu halime, diğerleri depresyon diyor'.
Mutsuz halimi siz düşünün.
Hem bunların hepsi hayal ürünü. Belkide kötü bir rüya gördüm sadece.
Neyse nasılsa uyanınca geçecek.
Sonra bir sigara daha dersin. 'Bir sigara daha yakmak vaktidir şimdi.'
İnsandır en acımasız olan dedim ya, hep bir şeyler bekler seninde beklediğin gibi. Hep alacak, hiç vermeyecek. Hem sende insansın anlamayacaksın nasılsa. Kimlerin senin için neler yaptığını. Telepatik falanda değilsin üstelik. Kimin kafasından ne geçiyor bilemessin asla. Bilmediğin için suçlanırsın.
Her seferinde yeni bir şeyler öğrendim ben. İlk aşkımda bir insanı ne kadar sewme kapasitem olduğunu öğrendim. Sonrasında yalan söylemenin nefes almak kadar kolay olduğunu öğrendim. Aldatılmanın somutlaştığına şahit oldum. Tam büyüdüm dedim. Eski hatalara yer yok. O zamanda umursanmamanın ne demek olduğunu öğrendim. Ben giderken beni kimsenin tutmadığını gördüm.
Şimdide alttan almayı öğreniyorum. Her olayın bana karşı dönmesini öğreniyorum. En zoru bu geliyor. Oysa ben ne çok biliyorum sewmeyi. Oyunsuz sevmeyi, bahanesiz sewmeyi.
Herkesin bir açıklaması var kırdığı insanlar için. 'Şöyle oldu, böyle oldu.Ondan öyle yaptım.' Önemli değil aslında neler olduğunu bilip bilmemen.
Ben pek fazla kırmak istemiyorum insanları. Çünkü açıklayamıorum sonra. Açıklayamayınca benim içime dert oluyor. Eninde sonunda, o yürekteki ağırlıklar gelip hep beni buluyor.
Uzun zamandır bu kadar karamsar bir yazı yazmamıştım. Sanki cümlelerin kendi karakterleri olabilirmiş gibi.Karamsar cümleler çıkıyor. Şunu da söylemeden geçemicem:
'Benim mutlu halime, diğerleri depresyon diyor'.
Mutsuz halimi siz düşünün.
Hem bunların hepsi hayal ürünü. Belkide kötü bir rüya gördüm sadece.
Neyse nasılsa uyanınca geçecek.
Farklı olacaksan
Merak etme, herkesin olduğu kadar insansın sende. Canın yandığı kadar insansın. Acı çektiğin kadar hayatın içindesin. Tam o kadar, tam ortasındasın. Kimse hatırlamaz hem güneşli günlerini, kara bulutları düşündüğü kadar. O bulutların altında koşmanın cesaret gerektirdiğini bilir misin?
Korkma, herkes kadar kanıyor yaraların. Düştüğünde kanamıyorsa eğer dizlerin, düşmemen gerektiğini öğrenemezsin. Ateşlerde yanmazsan biri için tüm kalbinle, ateşle oynamaman gerektiğini öğrenemezsin. Birbiri için yanan insanların çektiği acı hazzı tattın mı sen?
Düşünme incittiklerini. Herkesin kırdığı kadar kırıyorsun sende insanları. Hem unutma, insandan daha acımasız bir canlı yok şu hayatta. Acımasız olduğun kadar hoşgörülü olduğunun da farkında mısın?
Utanma kıskandığın için. Herkesin kıskandığı kadar kıskanıyorsun sende, istediklerine sahip olanları. Hem belki dışarda bir yerlerde seni de kıskananlar vardır. Bilebilir misin?
Silme gözyaşlarını. Sende herkes gibi ağlıyorsun üzülünce. Herkes gibi ıslatıyor gözyaşların yanaklarını. Seninde gözyaşların şeffaf. O gözyaşlarının tuzlu tadını bilir misin?
Saklama korkularını. Korkmak insana mahsus. Korkmazsan eğer, her kötülüğü yaparsın. Kötülük yaparak farklılaşma insanlardan. Aynı olmanın verdiği rahatlamayı hiç yaşadın mı daha önce?
Asla ardına bakma, asla karıştırma geçmişini insanların. Herkesin az biraz sırları var. Senin de sahip olduğun gibi. Kendi sırlarına sahip çıktığın gibi, sahip çık o sırlara, bilmesen bile. Sırları ortaya çıkan insanların, ne kadar mahvolduğuna şahit oldun mu?
Yanlızım diye üzülme. Sandığın kadar yalnız değilsin sen. Hissetiğin duyguları, an be an hisseden birileri de var dışarda. Tanıyor olman gerekmez. Bilmen gerekmez. Bir gece yarısı ylnızlığın dostluğunu hissettin mi hiç içinde?
Deneme insanları. Benim gibi düşünüyorlar mı acaba diye sorgulama. Hem herkes kendi penceresinden haklıdır bu Dünya'da. Unutma Hayat sadece senin tecrubelerinden ibaret değil.
Senin dışında da dönüyor bu Dünya, hissedebildin mi hızını?
Bir saniye tereddüt etme, istediklerini ifade etmekten. Beklentiler içinde geçmesin hayatın. Sesleri olsun arzuladıklarının. Suskun kalmasınlar hiç bir zaman. Bir insanın istediklerinin gerçekleşmesi nasıl güzel bir duygudur bilir misin?
Yıldırmasın bu Hayat seni. Düştüğün gibi kalkmasını da bil. Yanlış yaptığında, düzeltmesini de öğren. Zorlanmadan, başaracağını düşünme, başarının anlamını basitleştirme, hafife alma. Önce başarısız olup, sonra zirveye tırmanın keyfini bilir misin sen?
Ama illaki farklı olacaksan eğer, kahkahalarınla farklı ol. Gülüşlerin hiç solmasın. Dudaklarınla beraber gözlerinde gülsün.
Hem sen ağlarken gülmenin ne demek olduğunu bilir misin?
Korkma, herkes kadar kanıyor yaraların. Düştüğünde kanamıyorsa eğer dizlerin, düşmemen gerektiğini öğrenemezsin. Ateşlerde yanmazsan biri için tüm kalbinle, ateşle oynamaman gerektiğini öğrenemezsin. Birbiri için yanan insanların çektiği acı hazzı tattın mı sen?
Düşünme incittiklerini. Herkesin kırdığı kadar kırıyorsun sende insanları. Hem unutma, insandan daha acımasız bir canlı yok şu hayatta. Acımasız olduğun kadar hoşgörülü olduğunun da farkında mısın?
Utanma kıskandığın için. Herkesin kıskandığı kadar kıskanıyorsun sende, istediklerine sahip olanları. Hem belki dışarda bir yerlerde seni de kıskananlar vardır. Bilebilir misin?
Silme gözyaşlarını. Sende herkes gibi ağlıyorsun üzülünce. Herkes gibi ıslatıyor gözyaşların yanaklarını. Seninde gözyaşların şeffaf. O gözyaşlarının tuzlu tadını bilir misin?
Saklama korkularını. Korkmak insana mahsus. Korkmazsan eğer, her kötülüğü yaparsın. Kötülük yaparak farklılaşma insanlardan. Aynı olmanın verdiği rahatlamayı hiç yaşadın mı daha önce?
Asla ardına bakma, asla karıştırma geçmişini insanların. Herkesin az biraz sırları var. Senin de sahip olduğun gibi. Kendi sırlarına sahip çıktığın gibi, sahip çık o sırlara, bilmesen bile. Sırları ortaya çıkan insanların, ne kadar mahvolduğuna şahit oldun mu?
Yanlızım diye üzülme. Sandığın kadar yalnız değilsin sen. Hissetiğin duyguları, an be an hisseden birileri de var dışarda. Tanıyor olman gerekmez. Bilmen gerekmez. Bir gece yarısı ylnızlığın dostluğunu hissettin mi hiç içinde?
Deneme insanları. Benim gibi düşünüyorlar mı acaba diye sorgulama. Hem herkes kendi penceresinden haklıdır bu Dünya'da. Unutma Hayat sadece senin tecrubelerinden ibaret değil.
Senin dışında da dönüyor bu Dünya, hissedebildin mi hızını?
Bir saniye tereddüt etme, istediklerini ifade etmekten. Beklentiler içinde geçmesin hayatın. Sesleri olsun arzuladıklarının. Suskun kalmasınlar hiç bir zaman. Bir insanın istediklerinin gerçekleşmesi nasıl güzel bir duygudur bilir misin?
Yıldırmasın bu Hayat seni. Düştüğün gibi kalkmasını da bil. Yanlış yaptığında, düzeltmesini de öğren. Zorlanmadan, başaracağını düşünme, başarının anlamını basitleştirme, hafife alma. Önce başarısız olup, sonra zirveye tırmanın keyfini bilir misin sen?
Ama illaki farklı olacaksan eğer, kahkahalarınla farklı ol. Gülüşlerin hiç solmasın. Dudaklarınla beraber gözlerinde gülsün.
Hem sen ağlarken gülmenin ne demek olduğunu bilir misin?
21 Ekim 2010 Perşembe
Unut-mak
Bazı özel insanlar vardır hayatında. Ona olan sevgin hiç bitmeyecek, hayatından hiç çıkmayacak sanırsın. O kadar çok değer verirsinki o anda ona, anlamaz. Sen onun için, onun sende olduğu kadar değerli olmazsın asla. Zaten karşılıklı olsa hayatta her duygu, hiç acı çekmezsin. 'Hayat acımasız' demezsin. Böyle bi ütopyada yaşayıp gidersin.
Ama o insanlar hiç kalmaz hayatında. Unutursun sende yavaş yavaş. Kimse ölmez bir insan hayatından çıktığı için.Kim olursa olsun. İntahar edersen o başka. Ama yapma, onu yapma işte.Unutursun arkadaş, zorlada olsa unutursun.
Bazı özel günler vardır hayatında. O tarihleri kazırsın aklının, kalbinin bir köşesine. Hangisi daha güçlüyse, kaydedersin bir köşeye. Sonra bir bakarsın, aylar, yıllar olmuş o gunleri anmayalı. Üzülmezsin bile. Anlamı bile kalmaz hatta. Hatta farketmezsin bile. Birileri hatırlatırsa 'Amaan' dersin. 'Ben miydim o insan?'. Unutursun arkadaş, zorlada olsa unutursun.
Hep hayatının son dönemlerinde olan insanları hatırlarsın. Eş, dost, sevgili farketmez. O insanların dogumgunlerini unutmazsın mesela. Ya da beraber nasıl çılgınlar gibi eğlendiğinizi, ağlayarak dertleştiğinizi, haftanın hangi gunleri rakı, hangi günleri bira içtiğinizi unutmazsın. Paylaşım hep devam eder çünkü onlarla. Bazen oturup sabahlara kadar anılarınızdan bahsedersiniz. Unutmak ne mümkün, ve gerçekten o insanları kaybetmek istemezsin. 'Gitmesinler, ben bu anıları, bu gülüşleri hiç unutmayayım' dersin.
İyi güzelde o insanları bulacak kadar şanslı mı sandın kendini?
Bir arkadasım var mesela öyle 15 senelik arkadasım falan değil. En fazla 6 sene. Ama o altı senenin her anında yanımda. Bir gun vardı beraber tekila içtiğimiz. İçersin, içemezsin. Sarhoş olursun, olmazsın. İçtim, oturduğum gibide kalktım. Karaciğer sağlam o zamanlar. Ama o arkadaş benimle hala tekila içmez. Ben varsam ağzına sürmez. Ben en çok onunla tekila içmemeyi severim hatta. Ben en çok onunla tekila içmediğimizi hatırlamak isterim.
Tabi öyle herkesi hafizandan silemezsin. Bazı flu anılar kalır aklında. O kadarda değil. Ama benim için bir anlamı kalmıyor, o hayatımdan çıkıp giden insanların, onlarla olan anıların. Çünkü bir insan benim hayatımdan çıktıysa, mutlaka bana bir çok kötülük yapmıştır. Üzmüştür, kırmıştır beni defalarca. Öyle bir anda silmem, ama silince de herşey biter işte o anda. Yinede bana kalan o flu anılarla hatırlarım nasıl bir değişim geçirdiğimi.
Mesela ben çok dedim insanlara;
'Ben unuttum çoktan, sende unutsan iyi edersin.'
Ama tabi bu sadece benim, zaten ben hiç bir zaman tam doğru olmadım.
Ama o insanlar hiç kalmaz hayatında. Unutursun sende yavaş yavaş. Kimse ölmez bir insan hayatından çıktığı için.Kim olursa olsun. İntahar edersen o başka. Ama yapma, onu yapma işte.Unutursun arkadaş, zorlada olsa unutursun.
Bazı özel günler vardır hayatında. O tarihleri kazırsın aklının, kalbinin bir köşesine. Hangisi daha güçlüyse, kaydedersin bir köşeye. Sonra bir bakarsın, aylar, yıllar olmuş o gunleri anmayalı. Üzülmezsin bile. Anlamı bile kalmaz hatta. Hatta farketmezsin bile. Birileri hatırlatırsa 'Amaan' dersin. 'Ben miydim o insan?'. Unutursun arkadaş, zorlada olsa unutursun.
Hep hayatının son dönemlerinde olan insanları hatırlarsın. Eş, dost, sevgili farketmez. O insanların dogumgunlerini unutmazsın mesela. Ya da beraber nasıl çılgınlar gibi eğlendiğinizi, ağlayarak dertleştiğinizi, haftanın hangi gunleri rakı, hangi günleri bira içtiğinizi unutmazsın. Paylaşım hep devam eder çünkü onlarla. Bazen oturup sabahlara kadar anılarınızdan bahsedersiniz. Unutmak ne mümkün, ve gerçekten o insanları kaybetmek istemezsin. 'Gitmesinler, ben bu anıları, bu gülüşleri hiç unutmayayım' dersin.
İyi güzelde o insanları bulacak kadar şanslı mı sandın kendini?
Bir arkadasım var mesela öyle 15 senelik arkadasım falan değil. En fazla 6 sene. Ama o altı senenin her anında yanımda. Bir gun vardı beraber tekila içtiğimiz. İçersin, içemezsin. Sarhoş olursun, olmazsın. İçtim, oturduğum gibide kalktım. Karaciğer sağlam o zamanlar. Ama o arkadaş benimle hala tekila içmez. Ben varsam ağzına sürmez. Ben en çok onunla tekila içmemeyi severim hatta. Ben en çok onunla tekila içmediğimizi hatırlamak isterim.
Tabi öyle herkesi hafizandan silemezsin. Bazı flu anılar kalır aklında. O kadarda değil. Ama benim için bir anlamı kalmıyor, o hayatımdan çıkıp giden insanların, onlarla olan anıların. Çünkü bir insan benim hayatımdan çıktıysa, mutlaka bana bir çok kötülük yapmıştır. Üzmüştür, kırmıştır beni defalarca. Öyle bir anda silmem, ama silince de herşey biter işte o anda. Yinede bana kalan o flu anılarla hatırlarım nasıl bir değişim geçirdiğimi.
Mesela ben çok dedim insanlara;
'Ben unuttum çoktan, sende unutsan iyi edersin.'
Ama tabi bu sadece benim, zaten ben hiç bir zaman tam doğru olmadım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
