8 Aralık 2010 Çarşamba

Ne demek? Ne ne demek?

Kac gunlerden beri sormaya çekiniyorum. Kac zamandır blogum var fakat kendimi pek bi noob (acemi gibi bisi) hissediyorum. Sorsam kimse dalga geçmeyecek biliyorum. Ama utanıyorum işte.
Nası atladım ben bu ayrıntıyı.
2-3 cümle yazıcaz diye açtık blogu, şimdi düştüğümüz duruma bak. Yok yok olmayacak soramıcam. Herkeste biliyor. Sahi nerden öğrenmişler? Ben niye öğrenemedim?
Tamam sormadığım için.Ama herkes sorarak mı öğrenmiş ki?
Neyse eğer sadece 1 kere karşıma çıksaydı, unutacaktım. Fakat her yerde görüyorum. Meraklanıyorum.

Neyse, Yahu şu MiM'lenmek ne demek, biri bana açıklayabilir mi?

Hem bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp dimi?

Without You

Önce gülüşün soldu yüzümde
Sonra rengin silindi gözlerimden
Tenime fazla geldi tenin
Öpücüklerin yaktı yanaklarımı
Nefesinin dokunuşunu hissedemez oldum

Saldırdı varlığın ruhuma
Kelimelerimi duymadın
İçimde kaybettim seni
Bulmaya çalışmadım

Senden sonra umudumu kaybettim
Giderken tutmadın
Ve suçlu olanda bendim
Dönüp arkama bakmadım

Gözlerimden akmadı yokluğun
Ellerim isyan etmedi yalnızlığa
Dizlerimi kendime çekip oturmadım
'O şimdi kimle' demedim

Sensizlik bozmadı dengemi
Kendimi ararken kuytularda
Üzgünüm, O sen değildin
 Ve Üzgünüm, ben sen değildim.







7 Aralık 2010 Salı

Abomine

Hoho çok sacmalamak istiyorum şuanda, çünkü hayatım çok sıkıcı, çünkü ders çalışmaktan kafayı yicem, çünkü tek eğlencem burası.(hoho yazarken, seslendirdim de, eğlendim)

Sinir bozucu bi insan oluyorum bazen. Mesela birisi 'Nası açım arkadaş ya' dediğinde ben 'Nası' diye sorarım.Sonra birisi 'Surda noldu bilio musun, Dun noldu bilio musun?' şeklinde bişi sorarsa, ben 'Bilmiyorum' diye cevaplıyorum.Refleksif.Yapcak bişi yok.Sonra bazen iğrenç espriler yaparım, bir tek ben gülerim katıla katıla.
Sabah 9da sınavımız var, ama suanda gece tırnak kesmeli mi kesmemeli mi, cam açık bırakmalı mı bırakmamalı mı onu tartışıyoruz.
Hee sınavda da bunlar çıkacak zaten.He tamam.
Çalıştık gibi sanki ya, ya da çalışmadık bilmiyorum. Abomine oldu kafam. Evet böyle bi kelime yok turkçede, ama siz yinede anladınız. 'Ambele' yada 'Ambale' 'Ambıl' artık o kelime neyse, onun yerine kullanmak için türettik arkadaşlarla. Daha şimdiye kadar anlamayan çıkmadı.Yada 'Abomine mi, o ne ola ki?' diyen de çıkmadı. Hem 'Abomine' olmak, 'Ambıl' olmaktan çok daha iyi bişi bence.



Ho-Ho ben delirdimm,Başka kimse var mı deliren?
Nası Nası?
Bu arada hepimiz kronik yorgunuz.
Nası nası?

6 Aralık 2010 Pazartesi

Çeliştim

Cok çelişiyorum ben kendimle. Bir öyleyim, bir böyle. Anlamıyorlar diyorum, aslında ne kadar çocukca oldugunu bilerek, ama ben bile kendimi anlayamıyorum. Aklıma cümleler geldi, sabah yazarım dedim. Arkasından bilgisayarı açıp yazmaya başladım.Kovalayan var çünkü dimi?

Mesela uykum gelsin diye çikolatalı süt-sigara içiyorum yatmadan önce,uykum gelmiyor. Kalkınca kahve-sigara içiyorum uykum kaçsın diye kaçmıyor.Aslında astımım var ve sigara içmemem lazım ama b.kunu çıkarıyorum. Alkolle birleşince krize bile giriyorum. Üstelik alkolun, bu durumla alakası bile yok. Sonra ben kıskanç bi insan değilim diyorum, en çok ben kıskanıyorum. Çok çalıştım kesin 100 diyorum, 0 alıyorum. 0 alıcam diyip, en yüksek notu alıyorum. Zayıflamak istiyorum diyorum, saniyesinde pizza,mc'donalds siparişi veriyorum.(Allah belanı versin yemeksepeti) Sevgiliden ayrılınca 'Ohh gelsin yeni aşklar heyecanlar' diyorum. 2 saniye sonra 'Aman kim uğraşacak, yeni bi insan bulmaya,tanımaya,anlamaya' diyorum. Uyumam lazım diye eve geliyorum, uyumuyorum. Sabah ders çalışcam diye kalkıyorum, kitap açmıyorum, yanıma kar kalan butun gun hayalet gibi dolaşmak oluyor. Gece dışarı çıkıp deli gibi eğlenmek istiyorum, plan yapıldıktan sonra üşenip vazgeçiyorum. Arkadaşlarımı özledim diyorum, sonra onlara bile tahammul edemiyorum içmeden. Erkek arkadasıma 'Git arkadaşlarına zaman ayır onlarla takıl' diyorum, sonra 'Bana hiç zaman ayırmıyosun' diye tribe giriyorum.

Şiir yazıcam diye başlıyorum(ki eskiden şiir yazardım), sonra bi bakmışım düz yazıya dönmüş kelimeler.İktisat/işletme okumak istemiyorum dedim, sonra aslında öyle bişi okumak istediğimi farkettim. Ama yinede bu sene sonunda mühendis çıkacağım.Ailemle yaşamaktan şikayet ediyorum, kendi düzenim olsun istiyorum. Sonra ayrı eve çıktığımı düşününce, 'Onları her gün görmeden yaşayamam' diyorum. Hiç bir şeye zamanım yok diyorum, oturup dizi seyrediyorum. Günler keşke 36 saat olsa, 24 saat yetmiyor diyorum, sonra da 'Hadi bitsin bu gun de artık bee' diyorum.

Kısacası ben kendimle çok çelişiyorum arkadaş, yazana kadar ben bile bu bu kadar çeliştiğimi farketmemiştim.

Gelmisler guya

Uyumam lazım, uyuyup uyanmamam lazım. Son zamanlarda sabahları gözümü açma nedenim sadece bu blogum sanırım.'S.k...m yaa' diye uyanmadığımda yani. Topik söyledi. Geçen gün aynen öyle küfrederek kalkmışım yataktan. Kendime geldiğimde duşun altındaydım. Sanki sarhoş olmuşum gibi yataktan banyoya kadar nası ilerledim hatırlamıyorum. O kadar inanmışım uyanmamaya.

Birde yine geçen gece,3 gece önce sanırım, yine Topikle uyurken yanyana, enteresan bişi yaşadım. Uykuyla uyanıklık arasındaydım zaten butun gece. Yatağı yumruklarken buldum kendimi. İlk yumrugumu hissettim ama ikinci yumrukla tamamen açıldı bilincim ve gözlerim.Sırtüstü kalakaldım. Ağlayarak uyandığım yada daha mutlu zamanlarımda kendi kahkahalarım tarafından uyandırıldığım çok olmuştu ama hiç böle bişi yaşamamıştım. Korktum geceden, korktum kendimden, korktum hatırlayamadığım rüyamdan.
Sırtüstü tavana bakıp hareket bile edemeden, kendime gelmeye çalışırken gerisi geldi hikayenin.
Topik uzattı elini, omzuma koydu. Sonra konuşmaya başladı;
'Sakin ol firste,herşey geçecek, atlatacağız bu günleri. Yapamazsak yapamayız.Ucunda ölüm yok.Bu kadar uğraşıyoruz, hırpalama kendini.Olduğu kadar.'
Bunları söylerken sesi berraktı.Ne yeni uyanmış gibi, ne uykuya dalıyor gibi. Bildiğimiz günlük konuşmalardan birini yapıyordu sanki.Yataga vurduğum darbelerin etkisiyle onuda uyandırmış olduğumu düşündüm ilk başta.O konuşurken ben dönüp ona bakmadım, çünkü hareket yeteneğimi tam kazanmamıştım daha. Ayrıca gözlerimde biriken yaşları farketsin de istememiştim. Sonra sustu, elimi hala omzunda olan elinin üstüne koydum. Kafamı ona doğru çevirdiğimde gözlerinin kapalı ve ağır uykuda olduğunu farkettim. Nitekim sonra arkasını dönüp fosur fosur uyumaya devam etti. Sonra bende uyumuşum.

Kızlardan önce çıktım geldim okula, onlar daha geç geldiler. Olayı anlattığımda Topik kesinlikle hatırlamıyordu. Aylo ise;
'Ben sana diyim sana gelmişler kızım' dedi.
Öyle gelip giden şeylere inanmam ben.
Ama yinede kelimenin tam anlamıyla aslında, gelmişler bana.
Aman gelen gelir, giden gider. Ben bile çok sıkıldım hayatımdan hem.

Neyse, benim uyumam lazım, uyuyup uyanmamam lazım. Kim gelirse gelsin.

5 Aralık 2010 Pazar

Ne Yazdım ki Simdi Ben

Kendime hatırlatma yapmak istiyorum suanda. Pazar gunu ve ben okula gideceğim, hatta dünde okuldaydım. Hatırlatma kısmı burda başlıyor. Bir öğrenci için okula gitme gununu 5 yapmışlar, 7 kere gitme!!
Hem benim mukemmel ders programım yuzunden boş gunumde yok. OHH Shiitt!!

Yine dün gece saldırdım birilerine,Saldırdığımı bile anlamadılar. Hatta neden saldırdığımı da anlamadılar. Neyse kesin ben anlatamamışımdır. Kesin ben abartıyorumdur falan filan. Uyanınca geçti zaten. Uyanınca o sevgiye aç kız geri geldi, atarları giderleri bi kenara bırakıp.Hem zaten daha fazlasını yapmaya zamanım yok benim. O kadar dolu ki kafam, uyuyup uyandıktan sonra sürdüremiyorum isyanlarımı. Nitekim bugun beni 12 saatlik bir ders çalışma planı beklemekte.

Kitaplarıma baktım suanda bi. Okadar itici gözüküolarki.Bitanesinde dinazorlar falan var. Bilen bilir o kitabi. Tarih öncesinden kalma diye yapılan bir klasik espride var ama komik bile değil bence. Zaten eğlenceli bi kitapta değil. Değil diyorum.

Paragraflarım birbirinden ne kadar alakasız olabilir onu deniyorum suanda. Sadece yazmak istedim. Bu sıralar sadece ders çalıştığım için, yazacak yada ilham alacak bir tecrube yaşayamıyorum. Neyse bu gunlerde geçecek, gidecek nasılsa, hem bu dönem nasıl geçti anlamadım ben. Uyuştu beynim, uyuştu vücudum. Ders çalışmaktan tabi, başka ne olabilir ki? En azından artık Son'a yaklaşırken, karşılığınıda alır gibiyim asosyalliğimin. Geçen gün Top yaptım bi sınavda, sınıftaki bana salak sarısın muamelesi yapan insanlara rağmen hemde. Yaklaşık 6 senedir yaşamıyordum o duyguyu. İyi geldi. Tam çıldırmanın eşiğindeyken, devam etmem için güç verdi. Gerçi bi insanın kendini kanıtlaması, sınavdan aldığı en yüksek notla olmuyor ama, bize aşılanan mantalite hala bu. Güya üni. öğrencisiyiz ama her sınav ÖSS mübarek. Öyle bi yarış, öyle bir düşmanlık var insanlar arasında. Bunun sorumlusu kim bilmiyorum.Bazen karşıma alıp insanları, bi silkelemek istiyorum. 'Kendinize gelin lan, hayat ders çalışmaktan ibaret değil!'
Belki o zaman 'naber' diye sorunca, garip garip bakmazlar suratıma. Kafalarını cevirmek yerine, cevap vermeyi başarabilirler. Sadece 'iyiyim' deseler yeter ayrıca, bana nasıl olduğumu sormalarına gerek yok.

Back to Basics of Human Communication!

2 Aralık 2010 Perşembe

Konuştuk..Kimse Duymadı

Benim hep erkek arkadaşlarım fazla oldu kızlardan çok. Hep onlarla dertleştim. Kızlardan hep biraz korktum çekindim.Çünkü yara aldım ben kızlardan. Her yeni kız arkadaşımda arındım o yaralardan. Şimdi farklı, şimdi öyle değil.Şimdi karşımda yaralarımı bilip, konuşurken bile cümlelerine dikkat eden insanlar (kızlar) var.

Oturduk biz konuştuk 2 bira eşliğinde. Sınavlardan önceki totemimiz.Sınavdan önceki gece 2şer bira.Her zaman işe yarıyor. Ama siz yapmayın sadece bizim için geçerli bu.Neyse ne diodum, oturduk konuştuk. Bize neler iyi geliyordu. O zamanlar neler istiyorduk? O zamanlar derken eski, saf zamanlar. Yara almamış zamanlar. Yara alan sadece biz değiliz evet. Zaman yaralanıyor aslında, acısı bizden çıkıyor sonra.
Neler istiyorduk? Neler oldu? Kimler, istemediklerimizi bile serdi yollarımıza. Sorgusuz, sualsiz.
Ve biz nasıl vazgeçtik sorgusuz, sualsiz?

Sonrasında olanları düşündüğümüzde ise çarpışıyoruz kendi aklımızla, yüreğimizle.Neydik--ne olduk?
Ne istedik- ne elde ettik? Eskiden nelere burun kıvırırdık- şimdi nelerle kandırıyoruz kendimizi?
Eskiden düşünmek zorunda olmadığımız ayrıntılar, şimdi nasıl kurcalamakta zehirli zehirli zihnimizi?
Biz konuştuk, kimse duymadı bizim dışımızda.Kimse çare olmadı ayrıca. Ama en nihayetinde yalnız değildik. Biz vardık bu sefer, kızlar, birbirinden değişik kızlar birbirini yinede anlayan.Birbirini her şeye rağmen yinede duyan.
Hem biz daha ölmedik, düştüysek kalkarızda, hep yaptığımız gibi
Ve birde bazen, gerek olan o ki;
Sil baştan yaşarız hayatı

1 Aralık 2010 Çarşamba

Geç kaldı

Normalde türkçe muzik pek dinlemem ben. Ama bilirim hepsini ezbere.Sevmem değilde, fırsat olmuyor işte.Sacma bi açıklama çabasındayım suanda.Olsun.Neyse, dediğim odur ki;
Bir şarkı varki, o şarkı geç kaldı bana.

Dun dinledim ilk defa,eski mi yeni mi bilmiyorum. Ama ben dinlemeye geç kalmışım.Vuruldum şarkıya. Ayrılık acısı yaşarken dinleseydim kendimi duvardan duvara çarpabilirdim. Keşke geç kalmasaydım dedim. Ya da şarkı geç kalmasaydı bana. Ben saf saf aşk acısı yada mutluluğu ile yanarken o yatağımda, keşke kulaklarımda olsaydı bu şarkı. Artık çok isim oldu. Çok derken 2-3. Kim hakediyor bu şarkıyı bilemedim. Kimi anmam gerektiğini çözemedim. Hem birilerini anmak bile gelmedi içimden.Bitince bitiyor arkadaş. Bitirince de anmayacaksın bir daha. Bunu öğrendim ben seneler içinde. Herkesin hayatı devam ediyor çünkü. Hem şarkılarda eskide kalıyor. Eskiden hüngür hüngür ağlayarak dinlediğiniz şarkıları, şimdi duyunca pek bir şey hissetmiyorsunuz ufak bir sızı dışında.

Sarkı için tık tıkı tık

Bu şarkıyı şuanki sevgiliye ithaf edebilirim aslında, ama pek uymuyor. Şarkı inanılmaz ama bize uymuyor işte. Hem bizim şarkımızda var aslında. Ve evet türkçede değil!
Ünlem!

30 Kasım 2010 Salı

Allak bullak

Kafam allak bullak. Hemde her konuda.Küfürlü konuşmıcam diyorum ama bazı durumlar var, argo kullanmadan ifade edilemiyor. An itibariyle mal'a bağlamış durumdayım yani. Hem ben küfreden kız sevmememe rağmen, neden küfreden kendi sesimi duyunca bir rahatlama yaşıyorum anlamışta değilim. Allak bullak olduğumu söylemiş miydim? Tamam.

Ablamla konuştum bugün. Sesini duyduğumda anladımki, sesini duymayalı haftalar olmuş resmen. Sonra telefonum çekmemeye başladı. Bizim evin yaptığı bir şaka o kısım. İstanbulun göbeğinde.Olacak iş değil. Abladır ya telefon kapanınca arar sandım tekrardan. Aramadı.Aramasını beklerken bende aramıyım dedim. Çünkü oda beni aramaya çalışıyor olursa, telefon meşgül olur dedim. 2 insanın en salak durumuna düştüğü an, o an bence. İkinizde birbirinizi aynı anda arıyorsunuz ama teknoloji öyle çalışmıyor işte. Bunları düşünürken geçen dakikalar sonunda unuttum ablamı geri aramayı.Şimdi arıyım dedim fakat yazı bitince aramak daha mantıklı. Yazı bitince, yine unutmuş olacağım. Hem ablamda demişti. 'Bende mal gibiyim şu anda'

Şu küfürlü konuşma olayını bu aralar iyice abarttım sanırım. Kaldıki günlük hayat konuşmaları yaparken bile, küfür sayılan kelimelerin cici versiyonlarını hatırlayamıorum. Bu durum en çok babamla konuşurken sıkıntı yaratmakta. Gecen gun konuşurken ' Bu okul s..e s..e bitecek' dedim adama. Hoş olmadı. Ama hala o yinelemenin cici versiyonunu bulamadım. Ama erkek arkadaşımın yanında hala en cici benim. Onun yanındayken küfretmemeye daha çok dikkat ediyorum. Çok çemkiriyor çünkü sonra. Öyle olunca daha çok küfredesim gelio. Dalga geçer gibi. Söz okul bitsin, hem sigarayı bırakıcam, hemde küfür etmeyeceğim.

An itibariyle mal gibi bir yazı oluyor buda. Ama ders çalışmaya ara verdim. O arada bişiler yazıp kafamı rahatlatayım dedim. Birazdan ders çalışmaya devam edeceğim. Yazının mallığının bahanesi bu. Benim mala bağlamış olmamım bahanesi yok hala.

Dönem biterken bende tükenmeleri yaşamaktayım sanırım. Üstelik daha girmem gereken 2 'baba' vize olmakla beraber, teslim edilmesi gerekende 5 proje var. Yarın birinin demosuna gireceğim üstelik. Şu kopya muamelesi meselesinden dolayı, kendi yaptığımız projenin demosundan korkuyorum. Hemde nasıl bir korku bu. 'Acaba sorulan bir soruyu bilemessek, hoca kopya çektiğimizi düşünür mü?' yada 'Eğer cevap veremessek 0 alır mıyız?' Bide en kapsamlı ders, illaki sorulan sorulardan bir kaç fire vereceğiz. İllaki. Bunları düşününce yine bir sinir atımı yaşandı beynimde.

He bide final dönemi var tabi fakat şu anda ona girmek bile istemiyorum.
Neyse bu kız kaçar. Kaçarda nereye kaçar? Yapacağım hareket sadece ekrana bakmayı bırakıp, bilgisayarın yanındaki kitaba bakmaya başlamak.
Pek uzaklaşmıyorum yani aslında fiziksel olarak.
Öptüm bye olarak bitirmek istedim bu yazıyı.
Öptüm bye!

29 Kasım 2010 Pazartesi

SahneSahne Hayatlar

Hayatı, sahne sahne yaşayan insanlar var bu Dünya'da. Başı sonu yok olayların. Sebep-sonuç ilişkisi hiç yok hemde.Özeniyorum bile diyemiyorum. Akılsızlık gibi bir şey bu. Dur düşün. Eylemlerinin sonuçlarının mesuliyetini alamayacaksan, hiç zorlaştırma hayatı, kendine ve çevrendekilere.

Sahne sahne yaşamak var dedim ya; en kolayı,en basiti. Kesik kesik yaşamak hayatı. Film çeker gibi işte, her sahnede durdur kamerayı, tekrar oyna, tekrar çek. Olmadı mı? Bir daha. Neden olmuyor, nerde yanlış yapıyorum demeden. Kaybedecek neyin var? Kendi sahnelerin dışında olanlardan sorumlu değilsin nasılsa. İstemediklerini çıkar at. Yokmuş gibi davran. Olayları bağımsızlaştır birbirinden. Hatta kendini de soyutla mevzu bahis anlardan.'Ben değildim o, rol yapıyordum sahnemde'

Aslında o sahne bize ait, bizim bile değil. Replikler de bizim sanıyoruz çoğu zaman. Ama değil işte. Her şeye inat kendini farklı ifade etmeye çalışanlar da garipseniyor üstelik. Bazıları sahneden çıkartılıyor. Herkeste bir ikiyüzlülük, bir içten pazarlık. Kesik kesik ya, bir söv karşındakinin arkasından, ondan sonra gel sarıl kanbağın varmış gibi. 'Kardeşim'.  Peh be arkadaşım!

Midem bulanıyor artık, en ufak süphe uyandırıcı hareket duyduğumda. Arkadaşım tamam sen kesik kesik yaşama kararı almışın, beyin göçünü yaşamışın. Biz de illa senin gibi mi olmak zorundayız? Karşındakini de kendin gibi mi sandın da, ondan bu aptala yatmalar, aptal yerine koymalar.
Bakalım bu atarlarım giderlerim beni hangi sahneden kovacak şimdi? Çokta tın..

Neyse, Kestik!

28 Kasım 2010 Pazar

Yapcak Bişi Yok

Yazasım var bugun. Yapcak bişi yok!!
An itibariyle annemle babam ortaköyde bir barda kopmaktalar. Saat bilmem kaç oldu ama hala gelmediler. 55 küsur yaşında olan insanlar bence yataklarında uyuyor olmalılar şu anda. Ama hayır işte ben normal değilim dedim, ama ailemde değil.Ve ben gençliğinin baharında olan kızları, evde bölüm arkadaşlarım Topik ve Aylo'yla ders çalışma derdinde. Dünya tersine döndü falan. Olacak iş değil!! Ama oluyor işte. Yapcak bişi yok!!

Birimiz manyak gibi ders çalışmakta saatlerdir. Birimiz ewe girdiği gibi ağlamaya başladı. Ağlarken gülüyordu bir de tabiki. Öyle boş beleşe, normal piskolojiye sahip insanlar gibi ağlamak yok. Bugunumun en eğlenceli dakikaları işte o dakikalardi, nitekim ağlamamış olsam bile baya güldüm. He bu arada yerde duran bira şişesine ayağımı çarptım. Orda bi ağlamaklı oldum. Yalan yok. Yine canım acıdı. Hayata olan hıncımı, kendi vücüdumdan çıkartıyor oluşum hiç hoş değil ama Yapcak bişi yok!!

Ben ise her gecen dakika ders çalışma sözü verip, sonra 'Anam unuttum' diyorum. Hiç hoş değil. Anamı anıyor oluşumda çok ironik nitekim dediğim gibi; Anam olacak insan şu anda muhtemelen dans ederek kopmakta. Kesin sarhoş olmuşlardır zaten. Bide eve gelen sarhoşlarla uğraşıcaz. Yapcak bişi yok.

Bir gün içinde, bir insan ne kadar saçmalayabilir testine tabii tutuluyorum sanırım. Bir de mühendis adaylarına uygulanmakta olan bu deney sona ersin istiyorum.

Demin annemler girdi eve. Nası kitlemişiz belli değil. Annemlere kurduğumuz cümleler ve dikkatinizi çekerim annemler acıklamasına benim sevgili killer joe babamda var. Evet dialoglar;

-Topik : Y amca okulu mu bıraksak, bizi yanına alıp calıştırır mısın?
-Firste: Yok kanka babam uni mezunlarını askeri ücrete çalıştırıo
-Topik: Y amca boşwer o zaman ya
-Killer joe: Pilavın içinden bile taş çıkar.(Nokta) ! (Ünlem) Kendinizi yönetmeyi öğrenin zor zamanalarda! (Ünlem)

-Anne,Anam: Kızlar beni taksime götürün sınavlar bitince.
-Topik: Seyyar tekilacıdan da tekila içer miyiz G teyze?
-Killer Joe: Öyle sert içkiler açıkta içilmez kızım, sahte mahte olur.
-Firste: Bize bişi olmaz gardaş!! (evet babama bunu dedim, şaşırdık bi hepimiz)

O anda bir sürü dialog geçti komik komik. Ama şuanda yazamıorum. Şu anda network TCP receiver kelimeleri arasında konsantrasyonum bozulmuş durumda ama Yapcak bişi yok!!

Dengesiz bir Korkak

Eskiden yazılarım korku filmi gibiydi.Gözyaşlarımın isyanlarını paylaşırdım.Yüreğimi kan götürürdü falan.Her sahneyi zihnimde canlandırmak gibi bir huyum var benim.Rahatsız olurdum o görüntülerden, ama yine de o şekilde yazmaya devam ederdim.

Korku filmlerinden de çok korkarım ben zaten. Ama izlemektende vazgeçemem. Hoplayıp dururum o koltukta. Gözlerime ellerimle siper yaparım ama aradaki boşluklardan illaki bakmaya çalışırım. Kimi kandırıyorsam artık. Sarıldığım yastıkları dişlerim bir de. Korku filmi izlerken, bende korku filmi oluyorum yani. Bir keresinde bir korku filmi gecesinden sonra, bir arkadaşım korkutmuştu beni filmden bir sahne canlandırarak. Elime bıçak geçirip saldırmıştım kendisine.Bilinçsiz olarak tabi. Sonrada hüngür hüngür ağlamıştım. Evdekiler deli demişti bana. Zaten normal bir insan olmadığımı hiç inkar etmedim. Sonra bir de uyuyamam ben izlediğim filmlerden sonra. En sıkıntılı kısım orası işte.
O yazılar da aynı o kıvamda işte. Ama yok bu blogta o yazılar, aramayın boşuna.
Yazı karakterim nasıl, neden ve ne zaman değişmeye başladı bilmiyorum. Ama değişti işte. Yapcak bir şey yok. Ben üzülmüyorum şahsen.

Tırnağım kırıldı demin.Duvara çarptım elimi. Normalde 'Allahım tırnağım kırıldı, dünyanın sonu olmalı' şeklinde bir hatun kişisi değilim. Ama tam ortadan kırıldı tırnagım, kanadı falan ve bende oturup ağladım acıdan. Şimdi de zonk zonk zonk zonkluyor. Evde kendimi oraya buraya çarpıyor oluşum ayrı bir boyut kazandı yani. O korku filmleri bana ne kadar zararlıysa, dengesizliğim ve sakarlığımda o kadar zararlı kendi bünyeme.
Durup durduk yerde kim yaralamış kendini arkadaş yaa..
Gerçi o kanayan parmağımı gördükten sonra bu yazıyı yazmaya başladım, belki bir noktada işe yaramıştır bu yaralanma. Tamam saçmaladım.
Ama zaten hayatın sırrını bulduğumu iddaa ederek başlamadım bu yazıya.
Hem ben size mutluluğun resmini de çizmeyeceğim.
Beklentilerde anlaşalım.

Kırılmış tırnak resmi koyacaktım buraya, fakat karşıma o kadar iğrenç resimler çıktıki vazgeçtim.Midem bulandı birde. Hayır parmagımın su anki halinide paylaşmaycağım sizinle. Belki kim olduğumu anlarsınız falan. Mazallah.(ıyk hiç sevmedim bu kelimeyi)
An itibariyle bir insanın ders çalışmamak için neler yapabilceğinin canlı aynı zamanda kanlı örneğiyim.

Son zamanlarda agresifliğim yön değiştirdi. Aileme kızmıyorum artık. Arkadaşlarıma da kızmıyorum beni anlamadıkları için. Ben çevremdeki, aslında bir b.k olmayan ama çok bir şeymiş gibi davranan, ve karşısındaki insanı alttan alttan ezmeye çalışan insanlara kızıyorum.
Dediğim odur ki:
" 3 kuruşluk adamlarla, 5 kuruşluk muhabbet etmeyeceksin "Aradaki 2 kuruş farka satarlar seni" "

Evet yine paragraflarım birbirinden anlamsız oldu. Ama ben yinede farklı paragraflarda olmalarına rağmen birbirlerini tamamlayan cümleler yazdım. Yeteri kadar dikkatli okursanız sizde farkedersiniz. Ya da öle yapmayın anlamsız olsun bu yazı sizin için.
Ama belli mi olur eğer yeteri kadar uslu olursanız, belki Şirinleri bile görebilirsiniz.


PS: Tırnağın içindeki tırnağın içinde yazanı bir arkadaşım tamamladı saolsun. Cümlesine saygı(n)!! LoL :)

27 Kasım 2010 Cumartesi

Sorsalar, Bilemem

Hani hatun milleti dediğimiz topluluk vardır ya, bu topluluk hayatının çeşitli dönemlerinde ve anlarında hep aynı soruyu sorgularlar. 'Aşk nedir?' ya da 'Onu neden seviyorum?'

Ben ne ilk sorunun cevabını bulabildim ne de ikinci soruyu süslü kelimelerle anlatabildim. 'Çünkü o şöyle, böyle' demek kimi, neden sevdiğimi açıklayabilcek nitelikte olmadılar benim için. Hiç bir zaman içime sinmedi. Baktım olmuyor, bende bazı duyguların kelimelerle ifade edilemeyeceğini düşünüp rahatlattım kendimi. Ama sanki öyle de olmuyor. Bazıları var mesela, kimi,neyi,neden,nekadar sevdiğini anlatmakta hiç sıkıntı çekmiyor. Ne kadar samimiler bilemem, ama özenmiyor da değilim.

Uykuyla uyanıklık arasında ilk sorunun cevabına yaklaştım sanki bir ara. Yani o an, aşkın tanımına en yakın olduğum andı. Kaç yaşına gelmiş olmama rağmen, kaç tane aşk yaşamış olmama ve hangi uçlara sürüklenmiş olmama rağmen, o anı daha yeni yaşamış olmam, kafamda sonu bitmek bilmez sorular da oluşturmuyor değil. Böylece bir soruyu çözer gibi olsamda, onu takiben kafamda oluşan cevapsız kalan sorularla olan mücadelem hiç bitmiyor. Ama bu tatlı bir mücadele ve ben ilk defa bu mücadelenin nasıl bitecek oluşuyla ilgilenmiyorum. Hem belli mi olur belki de bitmez, ya da belki de gerçekten bir gün her sorumu cevaplayabilirim.

'Aşk nedir?' in, doğru cevabını buldum demedim.Sorsalar yine de bilemem. Fakat ben uzunca bir süre, yakınsadığım cümleye inanmak istiyorum. Varsın diğer sorular beni rahatsız etmeye devam etsin.

Uykuyla, uyanıklık arasında, gözlerim bile kapalıyken ve bilincim hafif hafif beni uyandırmaya çalışırken, farkettimki benim için;

'Aşk, uyurken aynı anda nefes alıp vermek, göğüs kafesinizin aynı anda inip kalkmasıdır.'

Başka bir şey sorsalar, bilemem.