Her gece yatmadan önce, 'Yarın sabah duştan sonra saçıma bakım yapacağım' diye düşünüyorum. Sonra her sabah, 10 dk önce kalkmaya üşendiğim için vazgeçiyorum. O alarm devamlı çalıyor, ben inatla uyanmıyorum. Ama bu sabah o sabahlardan değil.
Bazen bir şarkıyla uyanıyorum aklımda. Ve o sarkıyıda dinlemeye üşeniyorum. Sarkı dediğin nedir ki? 3-5 dakika bişi ama yook, onuda yapmaya üşeniyorum. Evden cıktıktan sonra, aklımda o şarkı gün boyu hiç bir şeye konsantre olamıyorum. Kendime küfrediyorum. 'Dinleseydim, ölürdüm çünkü dimi?'
Sanırım ben fazlasıyla sorunlu bir insanım.Her şeyi, zorunluluk haline getirip, sonra 'Yapmıyorum nan' demek gibi bir huyum var. Kimeyse isyanım. Sanırım kendime isyanım. Ve ben bu savaşı bugun kazansam, yarın kaybedeceğimi de biliyorum.
Hem sonra saclarıma bakım yaptıktan sonra, 'hadi bunu yapmışken bide fön çekiim' diyorum. Bakım yaptıktan sonra, 'Aman daha yeni bakım yaptım, boşwer fönü' diyorum. Zorlanıyorum. Kendi zihnim bile beni zorluyor. Ders çalışırken içmem de bu yüzden sanırım. Sanki ders çalışırken içsem ve sonra sınavım iyi geçse, zafer kazanmış sayıyorum kendimi.Bir şişe martini içip girdiğim final var benim AA'yla geçtim o dersi. Sanırım okula ve hocalara karşı kazandığım en büyük zafer oydu benim için. Bide kendime karşıda tabi.
Dedim ya, bu sabah o sabahlardan değil işte, kalktım bakımımı yaptım.Sınava gidecek olmam önemli değil, o şarkıyı da dinledim, birazdan fön çekeceğim ve muhtemelen okula geç kalacağım. Olsun bugun kendime karşı olan savaşlarımı kazanma günüm.
Ayrıca bu ruh halimin sebebi aslında bugun okula sevgilimle gidecek olmam belkide. İnsan gibi görsün beni diye. Gerçi o saçımdaki değişikliği bile farketmeyecek muhtemelen. Klasik erkek işte. Yavaş yavaş ögreniyor ama, ojelerimin rengini değiştirdiğimde farketmeyi başarıyor artık.
Neyse sabah sabah benden bu kadar, daha fön çekeceğim.
Bu sabahın şarkısı, evet dinlemeyi başardım
13 Aralık 2010 Pazartesi
12 Aralık 2010 Pazar
People always leave
....Baktı kız, çocuğun gözlerine uzun uzun. Kim bilir kaç saat geçmişti. Kaç saattir oturuyolardı karşılıklı bu çimlerde. Kaç saattir dinliyorlardı birbirlerini. İsimsizdi çocuk kızda. Rengi vardı çocuğun. Bir daha renkler aynı gözükmeyecekti kıza. Hiç bir renk o kadar güzel gelmeyecekti bundan sonra.
Birbirine dokunmadan, gözleriyle öpmüşlerdi birbirlerini. Elleri buluşmadan, hissetmişlerdi sıcaklıklarını. Bir aşk sahnesi yaşanmıyordu dışardan bakınca. Karşılıklı bağdaş kurmuş oturan iki insan, belki arkadaş sadece. Oysaki, kız, en güzel aşk filminde hissediyordu kendini zihninde.
Birbirlerine soru sormuyorlardı, kendilerini açıklamaya çalışmıyorlardı. Tanımak değildi amaçları ikisininde. Zaten tanıdığın bir insan varsa karşında, dinlersin sadece. Aynen böyle yapıyorlardı onlarda işte. Gözleriyle öpüşüyorlardı, kalpleriyle dinliyorlardı.
Hiç bir ses yoktu önce çevrelerinde kendi sesleri dışında. Önce bir köpek havladı, dikkatlari dağıldı. Devam ettiler her ne konuşuyorlarsa o sırada. Sonra insan sesleri duymaya başladılar. Panik oldu kız. Büyü bozulmaya başlamıştı. İstemiyordu büyü bozulsun.Ama oluyordu işte, her güzel şey gibi bu da kayıp gidiyordu ellerinden. Hemen şimdi kalkıp gitmesi gerekiyordu. Yoksa çok geç olacaktı. Tamamen içgüdüsel kalktı kız ayağa. Aceleyle; 'Benim gitmem lazım. Hemen şimdi gitmem lazım'
Şasırdı çocuk, bedeninin kontrolunu kaybetmiş gibi hissediyordu. Yine de kalktı, çoktan adımlarıyla uzaklaşan kıza yetişmek için. Seslenmek istedi, fakat kızın ismini bilmediğini farketti.Kaybediyordu işte o da, yine kaybediyordu çocukta. 'Dur' diyebildi sadece. 'Sadece dur'
Kız döndü arkasına. 'Büyü bozuldu farketmedin mi?'
'Gitmeni istemiyorum benden. Bende senden gitmek istemiyorum. Biraz daha duramaz mısın?'
Cevap vermedi kız. Dönüp yürümeye devam etti sessizce. Çocuk dokunmaktan korkar gibi tuttu kızın elini. İlk temasları. Yandı kızın içi. Yandı çocugun dokunduğu yer.'Hayır allahım hayır, eğer alışırsa tenim ona, bir daha vazgeçemeyeceğim. Gittiğinde tutamayacağım. Ve elbet bir gün gidecek'
Yüz yüze duruyorlardı şimdi. Kız dayanamadı. uzanıp ufak bir öpücük kondurdu çocugun dudaklarına. Döndü tekrardan. Oyun oynarmış gibi hissetti kendini. Çocuk durdurmadı bu sefer onu. Bu sefer yanma sırası ondaydı. Son bir umutla;
'İsmini söyle bana, tekrardan nasıl bulacağım seni?'
Birbirine dokunmadan, gözleriyle öpmüşlerdi birbirlerini. Elleri buluşmadan, hissetmişlerdi sıcaklıklarını. Bir aşk sahnesi yaşanmıyordu dışardan bakınca. Karşılıklı bağdaş kurmuş oturan iki insan, belki arkadaş sadece. Oysaki, kız, en güzel aşk filminde hissediyordu kendini zihninde.
Birbirlerine soru sormuyorlardı, kendilerini açıklamaya çalışmıyorlardı. Tanımak değildi amaçları ikisininde. Zaten tanıdığın bir insan varsa karşında, dinlersin sadece. Aynen böyle yapıyorlardı onlarda işte. Gözleriyle öpüşüyorlardı, kalpleriyle dinliyorlardı.
Hiç bir ses yoktu önce çevrelerinde kendi sesleri dışında. Önce bir köpek havladı, dikkatlari dağıldı. Devam ettiler her ne konuşuyorlarsa o sırada. Sonra insan sesleri duymaya başladılar. Panik oldu kız. Büyü bozulmaya başlamıştı. İstemiyordu büyü bozulsun.Ama oluyordu işte, her güzel şey gibi bu da kayıp gidiyordu ellerinden. Hemen şimdi kalkıp gitmesi gerekiyordu. Yoksa çok geç olacaktı. Tamamen içgüdüsel kalktı kız ayağa. Aceleyle; 'Benim gitmem lazım. Hemen şimdi gitmem lazım'
Şasırdı çocuk, bedeninin kontrolunu kaybetmiş gibi hissediyordu. Yine de kalktı, çoktan adımlarıyla uzaklaşan kıza yetişmek için. Seslenmek istedi, fakat kızın ismini bilmediğini farketti.Kaybediyordu işte o da, yine kaybediyordu çocukta. 'Dur' diyebildi sadece. 'Sadece dur'
Kız döndü arkasına. 'Büyü bozuldu farketmedin mi?'
'Gitmeni istemiyorum benden. Bende senden gitmek istemiyorum. Biraz daha duramaz mısın?'
Cevap vermedi kız. Dönüp yürümeye devam etti sessizce. Çocuk dokunmaktan korkar gibi tuttu kızın elini. İlk temasları. Yandı kızın içi. Yandı çocugun dokunduğu yer.'Hayır allahım hayır, eğer alışırsa tenim ona, bir daha vazgeçemeyeceğim. Gittiğinde tutamayacağım. Ve elbet bir gün gidecek'
Yüz yüze duruyorlardı şimdi. Kız dayanamadı. uzanıp ufak bir öpücük kondurdu çocugun dudaklarına. Döndü tekrardan. Oyun oynarmış gibi hissetti kendini. Çocuk durdurmadı bu sefer onu. Bu sefer yanma sırası ondaydı. Son bir umutla;
'İsmini söyle bana, tekrardan nasıl bulacağım seni?'
Kız cevap verirken bakmadı çocuğa, bakarsa gidemeyecekti.Sadece Şunlar döküldü ağzından;
'Artık kalbimi biliyorsun, o kalbi, kaybetmeden bulamazsın'
.............
11 Aralık 2010 Cumartesi
Koyuyor
Anlatamamak değilde anlaşılmak koyuyur bazen, hemde yanlış anlaşılmak. Anlatamasak, hep kendimizi suçlayacağız duymak istediklerimiz söylenmediğinde. Dewam etmek için o yalana sarılacağız. Ama anlatabildiğini bilipte, en çok yanlış anlaşılmak koyuyor. Ne kadar doğru anlatsanda.
Sen doğru otursan karşındaki eğri oturuyor.Sen doğru anlatsan karşındakı yanlış anlıyor. 'Eğri oturup, doğru konuşalım' demişler zamanında. Kim demiş? Bulmak istiyorum şuanda onu.
Doğru konuşalım tamam, hatta eğride oturabiliriz fakat doğru da anlayalım. Hem ben öyle çok komplike bi insanda değilim. Sırf üste çıkmak için, boş yere saldırmanıza gerek yok. Sırf son sözü söylemek için, boş yere agresifleşmenin anlamı yok. Kazanç değil, kayıp, insan ilişkilerinde söylediğin son söz. İleri götürmüyor o zafer seni. Geri gidiyorsun. Hem çoğu zaman, o kazandığın zafer, aslında karşındaki konuşmaktan, anlatmaktan yorulup vazgeçtiği için gerçekleşiyor. Aslında hakkıyla dövüşmüyorsun yani.
Hem söylesen o son sözü, belki gerçekten o anda onu istediğin için, yada sırf gözdağı vermek için, kaybedeceksin aslında. Kaybettiğin bir insan olacak. Arkadas,eş dost farketmez.
He tamam, koydun lafı, koydun çocuğu. Eee sonuç? Ne geçti eline? Nası bi haklılık, nası bi zafer duygusu bu? Öyle şey mi olur?
Olmaz yeğen, olmaz. Öyle şey olmaz işte. Öyle zafer yok hayatta. Ben sana diyim. O kazandığını sandığın kavgalar dövüşler var ya, onlar aslında seni zayıflatır, harap eder, acısı sonra çıkar.
Sen doğru otursan karşındaki eğri oturuyor.Sen doğru anlatsan karşındakı yanlış anlıyor. 'Eğri oturup, doğru konuşalım' demişler zamanında. Kim demiş? Bulmak istiyorum şuanda onu.
Doğru konuşalım tamam, hatta eğride oturabiliriz fakat doğru da anlayalım. Hem ben öyle çok komplike bi insanda değilim. Sırf üste çıkmak için, boş yere saldırmanıza gerek yok. Sırf son sözü söylemek için, boş yere agresifleşmenin anlamı yok. Kazanç değil, kayıp, insan ilişkilerinde söylediğin son söz. İleri götürmüyor o zafer seni. Geri gidiyorsun. Hem çoğu zaman, o kazandığın zafer, aslında karşındaki konuşmaktan, anlatmaktan yorulup vazgeçtiği için gerçekleşiyor. Aslında hakkıyla dövüşmüyorsun yani.
Hem söylesen o son sözü, belki gerçekten o anda onu istediğin için, yada sırf gözdağı vermek için, kaybedeceksin aslında. Kaybettiğin bir insan olacak. Arkadas,eş dost farketmez.
He tamam, koydun lafı, koydun çocuğu. Eee sonuç? Ne geçti eline? Nası bi haklılık, nası bi zafer duygusu bu? Öyle şey mi olur?
Olmaz yeğen, olmaz. Öyle şey olmaz işte. Öyle zafer yok hayatta. Ben sana diyim. O kazandığını sandığın kavgalar dövüşler var ya, onlar aslında seni zayıflatır, harap eder, acısı sonra çıkar.
9 Aralık 2010 Perşembe
Sebepsiz
Sinirlerim bozuk, çok sıkılıyorum. Sebepsiz hemde. Duvarlar üstüme üstüme geliyor, ama yine de ewden cıkasım gelmiyor. Sanırım birazdan viski içmeye başlıcam. evet bunu yapıcam. Viski içip sonrasında sızmak istiyorum sarhoşluk kısmını direk olarak atlayıp. Bi kaç kere olmuştu öyle. Sarhoşluk kısmını atlayıp direk bayılma kısmına geçtiğim. Yine öyle olmak istiyorum. Ama bizimkiler korkabilir, sonra hastane mastane, ooff bi sürü iş güç.
Bir anda bastı bana sıkıntı. Bugun okuldayken, 'Hadi bitsede evime yatagıma kavuşsam, oyun oynasam(wow)' şeklindeydi düşüncelerim. Şimdi üstünde kaykıldığım yatak bile batmakta bana. Belki de ben ona batıyorumdur. Heycanla devam etmek istediğim oyunda keyif vermiyor. Saçma sapan ölüp duruyorum. Kafamı veremiorum bi türlü. Aklımda o kadar çok şey varki. Hepsi derslerle ilgili tabi. Offff bitemedi şu dönem bi ya. Bitemedi yani.
Bitmeyen okul geldi, marketlerde.
Tesadüf'ün yerini unutmuşum, hatta oraya gidip napardık onu bile hatırlamıyorum. Kağıt mı oynardık okey mi? 10 dkdır hatırlamaya çalışıyorum. Çıldırcam. Asosyalliğimin sınırlarını zorluyorum artık. Eskiden hangi plana, arkadaşa yetişeceğimi şaşırırdım. Zaten haftanın günleri pek ayık geçmezdi. Darlayan, ewe gel, ders çalış, sınavın yok mu? diyende yoktu. Gerçi şimdi de çok rahatım ailemle. Ama 'Okula mı gidiyorsun?' deseler bile sinirleniyorum bu aralar. 'Yok dereye gidiyorum' (Nie dere dediysem, asıl içimden geçeni yazamadım neyse)
Hem ben eskiden 3-4 gün eve uğramazdım. Banyo yapmak ve üstümü değiştirmek dışında. Bir de kesin alışveriş yapmış olurdum, aldıklarımı bırakırdım. Şimdi 2 ay sonra 'çıkıyorum bu gece beni beklemeyin' desem şaşırıyolar.
Nie ki?
Çok gücüme gidiyor, 2-3 kelimeyi yanyana getirip kendini ifade edemeyen insanların, hayatla ilgili herhangi bir konuda yorum yapabilcek altyapıya sahip olmayan insanların, benden önce mezun olup iş bulması, para kazanması. Sonra karşıma geçip 'Hala mezun olamadın mı? AAAAA' demesi. Pardon ama sananey?
Ben piskoloji bölümünde okuyan daha Freud kim bilmeyen insan tanıdım. Oda mezun işte, çalışıyor yani. Üstelik kendi işini de yapmıyor. Yapmasın zaten, aman diyim.Felsefe okuyup Goethe (yada türevleri) kim bilmeyen de var, ama o konuya hiç girmicem. Haa bir de 'Wikileaks'in futbolcu sanıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Alman yada fransız asıllı olabilirmiş.
Kendini kessem, kan çıkacak (ıyk). Assam, boynum kırılır muhtemelen.Ben cesedim güzel olsun istiyorum. Kendimi yaksamda aynı şey. Bir sürü ilaç alsam, acısı çok uzun sürer. Silah desen nerden bulcam. En temizi suda boğulmak sanırım. Evet evet bunları düşündüm şu saniyede.
Ama yok ya, zira kendimi intahar edemeyecek kadar çok seviyorum aslında. Sevmediğim şey hayatım. O da toptan değil zaten. Belli bir kısmı yok olabilir. Hiç üzülmem, o kısmı atarsak, mutluluğumdan ve yaşama sevincimden ürkebilirsiniz. Ama işte şimdilik kurtulamadığım o parça, her şeyin üstüne inmiş karabasan gibi.
Neyse elbet bu günlerde bitecek. Askere gidenler geri gelecek, yeğenim konuşmaya hatta koşmaya başlayacak, insanlar evlenecek.
Bir anda bastı bana sıkıntı. Bugun okuldayken, 'Hadi bitsede evime yatagıma kavuşsam, oyun oynasam(wow)' şeklindeydi düşüncelerim. Şimdi üstünde kaykıldığım yatak bile batmakta bana. Belki de ben ona batıyorumdur. Heycanla devam etmek istediğim oyunda keyif vermiyor. Saçma sapan ölüp duruyorum. Kafamı veremiorum bi türlü. Aklımda o kadar çok şey varki. Hepsi derslerle ilgili tabi. Offff bitemedi şu dönem bi ya. Bitemedi yani.
Bitmeyen okul geldi, marketlerde.
Tesadüf'ün yerini unutmuşum, hatta oraya gidip napardık onu bile hatırlamıyorum. Kağıt mı oynardık okey mi? 10 dkdır hatırlamaya çalışıyorum. Çıldırcam. Asosyalliğimin sınırlarını zorluyorum artık. Eskiden hangi plana, arkadaşa yetişeceğimi şaşırırdım. Zaten haftanın günleri pek ayık geçmezdi. Darlayan, ewe gel, ders çalış, sınavın yok mu? diyende yoktu. Gerçi şimdi de çok rahatım ailemle. Ama 'Okula mı gidiyorsun?' deseler bile sinirleniyorum bu aralar. 'Yok dereye gidiyorum' (Nie dere dediysem, asıl içimden geçeni yazamadım neyse)
Hem ben eskiden 3-4 gün eve uğramazdım. Banyo yapmak ve üstümü değiştirmek dışında. Bir de kesin alışveriş yapmış olurdum, aldıklarımı bırakırdım. Şimdi 2 ay sonra 'çıkıyorum bu gece beni beklemeyin' desem şaşırıyolar.
Nie ki?
Çok gücüme gidiyor, 2-3 kelimeyi yanyana getirip kendini ifade edemeyen insanların, hayatla ilgili herhangi bir konuda yorum yapabilcek altyapıya sahip olmayan insanların, benden önce mezun olup iş bulması, para kazanması. Sonra karşıma geçip 'Hala mezun olamadın mı? AAAAA' demesi. Pardon ama sananey?
Ben piskoloji bölümünde okuyan daha Freud kim bilmeyen insan tanıdım. Oda mezun işte, çalışıyor yani. Üstelik kendi işini de yapmıyor. Yapmasın zaten, aman diyim.Felsefe okuyup Goethe (yada türevleri) kim bilmeyen de var, ama o konuya hiç girmicem. Haa bir de 'Wikileaks'in futbolcu sanıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Alman yada fransız asıllı olabilirmiş.
Kendini kessem, kan çıkacak (ıyk). Assam, boynum kırılır muhtemelen.Ben cesedim güzel olsun istiyorum. Kendimi yaksamda aynı şey. Bir sürü ilaç alsam, acısı çok uzun sürer. Silah desen nerden bulcam. En temizi suda boğulmak sanırım. Evet evet bunları düşündüm şu saniyede.
Ama yok ya, zira kendimi intahar edemeyecek kadar çok seviyorum aslında. Sevmediğim şey hayatım. O da toptan değil zaten. Belli bir kısmı yok olabilir. Hiç üzülmem, o kısmı atarsak, mutluluğumdan ve yaşama sevincimden ürkebilirsiniz. Ama işte şimdilik kurtulamadığım o parça, her şeyin üstüne inmiş karabasan gibi.
Neyse elbet bu günlerde bitecek. Askere gidenler geri gelecek, yeğenim konuşmaya hatta koşmaya başlayacak, insanlar evlenecek.
Değişmeyen tek şey, benim en güzel yaşlarımda yaşadığım mutsuzluk olacak. Bitse bile anısı kalacak. Hakkaten artık bitse de gitsek.
Ne alakası var?
Ne yazmak lazım şimdi? Ya da ne konuşmak? Belkide susmak lazım gecenin bu saatinde. Gece kuşlarının sesleri, açık penceremden karışıyor sessizliğime. Evet ben gece öten kuşları dinliyorum. Kuşlar, sanki sabahmışcasına şakıyor, penceremin önündeki ağaçlara tüneyip.
İçimdeki duygu ve düşünceleri çıkartıp atmak istiyorum bazen. Bu kadar hissediyor olmak istemiyorum. Bu kadar konuşuyor olmak, düşünüyor olmakta istemiyorum. Ayrıntılardan, koca problemler yaratıyor olmak ne kadarda ağır geliyor aslında bana.
İşte bu yüzden, sanırım gömüyorum ben tekrardan sesimi yüreğime. Paylaşmaya gücüm kalmamış gibi. O yüzden son zamanlardaki eğlenceli yazılarım. Ne kadar eğlencelilerse artık.
Paylaşalım ama hep paylaşalım. Paylaşmak ne güzel değil mi?
Ben ne zaman paylaşsam, 'O ne biçim bir düşünce tarzı, ne saçma şeyler düşünüyorsun' oluyor. Birde; 'Yok öle bişi, ne alakası var'
Ben paylaşınca fazla geliyor işte. Fazla olunca kimsenin umru olmuyor,çünkü kimse o kadar fazla düşünmüyor.
Derinlerde değilim ben buaralar. Derinlerime inme isteğim yok. Bu ne bohem hayat!
Günlük problemlerden bahsetmek, küfretmek, lanet okumak, şikayet etmek. Aslında ne kadar sığ ve basit eylemler benim için. Hem ne kadar derine inersem, o kadar uzaklaşıyorum, en yakın olmak istediklerimden.
Hem ben asla memnun olmuyorum söylediklerinden o zaman. Daha anlamlı konuşsunlar, daha çok anlam versinler söylediklerime istiyorum. O işler öyle yürümüyor.
Mesela bu gün olan şeyi sorgulamak istemiyorum. Zihnimin kenarından bile geçmesin bir saniye düşüncesi ki, ben sormayayım; 'Ne oldu, neden anlatmıyorsun?' diye. Paylaşmak güzel şeydi dimi?
İşte bunun bir tek ben farkındayım bu aralar, ve benden başka kimse farkında değil diye susuyorum susuyorum susuyorum derinlerimde. Saklanıyorum, saklanıyorum saklanıyorum. Günlük şeylerden bahsediyorum. Espriler yapıyorum. Ben bu aralar pek bi komiğim. 'Nerden geliyor aklına böyle şeler?' Paylaşmıyorsak, sesimizin tınısını bozan şeyleri, paylaşmıyorsak suratımızı asan düşünceleri, napalım gülüp eğlenelim ozaman.
Bu kadar yakınken, uzak olmasak keşke. Ah birde keşke sevmesem bu kadar, paylaşmayı, paylaşılmayı.
İçimdeki duygu ve düşünceleri çıkartıp atmak istiyorum bazen. Bu kadar hissediyor olmak istemiyorum. Bu kadar konuşuyor olmak, düşünüyor olmakta istemiyorum. Ayrıntılardan, koca problemler yaratıyor olmak ne kadarda ağır geliyor aslında bana.
İşte bu yüzden, sanırım gömüyorum ben tekrardan sesimi yüreğime. Paylaşmaya gücüm kalmamış gibi. O yüzden son zamanlardaki eğlenceli yazılarım. Ne kadar eğlencelilerse artık.
Paylaşalım ama hep paylaşalım. Paylaşmak ne güzel değil mi?
Ben ne zaman paylaşsam, 'O ne biçim bir düşünce tarzı, ne saçma şeyler düşünüyorsun' oluyor. Birde; 'Yok öle bişi, ne alakası var'
Ben paylaşınca fazla geliyor işte. Fazla olunca kimsenin umru olmuyor,çünkü kimse o kadar fazla düşünmüyor.
Derinlerde değilim ben buaralar. Derinlerime inme isteğim yok. Bu ne bohem hayat!
Günlük problemlerden bahsetmek, küfretmek, lanet okumak, şikayet etmek. Aslında ne kadar sığ ve basit eylemler benim için. Hem ne kadar derine inersem, o kadar uzaklaşıyorum, en yakın olmak istediklerimden.
Hem ben asla memnun olmuyorum söylediklerinden o zaman. Daha anlamlı konuşsunlar, daha çok anlam versinler söylediklerime istiyorum. O işler öyle yürümüyor.
Mesela bu gün olan şeyi sorgulamak istemiyorum. Zihnimin kenarından bile geçmesin bir saniye düşüncesi ki, ben sormayayım; 'Ne oldu, neden anlatmıyorsun?' diye. Paylaşmak güzel şeydi dimi?
İşte bunun bir tek ben farkındayım bu aralar, ve benden başka kimse farkında değil diye susuyorum susuyorum susuyorum derinlerimde. Saklanıyorum, saklanıyorum saklanıyorum. Günlük şeylerden bahsediyorum. Espriler yapıyorum. Ben bu aralar pek bi komiğim. 'Nerden geliyor aklına böyle şeler?' Paylaşmıyorsak, sesimizin tınısını bozan şeyleri, paylaşmıyorsak suratımızı asan düşünceleri, napalım gülüp eğlenelim ozaman.
Bu kadar yakınken, uzak olmasak keşke. Ah birde keşke sevmesem bu kadar, paylaşmayı, paylaşılmayı.
Ama şimdi susmak lazım, kuşlar ötüyor çünkü, hem belli mi olur belki bir kaç saate çiçekler de açar, güneş de doğar. Hem belli mi olur belki bir gün gökkuşağı bile doğar içimize.
Hem ben ne çok seviyorum...
Hem ben ne çok seviyorum...
8 Aralık 2010 Çarşamba
Ne demek? Ne ne demek?
Kac gunlerden beri sormaya çekiniyorum. Kac zamandır blogum var fakat kendimi pek bi noob (acemi gibi bisi) hissediyorum. Sorsam kimse dalga geçmeyecek biliyorum. Ama utanıyorum işte.
Nası atladım ben bu ayrıntıyı.
2-3 cümle yazıcaz diye açtık blogu, şimdi düştüğümüz duruma bak. Yok yok olmayacak soramıcam. Herkeste biliyor. Sahi nerden öğrenmişler? Ben niye öğrenemedim?
Tamam sormadığım için.Ama herkes sorarak mı öğrenmiş ki?
Neyse eğer sadece 1 kere karşıma çıksaydı, unutacaktım. Fakat her yerde görüyorum. Meraklanıyorum.
Neyse, Yahu şu MiM'lenmek ne demek, biri bana açıklayabilir mi?
Hem bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp dimi?
Nası atladım ben bu ayrıntıyı.
2-3 cümle yazıcaz diye açtık blogu, şimdi düştüğümüz duruma bak. Yok yok olmayacak soramıcam. Herkeste biliyor. Sahi nerden öğrenmişler? Ben niye öğrenemedim?
Tamam sormadığım için.Ama herkes sorarak mı öğrenmiş ki?
Neyse eğer sadece 1 kere karşıma çıksaydı, unutacaktım. Fakat her yerde görüyorum. Meraklanıyorum.
Neyse, Yahu şu MiM'lenmek ne demek, biri bana açıklayabilir mi?
Hem bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp dimi?
Without You
Önce gülüşün soldu yüzümde
Sonra rengin silindi gözlerimden
Tenime fazla geldi tenin
Öpücüklerin yaktı yanaklarımı
Nefesinin dokunuşunu hissedemez oldum
Saldırdı varlığın ruhuma
Kelimelerimi duymadın
İçimde kaybettim seni
Bulmaya çalışmadım
Senden sonra umudumu kaybettim
Giderken tutmadın
Ve suçlu olanda bendim
Dönüp arkama bakmadım
Gözlerimden akmadı yokluğun
Ellerim isyan etmedi yalnızlığa
Dizlerimi kendime çekip oturmadım
'O şimdi kimle' demedim
Sensizlik bozmadı dengemi
Kendimi ararken kuytularda
Üzgünüm, O sen değildin
Ve Üzgünüm, ben sen değildim.
7 Aralık 2010 Salı
Abomine
Hoho çok sacmalamak istiyorum şuanda, çünkü hayatım çok sıkıcı, çünkü ders çalışmaktan kafayı yicem, çünkü tek eğlencem burası.(hoho yazarken, seslendirdim de, eğlendim)
Sinir bozucu bi insan oluyorum bazen. Mesela birisi 'Nası açım arkadaş ya' dediğinde ben 'Nası' diye sorarım.Sonra birisi 'Surda noldu bilio musun, Dun noldu bilio musun?' şeklinde bişi sorarsa, ben 'Bilmiyorum' diye cevaplıyorum.Refleksif.Yapcak bişi yok.Sonra bazen iğrenç espriler yaparım, bir tek ben gülerim katıla katıla.
Sabah 9da sınavımız var, ama suanda gece tırnak kesmeli mi kesmemeli mi, cam açık bırakmalı mı bırakmamalı mı onu tartışıyoruz.
Hee sınavda da bunlar çıkacak zaten.He tamam.
Çalıştık gibi sanki ya, ya da çalışmadık bilmiyorum. Abomine oldu kafam. Evet böyle bi kelime yok turkçede, ama siz yinede anladınız. 'Ambele' yada 'Ambale' 'Ambıl' artık o kelime neyse, onun yerine kullanmak için türettik arkadaşlarla. Daha şimdiye kadar anlamayan çıkmadı.Yada 'Abomine mi, o ne ola ki?' diyen de çıkmadı. Hem 'Abomine' olmak, 'Ambıl' olmaktan çok daha iyi bişi bence.
Sinir bozucu bi insan oluyorum bazen. Mesela birisi 'Nası açım arkadaş ya' dediğinde ben 'Nası' diye sorarım.Sonra birisi 'Surda noldu bilio musun, Dun noldu bilio musun?' şeklinde bişi sorarsa, ben 'Bilmiyorum' diye cevaplıyorum.Refleksif.Yapcak bişi yok.Sonra bazen iğrenç espriler yaparım, bir tek ben gülerim katıla katıla.
Sabah 9da sınavımız var, ama suanda gece tırnak kesmeli mi kesmemeli mi, cam açık bırakmalı mı bırakmamalı mı onu tartışıyoruz.
Hee sınavda da bunlar çıkacak zaten.He tamam.
Çalıştık gibi sanki ya, ya da çalışmadık bilmiyorum. Abomine oldu kafam. Evet böyle bi kelime yok turkçede, ama siz yinede anladınız. 'Ambele' yada 'Ambale' 'Ambıl' artık o kelime neyse, onun yerine kullanmak için türettik arkadaşlarla. Daha şimdiye kadar anlamayan çıkmadı.Yada 'Abomine mi, o ne ola ki?' diyen de çıkmadı. Hem 'Abomine' olmak, 'Ambıl' olmaktan çok daha iyi bişi bence.
Ho-Ho ben delirdimm,Başka kimse var mı deliren?
Nası Nası?
Bu arada hepimiz kronik yorgunuz.
Nası nası?
6 Aralık 2010 Pazartesi
Çeliştim
Cok çelişiyorum ben kendimle. Bir öyleyim, bir böyle. Anlamıyorlar diyorum, aslında ne kadar çocukca oldugunu bilerek, ama ben bile kendimi anlayamıyorum. Aklıma cümleler geldi, sabah yazarım dedim. Arkasından bilgisayarı açıp yazmaya başladım.Kovalayan var çünkü dimi?
Mesela uykum gelsin diye çikolatalı süt-sigara içiyorum yatmadan önce,uykum gelmiyor. Kalkınca kahve-sigara içiyorum uykum kaçsın diye kaçmıyor.Aslında astımım var ve sigara içmemem lazım ama b.kunu çıkarıyorum. Alkolle birleşince krize bile giriyorum. Üstelik alkolun, bu durumla alakası bile yok. Sonra ben kıskanç bi insan değilim diyorum, en çok ben kıskanıyorum. Çok çalıştım kesin 100 diyorum, 0 alıyorum. 0 alıcam diyip, en yüksek notu alıyorum. Zayıflamak istiyorum diyorum, saniyesinde pizza,mc'donalds siparişi veriyorum.(Allah belanı versin yemeksepeti) Sevgiliden ayrılınca 'Ohh gelsin yeni aşklar heyecanlar' diyorum. 2 saniye sonra 'Aman kim uğraşacak, yeni bi insan bulmaya,tanımaya,anlamaya' diyorum. Uyumam lazım diye eve geliyorum, uyumuyorum. Sabah ders çalışcam diye kalkıyorum, kitap açmıyorum, yanıma kar kalan butun gun hayalet gibi dolaşmak oluyor. Gece dışarı çıkıp deli gibi eğlenmek istiyorum, plan yapıldıktan sonra üşenip vazgeçiyorum. Arkadaşlarımı özledim diyorum, sonra onlara bile tahammul edemiyorum içmeden. Erkek arkadasıma 'Git arkadaşlarına zaman ayır onlarla takıl' diyorum, sonra 'Bana hiç zaman ayırmıyosun' diye tribe giriyorum.
Şiir yazıcam diye başlıyorum(ki eskiden şiir yazardım), sonra bi bakmışım düz yazıya dönmüş kelimeler.İktisat/işletme okumak istemiyorum dedim, sonra aslında öyle bişi okumak istediğimi farkettim. Ama yinede bu sene sonunda mühendis çıkacağım.Ailemle yaşamaktan şikayet ediyorum, kendi düzenim olsun istiyorum. Sonra ayrı eve çıktığımı düşününce, 'Onları her gün görmeden yaşayamam' diyorum. Hiç bir şeye zamanım yok diyorum, oturup dizi seyrediyorum. Günler keşke 36 saat olsa, 24 saat yetmiyor diyorum, sonra da 'Hadi bitsin bu gun de artık bee' diyorum.
Kısacası ben kendimle çok çelişiyorum arkadaş, yazana kadar ben bile bu bu kadar çeliştiğimi farketmemiştim.
Mesela uykum gelsin diye çikolatalı süt-sigara içiyorum yatmadan önce,uykum gelmiyor. Kalkınca kahve-sigara içiyorum uykum kaçsın diye kaçmıyor.Aslında astımım var ve sigara içmemem lazım ama b.kunu çıkarıyorum. Alkolle birleşince krize bile giriyorum. Üstelik alkolun, bu durumla alakası bile yok. Sonra ben kıskanç bi insan değilim diyorum, en çok ben kıskanıyorum. Çok çalıştım kesin 100 diyorum, 0 alıyorum. 0 alıcam diyip, en yüksek notu alıyorum. Zayıflamak istiyorum diyorum, saniyesinde pizza,mc'donalds siparişi veriyorum.(Allah belanı versin yemeksepeti) Sevgiliden ayrılınca 'Ohh gelsin yeni aşklar heyecanlar' diyorum. 2 saniye sonra 'Aman kim uğraşacak, yeni bi insan bulmaya,tanımaya,anlamaya' diyorum. Uyumam lazım diye eve geliyorum, uyumuyorum. Sabah ders çalışcam diye kalkıyorum, kitap açmıyorum, yanıma kar kalan butun gun hayalet gibi dolaşmak oluyor. Gece dışarı çıkıp deli gibi eğlenmek istiyorum, plan yapıldıktan sonra üşenip vazgeçiyorum. Arkadaşlarımı özledim diyorum, sonra onlara bile tahammul edemiyorum içmeden. Erkek arkadasıma 'Git arkadaşlarına zaman ayır onlarla takıl' diyorum, sonra 'Bana hiç zaman ayırmıyosun' diye tribe giriyorum.
Şiir yazıcam diye başlıyorum(ki eskiden şiir yazardım), sonra bi bakmışım düz yazıya dönmüş kelimeler.İktisat/işletme okumak istemiyorum dedim, sonra aslında öyle bişi okumak istediğimi farkettim. Ama yinede bu sene sonunda mühendis çıkacağım.Ailemle yaşamaktan şikayet ediyorum, kendi düzenim olsun istiyorum. Sonra ayrı eve çıktığımı düşününce, 'Onları her gün görmeden yaşayamam' diyorum. Hiç bir şeye zamanım yok diyorum, oturup dizi seyrediyorum. Günler keşke 36 saat olsa, 24 saat yetmiyor diyorum, sonra da 'Hadi bitsin bu gun de artık bee' diyorum.
Kısacası ben kendimle çok çelişiyorum arkadaş, yazana kadar ben bile bu bu kadar çeliştiğimi farketmemiştim.
Gelmisler guya
Uyumam lazım, uyuyup uyanmamam lazım. Son zamanlarda sabahları gözümü açma nedenim sadece bu blogum sanırım.'S.k...m yaa' diye uyanmadığımda yani. Topik söyledi. Geçen gün aynen öyle küfrederek kalkmışım yataktan. Kendime geldiğimde duşun altındaydım. Sanki sarhoş olmuşum gibi yataktan banyoya kadar nası ilerledim hatırlamıyorum. O kadar inanmışım uyanmamaya.
Birde yine geçen gece,3 gece önce sanırım, yine Topikle uyurken yanyana, enteresan bişi yaşadım. Uykuyla uyanıklık arasındaydım zaten butun gece. Yatağı yumruklarken buldum kendimi. İlk yumrugumu hissettim ama ikinci yumrukla tamamen açıldı bilincim ve gözlerim.Sırtüstü kalakaldım. Ağlayarak uyandığım yada daha mutlu zamanlarımda kendi kahkahalarım tarafından uyandırıldığım çok olmuştu ama hiç böle bişi yaşamamıştım. Korktum geceden, korktum kendimden, korktum hatırlayamadığım rüyamdan.
Sırtüstü tavana bakıp hareket bile edemeden, kendime gelmeye çalışırken gerisi geldi hikayenin.
Topik uzattı elini, omzuma koydu. Sonra konuşmaya başladı;
'Sakin ol firste,herşey geçecek, atlatacağız bu günleri. Yapamazsak yapamayız.Ucunda ölüm yok.Bu kadar uğraşıyoruz, hırpalama kendini.Olduğu kadar.'
Bunları söylerken sesi berraktı.Ne yeni uyanmış gibi, ne uykuya dalıyor gibi. Bildiğimiz günlük konuşmalardan birini yapıyordu sanki.Yataga vurduğum darbelerin etkisiyle onuda uyandırmış olduğumu düşündüm ilk başta.O konuşurken ben dönüp ona bakmadım, çünkü hareket yeteneğimi tam kazanmamıştım daha. Ayrıca gözlerimde biriken yaşları farketsin de istememiştim. Sonra sustu, elimi hala omzunda olan elinin üstüne koydum. Kafamı ona doğru çevirdiğimde gözlerinin kapalı ve ağır uykuda olduğunu farkettim. Nitekim sonra arkasını dönüp fosur fosur uyumaya devam etti. Sonra bende uyumuşum.
Kızlardan önce çıktım geldim okula, onlar daha geç geldiler. Olayı anlattığımda Topik kesinlikle hatırlamıyordu. Aylo ise;
'Ben sana diyim sana gelmişler kızım' dedi.
Öyle gelip giden şeylere inanmam ben.
Ama yinede kelimenin tam anlamıyla aslında, gelmişler bana.
Aman gelen gelir, giden gider. Ben bile çok sıkıldım hayatımdan hem.
Neyse, benim uyumam lazım, uyuyup uyanmamam lazım. Kim gelirse gelsin.
Birde yine geçen gece,3 gece önce sanırım, yine Topikle uyurken yanyana, enteresan bişi yaşadım. Uykuyla uyanıklık arasındaydım zaten butun gece. Yatağı yumruklarken buldum kendimi. İlk yumrugumu hissettim ama ikinci yumrukla tamamen açıldı bilincim ve gözlerim.Sırtüstü kalakaldım. Ağlayarak uyandığım yada daha mutlu zamanlarımda kendi kahkahalarım tarafından uyandırıldığım çok olmuştu ama hiç böle bişi yaşamamıştım. Korktum geceden, korktum kendimden, korktum hatırlayamadığım rüyamdan.
Sırtüstü tavana bakıp hareket bile edemeden, kendime gelmeye çalışırken gerisi geldi hikayenin.
Topik uzattı elini, omzuma koydu. Sonra konuşmaya başladı;
'Sakin ol firste,herşey geçecek, atlatacağız bu günleri. Yapamazsak yapamayız.Ucunda ölüm yok.Bu kadar uğraşıyoruz, hırpalama kendini.Olduğu kadar.'
Bunları söylerken sesi berraktı.Ne yeni uyanmış gibi, ne uykuya dalıyor gibi. Bildiğimiz günlük konuşmalardan birini yapıyordu sanki.Yataga vurduğum darbelerin etkisiyle onuda uyandırmış olduğumu düşündüm ilk başta.O konuşurken ben dönüp ona bakmadım, çünkü hareket yeteneğimi tam kazanmamıştım daha. Ayrıca gözlerimde biriken yaşları farketsin de istememiştim. Sonra sustu, elimi hala omzunda olan elinin üstüne koydum. Kafamı ona doğru çevirdiğimde gözlerinin kapalı ve ağır uykuda olduğunu farkettim. Nitekim sonra arkasını dönüp fosur fosur uyumaya devam etti. Sonra bende uyumuşum.
Kızlardan önce çıktım geldim okula, onlar daha geç geldiler. Olayı anlattığımda Topik kesinlikle hatırlamıyordu. Aylo ise;
'Ben sana diyim sana gelmişler kızım' dedi.
Öyle gelip giden şeylere inanmam ben.
Ama yinede kelimenin tam anlamıyla aslında, gelmişler bana.
Aman gelen gelir, giden gider. Ben bile çok sıkıldım hayatımdan hem.
Neyse, benim uyumam lazım, uyuyup uyanmamam lazım. Kim gelirse gelsin.
5 Aralık 2010 Pazar
Ne Yazdım ki Simdi Ben
Kendime hatırlatma yapmak istiyorum suanda. Pazar gunu ve ben okula gideceğim, hatta dünde okuldaydım. Hatırlatma kısmı burda başlıyor. Bir öğrenci için okula gitme gununu 5 yapmışlar, 7 kere gitme!!
Hem benim mukemmel ders programım yuzunden boş gunumde yok. OHH Shiitt!!
Yine dün gece saldırdım birilerine,Saldırdığımı bile anlamadılar. Hatta neden saldırdığımı da anlamadılar. Neyse kesin ben anlatamamışımdır. Kesin ben abartıyorumdur falan filan. Uyanınca geçti zaten. Uyanınca o sevgiye aç kız geri geldi, atarları giderleri bi kenara bırakıp.Hem zaten daha fazlasını yapmaya zamanım yok benim. O kadar dolu ki kafam, uyuyup uyandıktan sonra sürdüremiyorum isyanlarımı. Nitekim bugun beni 12 saatlik bir ders çalışma planı beklemekte.
Kitaplarıma baktım suanda bi. Okadar itici gözüküolarki.Bitanesinde dinazorlar falan var. Bilen bilir o kitabi. Tarih öncesinden kalma diye yapılan bir klasik espride var ama komik bile değil bence. Zaten eğlenceli bi kitapta değil. Değil diyorum.
Paragraflarım birbirinden ne kadar alakasız olabilir onu deniyorum suanda. Sadece yazmak istedim. Bu sıralar sadece ders çalıştığım için, yazacak yada ilham alacak bir tecrube yaşayamıyorum. Neyse bu gunlerde geçecek, gidecek nasılsa, hem bu dönem nasıl geçti anlamadım ben. Uyuştu beynim, uyuştu vücudum. Ders çalışmaktan tabi, başka ne olabilir ki? En azından artık Son'a yaklaşırken, karşılığınıda alır gibiyim asosyalliğimin. Geçen gün Top yaptım bi sınavda, sınıftaki bana salak sarısın muamelesi yapan insanlara rağmen hemde. Yaklaşık 6 senedir yaşamıyordum o duyguyu. İyi geldi. Tam çıldırmanın eşiğindeyken, devam etmem için güç verdi. Gerçi bi insanın kendini kanıtlaması, sınavdan aldığı en yüksek notla olmuyor ama, bize aşılanan mantalite hala bu. Güya üni. öğrencisiyiz ama her sınav ÖSS mübarek. Öyle bi yarış, öyle bir düşmanlık var insanlar arasında. Bunun sorumlusu kim bilmiyorum.Bazen karşıma alıp insanları, bi silkelemek istiyorum. 'Kendinize gelin lan, hayat ders çalışmaktan ibaret değil!'
Belki o zaman 'naber' diye sorunca, garip garip bakmazlar suratıma. Kafalarını cevirmek yerine, cevap vermeyi başarabilirler. Sadece 'iyiyim' deseler yeter ayrıca, bana nasıl olduğumu sormalarına gerek yok.
Back to Basics of Human Communication!
Hem benim mukemmel ders programım yuzunden boş gunumde yok. OHH Shiitt!!
Yine dün gece saldırdım birilerine,Saldırdığımı bile anlamadılar. Hatta neden saldırdığımı da anlamadılar. Neyse kesin ben anlatamamışımdır. Kesin ben abartıyorumdur falan filan. Uyanınca geçti zaten. Uyanınca o sevgiye aç kız geri geldi, atarları giderleri bi kenara bırakıp.Hem zaten daha fazlasını yapmaya zamanım yok benim. O kadar dolu ki kafam, uyuyup uyandıktan sonra sürdüremiyorum isyanlarımı. Nitekim bugun beni 12 saatlik bir ders çalışma planı beklemekte.
Kitaplarıma baktım suanda bi. Okadar itici gözüküolarki.Bitanesinde dinazorlar falan var. Bilen bilir o kitabi. Tarih öncesinden kalma diye yapılan bir klasik espride var ama komik bile değil bence. Zaten eğlenceli bi kitapta değil. Değil diyorum.
Paragraflarım birbirinden ne kadar alakasız olabilir onu deniyorum suanda. Sadece yazmak istedim. Bu sıralar sadece ders çalıştığım için, yazacak yada ilham alacak bir tecrube yaşayamıyorum. Neyse bu gunlerde geçecek, gidecek nasılsa, hem bu dönem nasıl geçti anlamadım ben. Uyuştu beynim, uyuştu vücudum. Ders çalışmaktan tabi, başka ne olabilir ki? En azından artık Son'a yaklaşırken, karşılığınıda alır gibiyim asosyalliğimin. Geçen gün Top yaptım bi sınavda, sınıftaki bana salak sarısın muamelesi yapan insanlara rağmen hemde. Yaklaşık 6 senedir yaşamıyordum o duyguyu. İyi geldi. Tam çıldırmanın eşiğindeyken, devam etmem için güç verdi. Gerçi bi insanın kendini kanıtlaması, sınavdan aldığı en yüksek notla olmuyor ama, bize aşılanan mantalite hala bu. Güya üni. öğrencisiyiz ama her sınav ÖSS mübarek. Öyle bi yarış, öyle bir düşmanlık var insanlar arasında. Bunun sorumlusu kim bilmiyorum.Bazen karşıma alıp insanları, bi silkelemek istiyorum. 'Kendinize gelin lan, hayat ders çalışmaktan ibaret değil!'
Belki o zaman 'naber' diye sorunca, garip garip bakmazlar suratıma. Kafalarını cevirmek yerine, cevap vermeyi başarabilirler. Sadece 'iyiyim' deseler yeter ayrıca, bana nasıl olduğumu sormalarına gerek yok.
Back to Basics of Human Communication!
2 Aralık 2010 Perşembe
Konuştuk..Kimse Duymadı
Benim hep erkek arkadaşlarım fazla oldu kızlardan çok. Hep onlarla dertleştim. Kızlardan hep biraz korktum çekindim.Çünkü yara aldım ben kızlardan. Her yeni kız arkadaşımda arındım o yaralardan. Şimdi farklı, şimdi öyle değil.Şimdi karşımda yaralarımı bilip, konuşurken bile cümlelerine dikkat eden insanlar (kızlar) var.
Oturduk biz konuştuk 2 bira eşliğinde. Sınavlardan önceki totemimiz.Sınavdan önceki gece 2şer bira.Her zaman işe yarıyor. Ama siz yapmayın sadece bizim için geçerli bu.Neyse ne diodum, oturduk konuştuk. Bize neler iyi geliyordu. O zamanlar neler istiyorduk? O zamanlar derken eski, saf zamanlar. Yara almamış zamanlar. Yara alan sadece biz değiliz evet. Zaman yaralanıyor aslında, acısı bizden çıkıyor sonra.
Neler istiyorduk? Neler oldu? Kimler, istemediklerimizi bile serdi yollarımıza. Sorgusuz, sualsiz.
Ve biz nasıl vazgeçtik sorgusuz, sualsiz?
Sonrasında olanları düşündüğümüzde ise çarpışıyoruz kendi aklımızla, yüreğimizle.Neydik--ne olduk?
Ne istedik- ne elde ettik? Eskiden nelere burun kıvırırdık- şimdi nelerle kandırıyoruz kendimizi?
Eskiden düşünmek zorunda olmadığımız ayrıntılar, şimdi nasıl kurcalamakta zehirli zehirli zihnimizi?
Biz konuştuk, kimse duymadı bizim dışımızda.Kimse çare olmadı ayrıca. Ama en nihayetinde yalnız değildik. Biz vardık bu sefer, kızlar, birbirinden değişik kızlar birbirini yinede anlayan.Birbirini her şeye rağmen yinede duyan.
Hem biz daha ölmedik, düştüysek kalkarızda, hep yaptığımız gibi
Ve birde bazen, gerek olan o ki;
Sil baştan yaşarız hayatı
Oturduk biz konuştuk 2 bira eşliğinde. Sınavlardan önceki totemimiz.Sınavdan önceki gece 2şer bira.Her zaman işe yarıyor. Ama siz yapmayın sadece bizim için geçerli bu.Neyse ne diodum, oturduk konuştuk. Bize neler iyi geliyordu. O zamanlar neler istiyorduk? O zamanlar derken eski, saf zamanlar. Yara almamış zamanlar. Yara alan sadece biz değiliz evet. Zaman yaralanıyor aslında, acısı bizden çıkıyor sonra.
Neler istiyorduk? Neler oldu? Kimler, istemediklerimizi bile serdi yollarımıza. Sorgusuz, sualsiz.
Ve biz nasıl vazgeçtik sorgusuz, sualsiz?
Sonrasında olanları düşündüğümüzde ise çarpışıyoruz kendi aklımızla, yüreğimizle.Neydik--ne olduk?
Ne istedik- ne elde ettik? Eskiden nelere burun kıvırırdık- şimdi nelerle kandırıyoruz kendimizi?
Eskiden düşünmek zorunda olmadığımız ayrıntılar, şimdi nasıl kurcalamakta zehirli zehirli zihnimizi?
Biz konuştuk, kimse duymadı bizim dışımızda.Kimse çare olmadı ayrıca. Ama en nihayetinde yalnız değildik. Biz vardık bu sefer, kızlar, birbirinden değişik kızlar birbirini yinede anlayan.Birbirini her şeye rağmen yinede duyan.
Hem biz daha ölmedik, düştüysek kalkarızda, hep yaptığımız gibi
Ve birde bazen, gerek olan o ki;
Sil baştan yaşarız hayatı
1 Aralık 2010 Çarşamba
Geç kaldı
Normalde türkçe muzik pek dinlemem ben. Ama bilirim hepsini ezbere.Sevmem değilde, fırsat olmuyor işte.Sacma bi açıklama çabasındayım suanda.Olsun.Neyse, dediğim odur ki;
Bir şarkı varki, o şarkı geç kaldı bana.
Dun dinledim ilk defa,eski mi yeni mi bilmiyorum. Ama ben dinlemeye geç kalmışım.Vuruldum şarkıya. Ayrılık acısı yaşarken dinleseydim kendimi duvardan duvara çarpabilirdim. Keşke geç kalmasaydım dedim. Ya da şarkı geç kalmasaydı bana. Ben saf saf aşk acısı yada mutluluğu ile yanarken o yatağımda, keşke kulaklarımda olsaydı bu şarkı. Artık çok isim oldu. Çok derken 2-3. Kim hakediyor bu şarkıyı bilemedim. Kimi anmam gerektiğini çözemedim. Hem birilerini anmak bile gelmedi içimden.Bitince bitiyor arkadaş. Bitirince de anmayacaksın bir daha. Bunu öğrendim ben seneler içinde. Herkesin hayatı devam ediyor çünkü. Hem şarkılarda eskide kalıyor. Eskiden hüngür hüngür ağlayarak dinlediğiniz şarkıları, şimdi duyunca pek bir şey hissetmiyorsunuz ufak bir sızı dışında.
Sarkı için tık tıkı tık
Bu şarkıyı şuanki sevgiliye ithaf edebilirim aslında, ama pek uymuyor. Şarkı inanılmaz ama bize uymuyor işte. Hem bizim şarkımızda var aslında. Ve evet türkçede değil!
Ünlem!
Bir şarkı varki, o şarkı geç kaldı bana.
Dun dinledim ilk defa,eski mi yeni mi bilmiyorum. Ama ben dinlemeye geç kalmışım.Vuruldum şarkıya. Ayrılık acısı yaşarken dinleseydim kendimi duvardan duvara çarpabilirdim. Keşke geç kalmasaydım dedim. Ya da şarkı geç kalmasaydı bana. Ben saf saf aşk acısı yada mutluluğu ile yanarken o yatağımda, keşke kulaklarımda olsaydı bu şarkı. Artık çok isim oldu. Çok derken 2-3. Kim hakediyor bu şarkıyı bilemedim. Kimi anmam gerektiğini çözemedim. Hem birilerini anmak bile gelmedi içimden.Bitince bitiyor arkadaş. Bitirince de anmayacaksın bir daha. Bunu öğrendim ben seneler içinde. Herkesin hayatı devam ediyor çünkü. Hem şarkılarda eskide kalıyor. Eskiden hüngür hüngür ağlayarak dinlediğiniz şarkıları, şimdi duyunca pek bir şey hissetmiyorsunuz ufak bir sızı dışında.
Sarkı için tık tıkı tık
Bu şarkıyı şuanki sevgiliye ithaf edebilirim aslında, ama pek uymuyor. Şarkı inanılmaz ama bize uymuyor işte. Hem bizim şarkımızda var aslında. Ve evet türkçede değil!
Ünlem!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






