Ülkemdeki insanların neden bu kadar aptal olduğunu sorgulamaktayım an itibariyle. Şaka gibi bir gündü bugun. Devlet baba'nın bize hayatı ne kadar zorlaştırdığı adeta tokat gibi çarptı yüzüme. Bir pasaport çıkartmak nası bu kadar zor olabilir. 300 kusur milyon yatırcam ama yok beyan edilen hiç bir banka almıyor o parayı. Yanlış beyan edersem tutarı ayrıca geri de alamıyormuşum parayı. Napcaksınız o parayı o zaman diyorum. İşleminiz yapıldığı için geri veremem diyorlar. Tamam ödicem yine de diorum, bu seferde sadece pasaport harcını alabiliyoruz, defter harcı için bu banka diyorlar. Madem alamıyorsunuz neden konuştuk bu kadar. Siz mi manyaksınız ben mi?
En sonunda babamı aradım, 'Baba bu millet hakkaten gerizekalı' dedim. 'Bravo' dedi.
Aslında bu mallık durumu, eğitimden başlıyor. Ne kadar eğitirsen eğit, insanlar bir numara alıp sırasının gelmesini beklemeyi hala öğrenememiş. Ayrıca bir adam vardı gözlerini dikti önce, sonra yetmedi geldi yanıma oturdu. Bari yanıma oturdun rahatladın oh, bakmayı bırak dimi? Yok Asla. O adam bakacak bana. Bir insan gözleriyle ve varlığıyla nası taciz eder şahit oldum. Toplum içinde bu oluyorsa, kızların ormana kaçırılıp tecavüz edilmesi pek garip bir olay değil aslında.
Birazda üniversitelerde öğrenim gören insanlardan bahsedelim. Duyduğum korkunç saçmalıktaki konuşmalar iyice kontrolden çıkmaya başladı artık. Niye bu kadar sinirlendiğimi bilmiyorum. Konunun ne ucuyla, ne köşesiyle ne de kenarıyla alakam var aslında.
'Angelina Jolie'ye benzesem, buralarda takılmam abi' diyor bir kız. Bende içimden 'Nasıl yani?' diyorum. Tipimize göre takılabileceğimizi, ya da takılamayacağımız yerler mi var acaba. Kız deseki; ' Loto çıksa buralarda takılmam abi' hak vereceğim. Çünkü bütçeye göre gidebilceğimiz ya da gidemeyeceğimiz yerler var. Eywallah. Ama o kızın kurduğu cümle beni gerçekten şoka soktu. Düşünsenize eger 10 üzerinden, 8 güzelliğe sahip değilseniz, alınmıyorsunuz mekana. Tamam oldu.
He eğer kız şu mantıktaysa, 'O kadar güzel olsam, kesin yakışıklı/zengin birini kaparım, sonra okumama gerek kalmaz' o zaman g.t oluşumun resmidir bu. Kabul ederim. Etmem değil. Ama zaten mantalite buysa, o kız bulsa da bulmasa da okumasın. Sen bir önden git yani şekerim.
Sonra şimdi başka bir kızdan bahsedeceğim. Nası tilt oluyorum anlatamam. Haftanın 2 gunu görüyor olmak bile sinirlendiriyor beni. Tam bir 'Köyden geldim şehire' modeli. Kaldı ki, bu tabir hiç hoşuma gitmiyor olsa da, ve aslında insan ayıran bir insan olmamama rağmen de, kız bana bu sıfatı kullandırıyor. O derece. Bu kız evladımıza göre de, iyi araba-kötü araba kavramı, arabanın ne kadar lüx olduğuyla alakalı.
Normal cars---> Ford, Opel
Good cars---> Ferrari, Porsche
Evet bunu dedi.Uydurmuyorum. Bu örneği gerçekten verdi. Ayrıca sınıfta ne zaman örnek bir mal göstermemizi istese hoca, bu kız hep 'Car' (yani araba) demekte. En sonunda gidip bi araba alıcam kıza, sınıfça rahatlıyacağız. Ayrıca ben 'örnek bir mal' olarak hep bu kızı örnek göstermek istiyorum, ama tutuorum kendimi.
Bence bu kız da okumasın. Bi çocuk bulsun, arabayla 1-2 gezip evlensinler. Olur yani. Boşu boşuna ortalamyı yükseltmesin bu kız sınavda.He birde bu hanım kızımız illaki, sırt dekolteli bir şey giyecek, o tüylü tüylü sırtını, karda kışta bile bize gösterecek. Bu kızda kesin Angelina Jolie'nin takıldığı mekanlarda takılamaz ben size söyliyim.
Neyse, Türkiyedeki öğrenci profili buyken, heralde yanlış bilgilendirme sonucunda işlemlerimizi halledemiyor oluşumuz çok şaşırtıcı olmasa gerek. Hadi internette yanlış yazıyor, bari doğrusunu söyleyinde yapalım. Yok doğru bilgi verebilende yok.
Ya ben yanlış yerde doğmuşum, bu ülke bana yanlış.
Ya da ben bu ülkeye yanlışım arkadaş.
20 Aralık 2010 Pazartesi
19 Aralık 2010 Pazar
Burdayım aslen
Evet bir kaç gündür yazmıyor oluşum, bende belli bir sıkıntı ve stres yaratmış olabilir. Saklamayacağım.
Yurtdışından gelen yabancı arkadaşlarımla ilgilenmekteydim son 3-4 gündür. Perşembe günü 9 saatlik bir havaalanı yolculuğundan sonra onlara kavuştuk. Ben kendi asosyalliğimden şikayet ederken, bu seferde bu uluslararası sosyalliğim beni biraz yordu açıkcası.
Evde kalmadık.Boş bir ew vardı hep beraber orda kaldık.(Evet bizim öyle olanaklarımızıda var, yok değil) Devamlı evde oturduğum için şikayet ederken,evimi, yatagımı, kakaolu sütlerimi özlemiş oluşum beni şaşırttı şahsen. Ayrıca rahat rahat oyunda oynayamadım bu süreç içerisinde. Terapi seansımı kaçırmış gibi hissediorum şuanda.Butun gunu uyuyarak geçirdim. Yorgundum baya. Tam kalkacaktım. Karnımda bir ayrı, adeta nefes alamadım. Anneme bile seslenemedim. Telefonla aradım salonda oturan annemi. Salon dediğimde öyle kilometrelerce ötede de değil üstelik. Bildiğin 3 oda bir salon bir ev. İlaç getirdi bana saolsun. Sonra ilaçta uyku yaptı, yine uyudum. Yarın için makale okumam lazım, bitirme projem için hocayla konuşacağım çünkü. Ama ben daha başlayamadım bu şartlar altında. Ama hocaya sölersem, neler olduğunu bana kızmayacağını düşünmekteyim.
Neyse şimdi benim makale okumam, ufkumu genişletmem falan lazım.Ayrıca yazamıyorum. Havaya giremedim. Saklamayacağım yine. Sonra da oyun oynayacağım,evet bunu yapacağım.
Yurtdışından gelen yabancı arkadaşlarımla ilgilenmekteydim son 3-4 gündür. Perşembe günü 9 saatlik bir havaalanı yolculuğundan sonra onlara kavuştuk. Ben kendi asosyalliğimden şikayet ederken, bu seferde bu uluslararası sosyalliğim beni biraz yordu açıkcası.
Evde kalmadık.Boş bir ew vardı hep beraber orda kaldık.(Evet bizim öyle olanaklarımızıda var, yok değil) Devamlı evde oturduğum için şikayet ederken,evimi, yatagımı, kakaolu sütlerimi özlemiş oluşum beni şaşırttı şahsen. Ayrıca rahat rahat oyunda oynayamadım bu süreç içerisinde. Terapi seansımı kaçırmış gibi hissediorum şuanda.Butun gunu uyuyarak geçirdim. Yorgundum baya. Tam kalkacaktım. Karnımda bir ayrı, adeta nefes alamadım. Anneme bile seslenemedim. Telefonla aradım salonda oturan annemi. Salon dediğimde öyle kilometrelerce ötede de değil üstelik. Bildiğin 3 oda bir salon bir ev. İlaç getirdi bana saolsun. Sonra ilaçta uyku yaptı, yine uyudum. Yarın için makale okumam lazım, bitirme projem için hocayla konuşacağım çünkü. Ama ben daha başlayamadım bu şartlar altında. Ama hocaya sölersem, neler olduğunu bana kızmayacağını düşünmekteyim.
Neyse şimdi benim makale okumam, ufkumu genişletmem falan lazım.Ayrıca yazamıyorum. Havaya giremedim. Saklamayacağım yine. Sonra da oyun oynayacağım,evet bunu yapacağım.
16 Aralık 2010 Perşembe
Sabah mı olmuş? Tamam
Sabah oldu mu nan? Uyuyup uyandık mı? Hava aydınlandı mı? Ben uyumadımki daha.Yok nan sabah olmamıştır o zaman. Ama az sonra okula gidicem.Nası yani? Noluo nan? Ne dönüyo burda?
Hayatıma karşı nasıl bir tecavüzdür bu? Bildiğin kafamda filler s....hmm..şey.... neyse küfür yok. Fingirdeşiyo dielim.
'Mühendis' kelimesi geçen her cümleden ya da varlığı bulunan her olaydan gına geldi. Kendim de dahil bu beni bıktırma işine. Nedenini hemen açıklıyorum.
Şimdi efendim bu okuyan mühendis kişisi, teknik konulardan fırsat bulup kendini kültürel olarak geliştirmez. Gerekte görmez zaten. Sanat mı? Edebiyat mı? Bir yandan motor yaparken bunlarla uğraşmaya tenezzül etmez. Türkçeyi düzgün kullanmakta pek bir şey ifade etmez bu insan evladına. Kitap okumaz ki, kelime dağarcığı gelişsin. Okursada ders kitabı okur zaten. Niye böyle bilendim hemen açıklıyorum.
Klasik fakulte önü muhabbeti, sınavlar dersler vs vs vs. Bir make-up sınavı var malum dersin. Hoca rapor falan istemiyor notların 50nin altındaysa giriosun. Neyse yine malum mühendis kişisi diyorki;
'Ben make-up yüzünden geçtim oolum, kesin gir' Ama bunu yapma. Benim yanımda yapma işte. Dayanamadım dedimki;
'Make-up sayesinde dicektin heralde nitekim yüzünden demek burda olumsuzluk katar cümleye'
Çocuk mal mal baktı suratıma;
'Olsun ben geçtim ya o bana yeter' Geç çocuğum geç, karşıdan karşıya da geç. Aman dikkat et araba çarpmasın.Zaten çocukta bir hacı sakalı olmuş ders çalışmaktan. Bilendim ya az kalsın 'Git bi traş ol' dicektimki, konsantrasyonum bozuldu. Araya falan girdi beni bilen arkadaşlarım saldırı suratımı görünce.
(Evet benim öyle bir mimiğimde var.)
Sonra bu yanlış konuşma konusunda kıl olduğum başka bir kelime kalıbı var asla doğru kullanılmıyor.Eğer bir insan kendini öldürmeyi deneyip başarısız oluyorsa,dersinki;
'İntahara teşebbüs etmiş'
Yok eğer denediyse ve ölmüşse o zat o zaman dersinki;
'İntahar etmiş'
Yok, kimse böyle kullanmıyor.Kimse düzgün konuşmuyor. Uyarınca 'Hee biliodum zaten ben onu ehiehieki' şeklinde tepkilerde almadım değil. Aldım. Bilipte yanlış konuşmak ayrı bi mallık.
Şimdi diceksinizki 'Sananey, sana mı kaldı?' Hemen açıklayayım yine;
(Bugünde açıklama insanı olmuşum, ama uyumadığım için aslında ben hala dündeyim.
Bu arada bir yazı içindeki, parantez içine yazılan cümleler, sesli yada sessiz okurken atlanır. Cümle bittikten sonra geri dönüp göz atmak gerekir.Zaten parantez içinde yazılan cümleler, yeni bir anlam katmaz. Yani o kısmı atlasanız bile, cümlenin anlam bütünlüğü bozulmaz doğru bir kalemden çıktıysa. Ek bilgi vardır orda. Okursanız daha iyi anlarsınız sadece. Parantez içine yazılacak şeyler, bulunduğu cümleden, bağımsız olarak yazılmalıdır.)
Evet ben TDK'da çalışmıyorum. Ama kendini ifade edebilmek en önemli şey şu hayatta. Bunun içinde elimizdeki malzemeler, kelimelerimiz. Siz o kelimeleri yanlış kullanıyorsanız, kendinizi de yanlış anlatıyorsunuzdur. Mesela o çocuk 'yüzünden' dediği için, ben dersten geçtiğine üzüldüğünü düşündüm.
Mesela bazen de, ölmemiş bir insan hakkında ölmüş gibi konuşabiliyorum. Gördüğümde, hayalet görmüş gibi davranabiliyorum.Kendinizi de yanlış anlatıyorsanız, kimsenin sizi doğru anlamasını beklemeyin. İşte ben tam da bu nedenlerden dolayı, mühendis arkadaşlara ya da sadece mühendis değil, iki kelimeyi düzgün bir şekilde yanyana getiremeyen insanlara, ek Türkçe dersi verilmesi taraftarıyım. Bu yaşına kadar kendini ifade etmesini öğrenmediyse bide, o ders zorunlu+kredisiz olsun.
(Dikkat ettiyseniz yazıma parantez içindekiler yokmuş gibi devam ettim, ve yazının bütünlüğü de bozulmadıve siz parantez içiyle ilgili bilgi de almış oldunuz. Okuduysanız tabi)
Evet bende yazarken imla kurallarına dikkat etmiyorum. Fakat bunun sebebi, parmaklarımın beynime yetişememesinden kaynaklanıyor. Sonra da düzeltmeye üşeniyorum. Boşuna saldırmayın bunu da açıkladım işte.
Zaten gün boyu sinirlerim çok bozuktu. Okuldan çıkarken en son avluda hüngürt die bi bıraktım kendimi. Sevgi falan gösterdi beni anlayan insanlar, böyle bi sevgi,destek yumağı. Dedim ya, uyuyup uyanmadığım için ben aslında hala dündeyim. Baya bi sinir depolanmış içimde, ve hala geçmemiş. Bende bundan korkuodum. Nays. Ama allahtan kendimi öldürmeyi falan düşünmüyorum. Korkmayın nan. Olur öle arada.
Aslında bu yazıda eğlenceli bir yazı bana göre zaten.
Eğlenceli yazı, eğlenceli şarkı hiho
(Hakkaten benim dinlediğim en eğlenceli şarkı olabilir.)
Hayatıma karşı nasıl bir tecavüzdür bu? Bildiğin kafamda filler s....hmm..şey.... neyse küfür yok. Fingirdeşiyo dielim.
'Mühendis' kelimesi geçen her cümleden ya da varlığı bulunan her olaydan gına geldi. Kendim de dahil bu beni bıktırma işine. Nedenini hemen açıklıyorum.
Şimdi efendim bu okuyan mühendis kişisi, teknik konulardan fırsat bulup kendini kültürel olarak geliştirmez. Gerekte görmez zaten. Sanat mı? Edebiyat mı? Bir yandan motor yaparken bunlarla uğraşmaya tenezzül etmez. Türkçeyi düzgün kullanmakta pek bir şey ifade etmez bu insan evladına. Kitap okumaz ki, kelime dağarcığı gelişsin. Okursada ders kitabı okur zaten. Niye böyle bilendim hemen açıklıyorum.
Klasik fakulte önü muhabbeti, sınavlar dersler vs vs vs. Bir make-up sınavı var malum dersin. Hoca rapor falan istemiyor notların 50nin altındaysa giriosun. Neyse yine malum mühendis kişisi diyorki;
'Ben make-up yüzünden geçtim oolum, kesin gir' Ama bunu yapma. Benim yanımda yapma işte. Dayanamadım dedimki;
'Make-up sayesinde dicektin heralde nitekim yüzünden demek burda olumsuzluk katar cümleye'
Çocuk mal mal baktı suratıma;
'Olsun ben geçtim ya o bana yeter' Geç çocuğum geç, karşıdan karşıya da geç. Aman dikkat et araba çarpmasın.Zaten çocukta bir hacı sakalı olmuş ders çalışmaktan. Bilendim ya az kalsın 'Git bi traş ol' dicektimki, konsantrasyonum bozuldu. Araya falan girdi beni bilen arkadaşlarım saldırı suratımı görünce.
(Evet benim öyle bir mimiğimde var.)
Sonra bu yanlış konuşma konusunda kıl olduğum başka bir kelime kalıbı var asla doğru kullanılmıyor.Eğer bir insan kendini öldürmeyi deneyip başarısız oluyorsa,dersinki;
'İntahara teşebbüs etmiş'
Yok eğer denediyse ve ölmüşse o zat o zaman dersinki;
'İntahar etmiş'
Yok, kimse böyle kullanmıyor.Kimse düzgün konuşmuyor. Uyarınca 'Hee biliodum zaten ben onu ehiehieki' şeklinde tepkilerde almadım değil. Aldım. Bilipte yanlış konuşmak ayrı bi mallık.
Şimdi diceksinizki 'Sananey, sana mı kaldı?' Hemen açıklayayım yine;
(Bugünde açıklama insanı olmuşum, ama uyumadığım için aslında ben hala dündeyim.
Bu arada bir yazı içindeki, parantez içine yazılan cümleler, sesli yada sessiz okurken atlanır. Cümle bittikten sonra geri dönüp göz atmak gerekir.Zaten parantez içinde yazılan cümleler, yeni bir anlam katmaz. Yani o kısmı atlasanız bile, cümlenin anlam bütünlüğü bozulmaz doğru bir kalemden çıktıysa. Ek bilgi vardır orda. Okursanız daha iyi anlarsınız sadece. Parantez içine yazılacak şeyler, bulunduğu cümleden, bağımsız olarak yazılmalıdır.)
Evet ben TDK'da çalışmıyorum. Ama kendini ifade edebilmek en önemli şey şu hayatta. Bunun içinde elimizdeki malzemeler, kelimelerimiz. Siz o kelimeleri yanlış kullanıyorsanız, kendinizi de yanlış anlatıyorsunuzdur. Mesela o çocuk 'yüzünden' dediği için, ben dersten geçtiğine üzüldüğünü düşündüm.
Mesela bazen de, ölmemiş bir insan hakkında ölmüş gibi konuşabiliyorum. Gördüğümde, hayalet görmüş gibi davranabiliyorum.Kendinizi de yanlış anlatıyorsanız, kimsenin sizi doğru anlamasını beklemeyin. İşte ben tam da bu nedenlerden dolayı, mühendis arkadaşlara ya da sadece mühendis değil, iki kelimeyi düzgün bir şekilde yanyana getiremeyen insanlara, ek Türkçe dersi verilmesi taraftarıyım. Bu yaşına kadar kendini ifade etmesini öğrenmediyse bide, o ders zorunlu+kredisiz olsun.
(Dikkat ettiyseniz yazıma parantez içindekiler yokmuş gibi devam ettim, ve yazının bütünlüğü de bozulmadıve siz parantez içiyle ilgili bilgi de almış oldunuz. Okuduysanız tabi)
Evet bende yazarken imla kurallarına dikkat etmiyorum. Fakat bunun sebebi, parmaklarımın beynime yetişememesinden kaynaklanıyor. Sonra da düzeltmeye üşeniyorum. Boşuna saldırmayın bunu da açıkladım işte.
Zaten gün boyu sinirlerim çok bozuktu. Okuldan çıkarken en son avluda hüngürt die bi bıraktım kendimi. Sevgi falan gösterdi beni anlayan insanlar, böyle bi sevgi,destek yumağı. Dedim ya, uyuyup uyanmadığım için ben aslında hala dündeyim. Baya bi sinir depolanmış içimde, ve hala geçmemiş. Bende bundan korkuodum. Nays. Ama allahtan kendimi öldürmeyi falan düşünmüyorum. Korkmayın nan. Olur öle arada.
Aslında bu yazıda eğlenceli bir yazı bana göre zaten.
Eğlenceli yazı, eğlenceli şarkı hiho
(Hakkaten benim dinlediğim en eğlenceli şarkı olabilir.)
15 Aralık 2010 Çarşamba
Yok artık!
Yok olmuyor.Yapamıorum ben bu işi. Sınavlardan iyi not alsam projeler yapılamıyor.Proje yapmassan istersen 100 al, kalıyorsun. Annem ve babam olmasa basıp gitmiştim intaharı. Çok üzülürler. Arkadaşlarım ve sevgilimde üzülür heralde. Onlardan geçer. Annemle babamdan geçmez ama. O yuzden bende geçip gidemiyorum.
Ben istemiorum biri 'Naber' diyince ağlamak. Ben istemiyorum bu kadar mutsuz olmak. Allahım ne kadarda hayata aç bi insanım aslında. Ne kadar küçük şeylerle mutlu olabiliorum aslında. Hocalar bile kabul ederken, 'Bu kızın potansiyeli var ama parlayacağı yer burası değil' derken, ben nie bu kadar uğraşmak zorundayım ya. Kıvırıp kullanın o diplomayı emi!
Emniyet kemeri takıntım var benim.Arabaya bindiğim gibi takarım.Biri takmıosa taktiririm. Bugun takmadım kemer. Belki yolda kaza yaparızda ölürüm die. Yapmadık. Hala yaşıorum. Yok artık!
Bıktım her şeyden bıktım. Devamli bilgisayarınız risk altında uyarısının çıkmasından bile bıktım. Almıorum nan iste antivirüs.
Ben istemiorum biri 'Naber' diyince ağlamak. Ben istemiyorum bu kadar mutsuz olmak. Allahım ne kadarda hayata aç bi insanım aslında. Ne kadar küçük şeylerle mutlu olabiliorum aslında. Hocalar bile kabul ederken, 'Bu kızın potansiyeli var ama parlayacağı yer burası değil' derken, ben nie bu kadar uğraşmak zorundayım ya. Kıvırıp kullanın o diplomayı emi!
Emniyet kemeri takıntım var benim.Arabaya bindiğim gibi takarım.Biri takmıosa taktiririm. Bugun takmadım kemer. Belki yolda kaza yaparızda ölürüm die. Yapmadık. Hala yaşıorum. Yok artık!
Bıktım her şeyden bıktım. Devamli bilgisayarınız risk altında uyarısının çıkmasından bile bıktım. Almıorum nan iste antivirüs.
Bir Hikaye
Küçük bir kız, tek derdi platonik aşkları olan. O kadar ufakki o kız, erkeklerle konuşmaya bile utanıyor. Kızarıyor bozarıyor cevap veremiyor. Dışardan bakılınca ufak bir dünyası var kızın, içinde 3-5 isim sadece. Derslerde kitap okuyor, bulmaca çözüyor, ya da uyuyor.
Dersten kaçıyor arada sırada, korkuyor ölesiye. Ona koca gelen o eski tahta okul koridorlarında yürüyor arkadaşlarıyla. Kimse farketmesin istiyor. Eski bina, onun inadına her adımda sallanıyor gıcırdıyor. Huzur buluyor o gıcırtılarda aslında ama heyecanlı.O kadar heyecanlı ki, korkuyor. Sonra okuldan kaçmaya başlıyorlar.Hep biraz ürkek.Annesine söylüyor ne zaman bi yaramazlık yapsa.Taksiye binince plakasını mesaj atıyor çaktırmadan başlarına bir iş gelirse diye. Annesi hiç kızmıyor. Annesi hep yanında.
Kız küçük ama her sene biraz daha kısalıyor o eteği. Etek dizlerindeyken başlıyor okula, ama asla kıvırmıyor. Annesine söylüyor hep.'Eteği kısaltalim anne nolur' diye. Hep kabul ediyor annesi. Giderek kısalıyor o etek sanki büyümesiyle doğru orantılıymış gibi.
Abileri, ablaları oluyor kızın okulda. Herkes onu çok seviyor. Asla serviste kenara oturmuyor. Yer yoksa ablalarının kucağına oturtuluyor. Kantinde ezilir die sıraya girmiyor. Ne isterse alıyor o abiler ablalar ona.
Şişe cevirmece oynarken, cesaret diyor hep. Ama kimseyi öpmüyor.Doğruları söylememek için. Ozamanlarda bile biliyorki, fazla gelecek kurduğu cümleler. Kullandığı kelimeleri kimse anlayamayacak.Hem kimse onun kadar kitap okumuyor. Cesaretini kanıtlamak için gidip aşkını itiraf ediyor. Kimse onu ciddiye almıyor. Kız küçük, kız minik. O kadar minik olunca, kimse inanmıyor, yüreğinin ne kadar büyük olduğuna.
Susuyor kız senelerce susuyor. Çok gülüyor, hiç ağlamıyor. Hep seviliyor, ama sadece birini seviyor.
Sonra değişmeye başlıyor kız.Birisi ciddiye alıyor onu. Hayatında olmayan, aynı havayı soluyup selam bile vermediği, daha önceden onu ciddiye almamış olan biri ciddiye alıyor. Güvenmiyor önce kız, hem daha erkeklerle nası konuşulur onu bile bilmiyor.
Zamanla alışıyor erkeğe.Güveniyor. Tutuyor minicik elleriyle, kendine kocaman gelen elleri. Nereye çekerse oraya gidiyor. Karanlıktan korkuyor kız, ama ışıksız kalmaya aldırmıyor artık. kopuyor herkesten, herşeyden. Sadece ona güveniyor. Sadece o var sanıyor, onu tanıyan, seven, koruyan. Oysaki kız farkında değil, en büyük yalanların çocuktan geldiğine. Annesi kızıyor ilk defa ona. Dinlemiyor, kopuyor o taksi plakasını bile söylediği anneden. Annesi engel olamıyor kızının sürüklenmesine.
Sonra değişiyorlar ikiside, kız artık hiç gülüyor, çok ağlıyor. Çocuk o eli devamlı bırakıyor. Sonra tekrar tutuyor. Bırak-tut, bırak-tut. Büyüdüğünü sanıyor kız, 'Onla büyüdüm ben,onsuz yapamam' diyor. Çocuk en çok bunu kullanıyor kıza karşı. Çocuk manipule etmeye başlıyor kızı. Arkadaşları, ailesi herşeyini kaybettiğini düşünüyor kız zaman zaman sonra, 'O olsun bana yeter' diyor. Çocukta sarsılıyor bu yolculuk sırasında tabi. İçindeki kötülük onu da parçalıyor aslında. Ama çocuk hem kızı hem kendini, içindeki kötülükten koruyamıyor.
Kız zamanla tükeniyor. Her ayrılıktan sonra daha çok dayanır oluyor barışmamak için. Her ayrılık döneminde farkediyorki çok gülüyor, çok ağlıyor. Ama en azından gülüyor. Ayrı kalma süresi uzadıkça, toparlıyor kız kendini düşüncelerini. 'Hayat böyle olmamalı' demeye başlıyor. 'Aşk böyle olmamalı' 'Bu kadar yıkmamalı'
Yavas yavas buluyor kız kendini, çocugun yarattığı hapishaneye rağmen. Düşüncelerini toparlıyor. Göz yaşlarını siliyor bir bir kız. Uzun bir süreç oluyor bu. Kız yılmıyor. Hastalıkla savaşıyor sanki.Can çekişiyor, yaşama tutunmaya çalışıyor. Öğreniyor yavaş yavaş;
Aşk'ın kötü niyetli insanların elinde, en tehlikeli silah olduğunu.
Çocuk farketmiyor kızın geçirdiği evreleri.Sonra yine gidiyor. Kız hep bıraktığı yerde sanıyor. Bu gidişinin, son gidişi olacağına inanmıyor. Keyfine bakıyor. Kız onu unutmasın bu sürede diye çeşitli oyunlar oynuyor. Kız artık etkilenmez oluyor bu oyunlardan. Yavaş yavaş bitiyor kız.
Çocuk dönmek istiyor çok sonra. Kimse onu o kız kadar sevmediği için. Kız yaklaştırmıyor yanına.Sokmuyor hayatına tekrardan.Çocuk aşk acısı çekiyor bu sefer. Kızı o bırakıyor, ama terkedilen kendisi oluyor. Yediremiyor. Kurduğu Dünya yıkılsın istemiyor. En ağır silahlarıyla saldırıyor kıza. Her şeyi yapıyor. Ruhuna seslenmeye çalışıyor kızın, ama kızın ruhu ölmüş farkediyor. Onu seven parçası, çoktan terketmiş kızı.
Son bir umutla soruyor kıza;
'O sokaklarda bensiz nasıl yürüyeceksin? Karanlıkta ben yanında olmassam nasıl bulacaksın yönünü. Seni benden başka kimse sevemez böyle.Seni şimdi kim koruyacak?'
Kız düşünmüyor cevabını. Seneler içinde en gerçek olan cümleyi buluyor kendi içinde;
'Sen bizi, kendinden koruyamadın'
Sırtını dönüyor kız.Gidiyor. Çocuk tutamıyor. Bu son oluyor.
Dersten kaçıyor arada sırada, korkuyor ölesiye. Ona koca gelen o eski tahta okul koridorlarında yürüyor arkadaşlarıyla. Kimse farketmesin istiyor. Eski bina, onun inadına her adımda sallanıyor gıcırdıyor. Huzur buluyor o gıcırtılarda aslında ama heyecanlı.O kadar heyecanlı ki, korkuyor. Sonra okuldan kaçmaya başlıyorlar.Hep biraz ürkek.Annesine söylüyor ne zaman bi yaramazlık yapsa.Taksiye binince plakasını mesaj atıyor çaktırmadan başlarına bir iş gelirse diye. Annesi hiç kızmıyor. Annesi hep yanında.
Kız küçük ama her sene biraz daha kısalıyor o eteği. Etek dizlerindeyken başlıyor okula, ama asla kıvırmıyor. Annesine söylüyor hep.'Eteği kısaltalim anne nolur' diye. Hep kabul ediyor annesi. Giderek kısalıyor o etek sanki büyümesiyle doğru orantılıymış gibi.
Abileri, ablaları oluyor kızın okulda. Herkes onu çok seviyor. Asla serviste kenara oturmuyor. Yer yoksa ablalarının kucağına oturtuluyor. Kantinde ezilir die sıraya girmiyor. Ne isterse alıyor o abiler ablalar ona.
Şişe cevirmece oynarken, cesaret diyor hep. Ama kimseyi öpmüyor.Doğruları söylememek için. Ozamanlarda bile biliyorki, fazla gelecek kurduğu cümleler. Kullandığı kelimeleri kimse anlayamayacak.Hem kimse onun kadar kitap okumuyor. Cesaretini kanıtlamak için gidip aşkını itiraf ediyor. Kimse onu ciddiye almıyor. Kız küçük, kız minik. O kadar minik olunca, kimse inanmıyor, yüreğinin ne kadar büyük olduğuna.
Susuyor kız senelerce susuyor. Çok gülüyor, hiç ağlamıyor. Hep seviliyor, ama sadece birini seviyor.
Sonra değişmeye başlıyor kız.Birisi ciddiye alıyor onu. Hayatında olmayan, aynı havayı soluyup selam bile vermediği, daha önceden onu ciddiye almamış olan biri ciddiye alıyor. Güvenmiyor önce kız, hem daha erkeklerle nası konuşulur onu bile bilmiyor.
Zamanla alışıyor erkeğe.Güveniyor. Tutuyor minicik elleriyle, kendine kocaman gelen elleri. Nereye çekerse oraya gidiyor. Karanlıktan korkuyor kız, ama ışıksız kalmaya aldırmıyor artık. kopuyor herkesten, herşeyden. Sadece ona güveniyor. Sadece o var sanıyor, onu tanıyan, seven, koruyan. Oysaki kız farkında değil, en büyük yalanların çocuktan geldiğine. Annesi kızıyor ilk defa ona. Dinlemiyor, kopuyor o taksi plakasını bile söylediği anneden. Annesi engel olamıyor kızının sürüklenmesine.
Sonra değişiyorlar ikiside, kız artık hiç gülüyor, çok ağlıyor. Çocuk o eli devamlı bırakıyor. Sonra tekrar tutuyor. Bırak-tut, bırak-tut. Büyüdüğünü sanıyor kız, 'Onla büyüdüm ben,onsuz yapamam' diyor. Çocuk en çok bunu kullanıyor kıza karşı. Çocuk manipule etmeye başlıyor kızı. Arkadaşları, ailesi herşeyini kaybettiğini düşünüyor kız zaman zaman sonra, 'O olsun bana yeter' diyor. Çocukta sarsılıyor bu yolculuk sırasında tabi. İçindeki kötülük onu da parçalıyor aslında. Ama çocuk hem kızı hem kendini, içindeki kötülükten koruyamıyor.
Kız zamanla tükeniyor. Her ayrılıktan sonra daha çok dayanır oluyor barışmamak için. Her ayrılık döneminde farkediyorki çok gülüyor, çok ağlıyor. Ama en azından gülüyor. Ayrı kalma süresi uzadıkça, toparlıyor kız kendini düşüncelerini. 'Hayat böyle olmamalı' demeye başlıyor. 'Aşk böyle olmamalı' 'Bu kadar yıkmamalı'
Yavas yavas buluyor kız kendini, çocugun yarattığı hapishaneye rağmen. Düşüncelerini toparlıyor. Göz yaşlarını siliyor bir bir kız. Uzun bir süreç oluyor bu. Kız yılmıyor. Hastalıkla savaşıyor sanki.Can çekişiyor, yaşama tutunmaya çalışıyor. Öğreniyor yavaş yavaş;
Aşk'ın kötü niyetli insanların elinde, en tehlikeli silah olduğunu.
Çocuk farketmiyor kızın geçirdiği evreleri.Sonra yine gidiyor. Kız hep bıraktığı yerde sanıyor. Bu gidişinin, son gidişi olacağına inanmıyor. Keyfine bakıyor. Kız onu unutmasın bu sürede diye çeşitli oyunlar oynuyor. Kız artık etkilenmez oluyor bu oyunlardan. Yavaş yavaş bitiyor kız.
Çocuk dönmek istiyor çok sonra. Kimse onu o kız kadar sevmediği için. Kız yaklaştırmıyor yanına.Sokmuyor hayatına tekrardan.Çocuk aşk acısı çekiyor bu sefer. Kızı o bırakıyor, ama terkedilen kendisi oluyor. Yediremiyor. Kurduğu Dünya yıkılsın istemiyor. En ağır silahlarıyla saldırıyor kıza. Her şeyi yapıyor. Ruhuna seslenmeye çalışıyor kızın, ama kızın ruhu ölmüş farkediyor. Onu seven parçası, çoktan terketmiş kızı.
Son bir umutla soruyor kıza;
'O sokaklarda bensiz nasıl yürüyeceksin? Karanlıkta ben yanında olmassam nasıl bulacaksın yönünü. Seni benden başka kimse sevemez böyle.Seni şimdi kim koruyacak?'
Kız düşünmüyor cevabını. Seneler içinde en gerçek olan cümleyi buluyor kendi içinde;
'Sen bizi, kendinden koruyamadın'
Sırtını dönüyor kız.Gidiyor. Çocuk tutamıyor. Bu son oluyor.
14 Aralık 2010 Salı
Dur!
Dur yapma!
Acıtma canımı
Bak seninim işte
Senin yansımanım
Dur nolur!
Tam yanındayım
Tam kalbinin ortasında
Seninle nefes alıyorum
Dur uzaklaşma!
Pijamalarımı çıkarıp
Yorganımın altından çıktım
Sana yetişmek için
Dur gitme!
Vücudumdaki kesikler
İyileşti seninle
Şimdi mi gidiyorsun?
Dur yavaşla!
Topuklu ayakkabılarımla
Yetişemiyorum artık
Unutulsun Herşey Zamanla
Bir sahne var aklımda. Bundan yaklaşık 2-2.5 sene önce yaşanmış.Bir arkadaşın evindeyiz.Biraz sohbet muhabbet, biraz alkol. Sonra duygusal bir şarkı çalmaya başlıyor. Herkeste bi sessizlik. Herkes tatmış o aşk acısını. Yanmış herkesin canı.Öyle büyük adamlar değilizde üstelik. Ama erken yaşamışız hayatlarımızı. Erken yaşlanmış ruhumuz.
O anda ortama uyum sağlamak istiyorum. Bende duygulanmak, sessizleşmek istiyorum. Kimsenin iç hesaplaşmasını bölmekte istemiorum aslında. Bir yudum, sigaradan bir nefes. Yok zaman geçmiyor arkadaş. Sonra dayanamayıp; 'Keşke bu şarkı, benden birine gitse,bende duygulansam sizin gibi' diyorum. Keşke öyle biri olsa. Aslında vardı zamanında.Çoktan geçmiş gitmiş. Düşününce bile duygulanamıyorum.
Sonra bir arkadaş 'Haklısın' diyip kanalı değiştirmişti. Tek kelime yetmişti her şeye. Erken geçmiş bizim üstümüzden fırtınalar. Erken esmiş rüzgar. Daha o zaman için bile uğultusu kalmamış.
Eksik hissetmiştim kendimi o anda. 'Bende yaşadım, beni de çok kırdılar,bende çok aldatıldım. Niye tribe giremiyorum nan?'
Çok mu güçlüydüm artık yoksa bilinçaltım kaldıramadığı için yaşadıklarımı, silmiş miydim yaşadığım o şiddeti,ihtirası, savaşı? O zamanki kavgalar şimdiki gibi olmazdı. İlla kan çıkacak. Kanımızla seviyoruz ya güya birbirimizi, adam olduk sanıyoruz bir yandan. Karşımızdaki ağlıyorsa mutlu oluyorduk bir de. Ağlamıyorsak birbirimize sarılıp kavgalardan sonra, sanki sevmiyormuşuz gibi hissediyorduk.'Artık daha buyuk bi kavga yaşayamayız heralde' dediğim anda, dahada şiddetleniyordu her şey. Ergenlikten mi yoksa duygularla baş edememekten mi bilmiyorum. Sanırım ikisi de. Babam demişti o zamanlarda bana 'Bu ilişki senin yaşın için çok fazla. Bitir!' Tabiki bitirmemiştim, kocaman bir kadınım ya ben aslında boyuma posuma bakmadan, inanmamıştım. Evet atlattım belki, ama kaç parçamı öldürdüm sayısını bile unuttum. Neler gitti benden, neler kaldı? O kadar eskidi ki ruhum, şu anda olduğum kişi, eksik mi fazla mı bilemiyorum.
Gülleri bile atmıştım. Oysa o bahçeden koparılan güller bile ne kadar değerliydi zamanında. Şimdi isimler bile sahipsiz kalmış bende. Şarkılarda sahipsiz. Ayrıldık diye nefes alamayan bu kız, ne hale gelmiş? Pişmanda değilim üstelik, şimdiki halim severken acıtmıyor beni. Hem hep öyle değil mi?
İnsanlarin bizi üzmesine izin verdiğimiz sürece, üzülüyoruz. En çok biz, kendimizi acıtıyoruz.
'Beni öldürmeyen şey, güçlendirir' mantığı ne kadarda çocukça aslında. Ölüyorsun aslında, bir parçan ölüyor, Hissizleşiyorsun ve farkına bile varmıyorsun. Sonra sahneye çıkıp 'Ben neler yaşadım oğlum, neler atlattım.Daha fazla bişi gelemez başıma' diyoruz. Belkide en başta sadece kendimizi kandırıyoruz. Her yeni aşkla, başka bir parça doğuyor içimizde, kaybettiklerimize inat. O parça hep daha farklı şekilde kırılıyor, küsüyor hayata. Sonra o da ölüyor. İnsanoğlu bu, hepimiz unutmaya programlanmışız. Ölüm bile unutuluyor zamanla.
Kaç zaman sonra beni böyle şeyler yazmaya iten ne bilmiyorum. Zaten nerdeyse her satırda bir 'Bilmiyorum' kelimesi var. Hani büyümüştüm ben? Hani biliyordum her şeyi artık? Hani nerde o kocaman kadın?
O anda ortama uyum sağlamak istiyorum. Bende duygulanmak, sessizleşmek istiyorum. Kimsenin iç hesaplaşmasını bölmekte istemiorum aslında. Bir yudum, sigaradan bir nefes. Yok zaman geçmiyor arkadaş. Sonra dayanamayıp; 'Keşke bu şarkı, benden birine gitse,bende duygulansam sizin gibi' diyorum. Keşke öyle biri olsa. Aslında vardı zamanında.Çoktan geçmiş gitmiş. Düşününce bile duygulanamıyorum.
Sonra bir arkadaş 'Haklısın' diyip kanalı değiştirmişti. Tek kelime yetmişti her şeye. Erken geçmiş bizim üstümüzden fırtınalar. Erken esmiş rüzgar. Daha o zaman için bile uğultusu kalmamış.
Eksik hissetmiştim kendimi o anda. 'Bende yaşadım, beni de çok kırdılar,bende çok aldatıldım. Niye tribe giremiyorum nan?'
Çok mu güçlüydüm artık yoksa bilinçaltım kaldıramadığı için yaşadıklarımı, silmiş miydim yaşadığım o şiddeti,ihtirası, savaşı? O zamanki kavgalar şimdiki gibi olmazdı. İlla kan çıkacak. Kanımızla seviyoruz ya güya birbirimizi, adam olduk sanıyoruz bir yandan. Karşımızdaki ağlıyorsa mutlu oluyorduk bir de. Ağlamıyorsak birbirimize sarılıp kavgalardan sonra, sanki sevmiyormuşuz gibi hissediyorduk.'Artık daha buyuk bi kavga yaşayamayız heralde' dediğim anda, dahada şiddetleniyordu her şey. Ergenlikten mi yoksa duygularla baş edememekten mi bilmiyorum. Sanırım ikisi de. Babam demişti o zamanlarda bana 'Bu ilişki senin yaşın için çok fazla. Bitir!' Tabiki bitirmemiştim, kocaman bir kadınım ya ben aslında boyuma posuma bakmadan, inanmamıştım. Evet atlattım belki, ama kaç parçamı öldürdüm sayısını bile unuttum. Neler gitti benden, neler kaldı? O kadar eskidi ki ruhum, şu anda olduğum kişi, eksik mi fazla mı bilemiyorum.
Gülleri bile atmıştım. Oysa o bahçeden koparılan güller bile ne kadar değerliydi zamanında. Şimdi isimler bile sahipsiz kalmış bende. Şarkılarda sahipsiz. Ayrıldık diye nefes alamayan bu kız, ne hale gelmiş? Pişmanda değilim üstelik, şimdiki halim severken acıtmıyor beni. Hem hep öyle değil mi?
İnsanlarin bizi üzmesine izin verdiğimiz sürece, üzülüyoruz. En çok biz, kendimizi acıtıyoruz.
'Beni öldürmeyen şey, güçlendirir' mantığı ne kadarda çocukça aslında. Ölüyorsun aslında, bir parçan ölüyor, Hissizleşiyorsun ve farkına bile varmıyorsun. Sonra sahneye çıkıp 'Ben neler yaşadım oğlum, neler atlattım.Daha fazla bişi gelemez başıma' diyoruz. Belkide en başta sadece kendimizi kandırıyoruz. Her yeni aşkla, başka bir parça doğuyor içimizde, kaybettiklerimize inat. O parça hep daha farklı şekilde kırılıyor, küsüyor hayata. Sonra o da ölüyor. İnsanoğlu bu, hepimiz unutmaya programlanmışız. Ölüm bile unutuluyor zamanla.
Kaç zaman sonra beni böyle şeyler yazmaya iten ne bilmiyorum. Zaten nerdeyse her satırda bir 'Bilmiyorum' kelimesi var. Hani büyümüştüm ben? Hani biliyordum her şeyi artık? Hani nerde o kocaman kadın?
Bu kadın öyle kocaman değil artık. Yaşadıkça küçüldüm ben, yaşadıkça eksildim.
Ruhum her parçanın izini taşıyor. Ama ben yinede gülüyor,gülüyor,gülüyorum.
Hem daha başka ne yapılabilir ki?
Yine olsa yine yaparım
Enteresan bir gündü bugun. Gune başlarken yazdım, gün biterkende yazmak istedim.Öyle ilginç bir yazı değil bu. Okumasanızda olur. Daha önceki yazılarımda dediğim gibi, siz okumasanızda ben yazmış olacağım hem.
Önce sınava girdim. 2 soru var, birine mal gibi baktım ne dio acaba die. 2. soruyuda bilmeme rağmen yanlış yapmışım zaten. Daha da karıştırın ama aklımızıki bildiklerimizide yapamayalım. Bu olsun. Sonra kalalım derslerden. Kına yakın. Bide boyunuzda uzasın. Artık o yaşta ne kadar uzarsa.
Neyse hoca soruları çözerken farkettimki o mal gibi baktığım soruyuda biliyorum. Kaç tane örnek çözmüşüm onla ilgili.Ama karıştırın bunu yapın. Garip garip sorunki soruları asla yapamayalım. Sonra 'Neden küfrediosun? Neden bu kadar sinirlisin?' He ben sizofrenim zaten. Kimse sinirlendirmiyor çünkü beni dimi? Ölçülen şey bilgimiz değilki, sinir sistemimiz he bide sabrımız. Ve anlaşılacağı üzere benim sinir sistemim çökmüş durumda, sabır konusunda ise taş olsam çatlardım.
Neyse ben bunları düşünürken, Hoca dediki; 'Hadi isimsiz olarak bu dersle ilgili ne düşündüğünüzü yazın'
Ama bunu bana demiyeceksin işte arkadaş. Dedimki, 'Nayysss işte benim vaktim geldi'
Aldım kağıdı yazdıkça yazıyorum. Milletin yalakalık için neler yazdığını tahmin ediorum, tahmin ettikçe giydiriorum. Tabiki saygı ve sevgi çerçevesinde. Ama küfretsem daha iyiydi sanırım.Hoca gördü kağıdımı.
'Sen baya bi dolmuşsun'. Dedim 'Hakkaten mi?' Demedim tabi, içimden geçirdim.LoL.
Neyse yazmamız yetmedi. Bide konuşalım dedi Hoca. Ama sen ne çok kaşınıosun. Boyle diolarki 'Firste susmasın, içine atmasın.Patlasın. Giydirsin. Saydırsın.'
İşte klasik hoca mantığı konuşuyor. Mezun olduğunuz zaman aldığınız eğitimin önemini anlayacaksınız,hem daha gerçek hayata atılmadınız, çalışmaya başlamadınız..
Bunu duyunca dedim 'Orda dur yeğen' Tabi bunuda içimden geçirdim. Ama dedimki;
'Hocam öyle diosunuzda, biz hayata çoktan atıldık, çoktan onun içindeyiz. Biz bu okulda öğrenci değil, para veren çalışanlarız.Çoktan iş hayatındayız.'
Evet bunu içimden geçirmedim. Dedim gerçekten. Bi yandan konuşurken yazdığım cümleleri kullanmamaya dikkat ediyorum. Neyse show yaptım yani bugun.
Ama hoca kaşındı. Üstüme üstüme geldi. Hayır olumsuz eleştiri kaldıramıyorsa, çoktan kaldım o dersten geçmiş olsun. Ama değerdi. Herşeye değerdi.
Sonra bitirme projem için( evet bu kız bitirmeye başlar), başka bi hocayla konuşmaya gittim. Hoca dediki 'Senin bu bölümde ne işin var, sen böle bi gazeteci, araştırmacı falan olurmuşun, kendini yazıyla ifade etmesini biliyosun, ve bunu nası yapman gerektiğinide biliosun. Neden burdasın, nasıl düştün buraya?'
Ve evet bunu sorduğuna pişman etmiş olabilirim hocayı. Ama neler anlattığımı yazmayacağım, nitekim yazarken ben bile sıkılabilirim.
8Neyse rahatladım yani ben bugun baya. Yine olsa yine yaparım. Daha ağır da konuşurum üstüme çok gelinirse. Zira bu dönem, kendimde hata aramıorum, nitekim benden daha çok ders çalışabilcek insan evladı daha doğmadı.Öyle bişi yani. Çalışıosam, hemde çalışmaktan başka hiç bir şey yapmıosam, ve yinede olmuyorsa bazı şeyler. Kusura bakmayın. Dönüp kendinize bakın.Hiç umrum değilsiniz.
Nokta.
Önce sınava girdim. 2 soru var, birine mal gibi baktım ne dio acaba die. 2. soruyuda bilmeme rağmen yanlış yapmışım zaten. Daha da karıştırın ama aklımızıki bildiklerimizide yapamayalım. Bu olsun. Sonra kalalım derslerden. Kına yakın. Bide boyunuzda uzasın. Artık o yaşta ne kadar uzarsa.
Neyse hoca soruları çözerken farkettimki o mal gibi baktığım soruyuda biliyorum. Kaç tane örnek çözmüşüm onla ilgili.Ama karıştırın bunu yapın. Garip garip sorunki soruları asla yapamayalım. Sonra 'Neden küfrediosun? Neden bu kadar sinirlisin?' He ben sizofrenim zaten. Kimse sinirlendirmiyor çünkü beni dimi? Ölçülen şey bilgimiz değilki, sinir sistemimiz he bide sabrımız. Ve anlaşılacağı üzere benim sinir sistemim çökmüş durumda, sabır konusunda ise taş olsam çatlardım.
Neyse ben bunları düşünürken, Hoca dediki; 'Hadi isimsiz olarak bu dersle ilgili ne düşündüğünüzü yazın'
Ama bunu bana demiyeceksin işte arkadaş. Dedimki, 'Nayysss işte benim vaktim geldi'
Aldım kağıdı yazdıkça yazıyorum. Milletin yalakalık için neler yazdığını tahmin ediorum, tahmin ettikçe giydiriorum. Tabiki saygı ve sevgi çerçevesinde. Ama küfretsem daha iyiydi sanırım.Hoca gördü kağıdımı.
'Sen baya bi dolmuşsun'. Dedim 'Hakkaten mi?' Demedim tabi, içimden geçirdim.LoL.
Neyse yazmamız yetmedi. Bide konuşalım dedi Hoca. Ama sen ne çok kaşınıosun. Boyle diolarki 'Firste susmasın, içine atmasın.Patlasın. Giydirsin. Saydırsın.'
İşte klasik hoca mantığı konuşuyor. Mezun olduğunuz zaman aldığınız eğitimin önemini anlayacaksınız,hem daha gerçek hayata atılmadınız, çalışmaya başlamadınız..
Bunu duyunca dedim 'Orda dur yeğen' Tabi bunuda içimden geçirdim. Ama dedimki;
'Hocam öyle diosunuzda, biz hayata çoktan atıldık, çoktan onun içindeyiz. Biz bu okulda öğrenci değil, para veren çalışanlarız.Çoktan iş hayatındayız.'
Evet bunu içimden geçirmedim. Dedim gerçekten. Bi yandan konuşurken yazdığım cümleleri kullanmamaya dikkat ediyorum. Neyse show yaptım yani bugun.
Ama hoca kaşındı. Üstüme üstüme geldi. Hayır olumsuz eleştiri kaldıramıyorsa, çoktan kaldım o dersten geçmiş olsun. Ama değerdi. Herşeye değerdi.
Sonra bitirme projem için( evet bu kız bitirmeye başlar), başka bi hocayla konuşmaya gittim. Hoca dediki 'Senin bu bölümde ne işin var, sen böle bi gazeteci, araştırmacı falan olurmuşun, kendini yazıyla ifade etmesini biliyosun, ve bunu nası yapman gerektiğinide biliosun. Neden burdasın, nasıl düştün buraya?'
Ve evet bunu sorduğuna pişman etmiş olabilirim hocayı. Ama neler anlattığımı yazmayacağım, nitekim yazarken ben bile sıkılabilirim.
8Neyse rahatladım yani ben bugun baya. Yine olsa yine yaparım. Daha ağır da konuşurum üstüme çok gelinirse. Zira bu dönem, kendimde hata aramıorum, nitekim benden daha çok ders çalışabilcek insan evladı daha doğmadı.Öyle bişi yani. Çalışıosam, hemde çalışmaktan başka hiç bir şey yapmıosam, ve yinede olmuyorsa bazı şeyler. Kusura bakmayın. Dönüp kendinize bakın.Hiç umrum değilsiniz.
Nokta.
13 Aralık 2010 Pazartesi
Yeni Bir Gün
Her gece yatmadan önce, 'Yarın sabah duştan sonra saçıma bakım yapacağım' diye düşünüyorum. Sonra her sabah, 10 dk önce kalkmaya üşendiğim için vazgeçiyorum. O alarm devamlı çalıyor, ben inatla uyanmıyorum. Ama bu sabah o sabahlardan değil.
Bazen bir şarkıyla uyanıyorum aklımda. Ve o sarkıyıda dinlemeye üşeniyorum. Sarkı dediğin nedir ki? 3-5 dakika bişi ama yook, onuda yapmaya üşeniyorum. Evden cıktıktan sonra, aklımda o şarkı gün boyu hiç bir şeye konsantre olamıyorum. Kendime küfrediyorum. 'Dinleseydim, ölürdüm çünkü dimi?'
Sanırım ben fazlasıyla sorunlu bir insanım.Her şeyi, zorunluluk haline getirip, sonra 'Yapmıyorum nan' demek gibi bir huyum var. Kimeyse isyanım. Sanırım kendime isyanım. Ve ben bu savaşı bugun kazansam, yarın kaybedeceğimi de biliyorum.
Hem sonra saclarıma bakım yaptıktan sonra, 'hadi bunu yapmışken bide fön çekiim' diyorum. Bakım yaptıktan sonra, 'Aman daha yeni bakım yaptım, boşwer fönü' diyorum. Zorlanıyorum. Kendi zihnim bile beni zorluyor. Ders çalışırken içmem de bu yüzden sanırım. Sanki ders çalışırken içsem ve sonra sınavım iyi geçse, zafer kazanmış sayıyorum kendimi.Bir şişe martini içip girdiğim final var benim AA'yla geçtim o dersi. Sanırım okula ve hocalara karşı kazandığım en büyük zafer oydu benim için. Bide kendime karşıda tabi.
Dedim ya, bu sabah o sabahlardan değil işte, kalktım bakımımı yaptım.Sınava gidecek olmam önemli değil, o şarkıyı da dinledim, birazdan fön çekeceğim ve muhtemelen okula geç kalacağım. Olsun bugun kendime karşı olan savaşlarımı kazanma günüm.
Ayrıca bu ruh halimin sebebi aslında bugun okula sevgilimle gidecek olmam belkide. İnsan gibi görsün beni diye. Gerçi o saçımdaki değişikliği bile farketmeyecek muhtemelen. Klasik erkek işte. Yavaş yavaş ögreniyor ama, ojelerimin rengini değiştirdiğimde farketmeyi başarıyor artık.
Neyse sabah sabah benden bu kadar, daha fön çekeceğim.
Bu sabahın şarkısı, evet dinlemeyi başardım
Bazen bir şarkıyla uyanıyorum aklımda. Ve o sarkıyıda dinlemeye üşeniyorum. Sarkı dediğin nedir ki? 3-5 dakika bişi ama yook, onuda yapmaya üşeniyorum. Evden cıktıktan sonra, aklımda o şarkı gün boyu hiç bir şeye konsantre olamıyorum. Kendime küfrediyorum. 'Dinleseydim, ölürdüm çünkü dimi?'
Sanırım ben fazlasıyla sorunlu bir insanım.Her şeyi, zorunluluk haline getirip, sonra 'Yapmıyorum nan' demek gibi bir huyum var. Kimeyse isyanım. Sanırım kendime isyanım. Ve ben bu savaşı bugun kazansam, yarın kaybedeceğimi de biliyorum.
Hem sonra saclarıma bakım yaptıktan sonra, 'hadi bunu yapmışken bide fön çekiim' diyorum. Bakım yaptıktan sonra, 'Aman daha yeni bakım yaptım, boşwer fönü' diyorum. Zorlanıyorum. Kendi zihnim bile beni zorluyor. Ders çalışırken içmem de bu yüzden sanırım. Sanki ders çalışırken içsem ve sonra sınavım iyi geçse, zafer kazanmış sayıyorum kendimi.Bir şişe martini içip girdiğim final var benim AA'yla geçtim o dersi. Sanırım okula ve hocalara karşı kazandığım en büyük zafer oydu benim için. Bide kendime karşıda tabi.
Dedim ya, bu sabah o sabahlardan değil işte, kalktım bakımımı yaptım.Sınava gidecek olmam önemli değil, o şarkıyı da dinledim, birazdan fön çekeceğim ve muhtemelen okula geç kalacağım. Olsun bugun kendime karşı olan savaşlarımı kazanma günüm.
Ayrıca bu ruh halimin sebebi aslında bugun okula sevgilimle gidecek olmam belkide. İnsan gibi görsün beni diye. Gerçi o saçımdaki değişikliği bile farketmeyecek muhtemelen. Klasik erkek işte. Yavaş yavaş ögreniyor ama, ojelerimin rengini değiştirdiğimde farketmeyi başarıyor artık.
Neyse sabah sabah benden bu kadar, daha fön çekeceğim.
Bu sabahın şarkısı, evet dinlemeyi başardım
12 Aralık 2010 Pazar
People always leave
....Baktı kız, çocuğun gözlerine uzun uzun. Kim bilir kaç saat geçmişti. Kaç saattir oturuyolardı karşılıklı bu çimlerde. Kaç saattir dinliyorlardı birbirlerini. İsimsizdi çocuk kızda. Rengi vardı çocuğun. Bir daha renkler aynı gözükmeyecekti kıza. Hiç bir renk o kadar güzel gelmeyecekti bundan sonra.
Birbirine dokunmadan, gözleriyle öpmüşlerdi birbirlerini. Elleri buluşmadan, hissetmişlerdi sıcaklıklarını. Bir aşk sahnesi yaşanmıyordu dışardan bakınca. Karşılıklı bağdaş kurmuş oturan iki insan, belki arkadaş sadece. Oysaki, kız, en güzel aşk filminde hissediyordu kendini zihninde.
Birbirlerine soru sormuyorlardı, kendilerini açıklamaya çalışmıyorlardı. Tanımak değildi amaçları ikisininde. Zaten tanıdığın bir insan varsa karşında, dinlersin sadece. Aynen böyle yapıyorlardı onlarda işte. Gözleriyle öpüşüyorlardı, kalpleriyle dinliyorlardı.
Hiç bir ses yoktu önce çevrelerinde kendi sesleri dışında. Önce bir köpek havladı, dikkatlari dağıldı. Devam ettiler her ne konuşuyorlarsa o sırada. Sonra insan sesleri duymaya başladılar. Panik oldu kız. Büyü bozulmaya başlamıştı. İstemiyordu büyü bozulsun.Ama oluyordu işte, her güzel şey gibi bu da kayıp gidiyordu ellerinden. Hemen şimdi kalkıp gitmesi gerekiyordu. Yoksa çok geç olacaktı. Tamamen içgüdüsel kalktı kız ayağa. Aceleyle; 'Benim gitmem lazım. Hemen şimdi gitmem lazım'
Şasırdı çocuk, bedeninin kontrolunu kaybetmiş gibi hissediyordu. Yine de kalktı, çoktan adımlarıyla uzaklaşan kıza yetişmek için. Seslenmek istedi, fakat kızın ismini bilmediğini farketti.Kaybediyordu işte o da, yine kaybediyordu çocukta. 'Dur' diyebildi sadece. 'Sadece dur'
Kız döndü arkasına. 'Büyü bozuldu farketmedin mi?'
'Gitmeni istemiyorum benden. Bende senden gitmek istemiyorum. Biraz daha duramaz mısın?'
Cevap vermedi kız. Dönüp yürümeye devam etti sessizce. Çocuk dokunmaktan korkar gibi tuttu kızın elini. İlk temasları. Yandı kızın içi. Yandı çocugun dokunduğu yer.'Hayır allahım hayır, eğer alışırsa tenim ona, bir daha vazgeçemeyeceğim. Gittiğinde tutamayacağım. Ve elbet bir gün gidecek'
Yüz yüze duruyorlardı şimdi. Kız dayanamadı. uzanıp ufak bir öpücük kondurdu çocugun dudaklarına. Döndü tekrardan. Oyun oynarmış gibi hissetti kendini. Çocuk durdurmadı bu sefer onu. Bu sefer yanma sırası ondaydı. Son bir umutla;
'İsmini söyle bana, tekrardan nasıl bulacağım seni?'
Birbirine dokunmadan, gözleriyle öpmüşlerdi birbirlerini. Elleri buluşmadan, hissetmişlerdi sıcaklıklarını. Bir aşk sahnesi yaşanmıyordu dışardan bakınca. Karşılıklı bağdaş kurmuş oturan iki insan, belki arkadaş sadece. Oysaki, kız, en güzel aşk filminde hissediyordu kendini zihninde.
Birbirlerine soru sormuyorlardı, kendilerini açıklamaya çalışmıyorlardı. Tanımak değildi amaçları ikisininde. Zaten tanıdığın bir insan varsa karşında, dinlersin sadece. Aynen böyle yapıyorlardı onlarda işte. Gözleriyle öpüşüyorlardı, kalpleriyle dinliyorlardı.
Hiç bir ses yoktu önce çevrelerinde kendi sesleri dışında. Önce bir köpek havladı, dikkatlari dağıldı. Devam ettiler her ne konuşuyorlarsa o sırada. Sonra insan sesleri duymaya başladılar. Panik oldu kız. Büyü bozulmaya başlamıştı. İstemiyordu büyü bozulsun.Ama oluyordu işte, her güzel şey gibi bu da kayıp gidiyordu ellerinden. Hemen şimdi kalkıp gitmesi gerekiyordu. Yoksa çok geç olacaktı. Tamamen içgüdüsel kalktı kız ayağa. Aceleyle; 'Benim gitmem lazım. Hemen şimdi gitmem lazım'
Şasırdı çocuk, bedeninin kontrolunu kaybetmiş gibi hissediyordu. Yine de kalktı, çoktan adımlarıyla uzaklaşan kıza yetişmek için. Seslenmek istedi, fakat kızın ismini bilmediğini farketti.Kaybediyordu işte o da, yine kaybediyordu çocukta. 'Dur' diyebildi sadece. 'Sadece dur'
Kız döndü arkasına. 'Büyü bozuldu farketmedin mi?'
'Gitmeni istemiyorum benden. Bende senden gitmek istemiyorum. Biraz daha duramaz mısın?'
Cevap vermedi kız. Dönüp yürümeye devam etti sessizce. Çocuk dokunmaktan korkar gibi tuttu kızın elini. İlk temasları. Yandı kızın içi. Yandı çocugun dokunduğu yer.'Hayır allahım hayır, eğer alışırsa tenim ona, bir daha vazgeçemeyeceğim. Gittiğinde tutamayacağım. Ve elbet bir gün gidecek'
Yüz yüze duruyorlardı şimdi. Kız dayanamadı. uzanıp ufak bir öpücük kondurdu çocugun dudaklarına. Döndü tekrardan. Oyun oynarmış gibi hissetti kendini. Çocuk durdurmadı bu sefer onu. Bu sefer yanma sırası ondaydı. Son bir umutla;
'İsmini söyle bana, tekrardan nasıl bulacağım seni?'
Kız cevap verirken bakmadı çocuğa, bakarsa gidemeyecekti.Sadece Şunlar döküldü ağzından;
'Artık kalbimi biliyorsun, o kalbi, kaybetmeden bulamazsın'
.............
11 Aralık 2010 Cumartesi
Koyuyor
Anlatamamak değilde anlaşılmak koyuyur bazen, hemde yanlış anlaşılmak. Anlatamasak, hep kendimizi suçlayacağız duymak istediklerimiz söylenmediğinde. Dewam etmek için o yalana sarılacağız. Ama anlatabildiğini bilipte, en çok yanlış anlaşılmak koyuyor. Ne kadar doğru anlatsanda.
Sen doğru otursan karşındaki eğri oturuyor.Sen doğru anlatsan karşındakı yanlış anlıyor. 'Eğri oturup, doğru konuşalım' demişler zamanında. Kim demiş? Bulmak istiyorum şuanda onu.
Doğru konuşalım tamam, hatta eğride oturabiliriz fakat doğru da anlayalım. Hem ben öyle çok komplike bi insanda değilim. Sırf üste çıkmak için, boş yere saldırmanıza gerek yok. Sırf son sözü söylemek için, boş yere agresifleşmenin anlamı yok. Kazanç değil, kayıp, insan ilişkilerinde söylediğin son söz. İleri götürmüyor o zafer seni. Geri gidiyorsun. Hem çoğu zaman, o kazandığın zafer, aslında karşındaki konuşmaktan, anlatmaktan yorulup vazgeçtiği için gerçekleşiyor. Aslında hakkıyla dövüşmüyorsun yani.
Hem söylesen o son sözü, belki gerçekten o anda onu istediğin için, yada sırf gözdağı vermek için, kaybedeceksin aslında. Kaybettiğin bir insan olacak. Arkadas,eş dost farketmez.
He tamam, koydun lafı, koydun çocuğu. Eee sonuç? Ne geçti eline? Nası bi haklılık, nası bi zafer duygusu bu? Öyle şey mi olur?
Olmaz yeğen, olmaz. Öyle şey olmaz işte. Öyle zafer yok hayatta. Ben sana diyim. O kazandığını sandığın kavgalar dövüşler var ya, onlar aslında seni zayıflatır, harap eder, acısı sonra çıkar.
Sen doğru otursan karşındaki eğri oturuyor.Sen doğru anlatsan karşındakı yanlış anlıyor. 'Eğri oturup, doğru konuşalım' demişler zamanında. Kim demiş? Bulmak istiyorum şuanda onu.
Doğru konuşalım tamam, hatta eğride oturabiliriz fakat doğru da anlayalım. Hem ben öyle çok komplike bi insanda değilim. Sırf üste çıkmak için, boş yere saldırmanıza gerek yok. Sırf son sözü söylemek için, boş yere agresifleşmenin anlamı yok. Kazanç değil, kayıp, insan ilişkilerinde söylediğin son söz. İleri götürmüyor o zafer seni. Geri gidiyorsun. Hem çoğu zaman, o kazandığın zafer, aslında karşındaki konuşmaktan, anlatmaktan yorulup vazgeçtiği için gerçekleşiyor. Aslında hakkıyla dövüşmüyorsun yani.
Hem söylesen o son sözü, belki gerçekten o anda onu istediğin için, yada sırf gözdağı vermek için, kaybedeceksin aslında. Kaybettiğin bir insan olacak. Arkadas,eş dost farketmez.
He tamam, koydun lafı, koydun çocuğu. Eee sonuç? Ne geçti eline? Nası bi haklılık, nası bi zafer duygusu bu? Öyle şey mi olur?
Olmaz yeğen, olmaz. Öyle şey olmaz işte. Öyle zafer yok hayatta. Ben sana diyim. O kazandığını sandığın kavgalar dövüşler var ya, onlar aslında seni zayıflatır, harap eder, acısı sonra çıkar.
9 Aralık 2010 Perşembe
Sebepsiz
Sinirlerim bozuk, çok sıkılıyorum. Sebepsiz hemde. Duvarlar üstüme üstüme geliyor, ama yine de ewden cıkasım gelmiyor. Sanırım birazdan viski içmeye başlıcam. evet bunu yapıcam. Viski içip sonrasında sızmak istiyorum sarhoşluk kısmını direk olarak atlayıp. Bi kaç kere olmuştu öyle. Sarhoşluk kısmını atlayıp direk bayılma kısmına geçtiğim. Yine öyle olmak istiyorum. Ama bizimkiler korkabilir, sonra hastane mastane, ooff bi sürü iş güç.
Bir anda bastı bana sıkıntı. Bugun okuldayken, 'Hadi bitsede evime yatagıma kavuşsam, oyun oynasam(wow)' şeklindeydi düşüncelerim. Şimdi üstünde kaykıldığım yatak bile batmakta bana. Belki de ben ona batıyorumdur. Heycanla devam etmek istediğim oyunda keyif vermiyor. Saçma sapan ölüp duruyorum. Kafamı veremiorum bi türlü. Aklımda o kadar çok şey varki. Hepsi derslerle ilgili tabi. Offff bitemedi şu dönem bi ya. Bitemedi yani.
Bitmeyen okul geldi, marketlerde.
Tesadüf'ün yerini unutmuşum, hatta oraya gidip napardık onu bile hatırlamıyorum. Kağıt mı oynardık okey mi? 10 dkdır hatırlamaya çalışıyorum. Çıldırcam. Asosyalliğimin sınırlarını zorluyorum artık. Eskiden hangi plana, arkadaşa yetişeceğimi şaşırırdım. Zaten haftanın günleri pek ayık geçmezdi. Darlayan, ewe gel, ders çalış, sınavın yok mu? diyende yoktu. Gerçi şimdi de çok rahatım ailemle. Ama 'Okula mı gidiyorsun?' deseler bile sinirleniyorum bu aralar. 'Yok dereye gidiyorum' (Nie dere dediysem, asıl içimden geçeni yazamadım neyse)
Hem ben eskiden 3-4 gün eve uğramazdım. Banyo yapmak ve üstümü değiştirmek dışında. Bir de kesin alışveriş yapmış olurdum, aldıklarımı bırakırdım. Şimdi 2 ay sonra 'çıkıyorum bu gece beni beklemeyin' desem şaşırıyolar.
Nie ki?
Çok gücüme gidiyor, 2-3 kelimeyi yanyana getirip kendini ifade edemeyen insanların, hayatla ilgili herhangi bir konuda yorum yapabilcek altyapıya sahip olmayan insanların, benden önce mezun olup iş bulması, para kazanması. Sonra karşıma geçip 'Hala mezun olamadın mı? AAAAA' demesi. Pardon ama sananey?
Ben piskoloji bölümünde okuyan daha Freud kim bilmeyen insan tanıdım. Oda mezun işte, çalışıyor yani. Üstelik kendi işini de yapmıyor. Yapmasın zaten, aman diyim.Felsefe okuyup Goethe (yada türevleri) kim bilmeyen de var, ama o konuya hiç girmicem. Haa bir de 'Wikileaks'in futbolcu sanıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Alman yada fransız asıllı olabilirmiş.
Kendini kessem, kan çıkacak (ıyk). Assam, boynum kırılır muhtemelen.Ben cesedim güzel olsun istiyorum. Kendimi yaksamda aynı şey. Bir sürü ilaç alsam, acısı çok uzun sürer. Silah desen nerden bulcam. En temizi suda boğulmak sanırım. Evet evet bunları düşündüm şu saniyede.
Ama yok ya, zira kendimi intahar edemeyecek kadar çok seviyorum aslında. Sevmediğim şey hayatım. O da toptan değil zaten. Belli bir kısmı yok olabilir. Hiç üzülmem, o kısmı atarsak, mutluluğumdan ve yaşama sevincimden ürkebilirsiniz. Ama işte şimdilik kurtulamadığım o parça, her şeyin üstüne inmiş karabasan gibi.
Neyse elbet bu günlerde bitecek. Askere gidenler geri gelecek, yeğenim konuşmaya hatta koşmaya başlayacak, insanlar evlenecek.
Bir anda bastı bana sıkıntı. Bugun okuldayken, 'Hadi bitsede evime yatagıma kavuşsam, oyun oynasam(wow)' şeklindeydi düşüncelerim. Şimdi üstünde kaykıldığım yatak bile batmakta bana. Belki de ben ona batıyorumdur. Heycanla devam etmek istediğim oyunda keyif vermiyor. Saçma sapan ölüp duruyorum. Kafamı veremiorum bi türlü. Aklımda o kadar çok şey varki. Hepsi derslerle ilgili tabi. Offff bitemedi şu dönem bi ya. Bitemedi yani.
Bitmeyen okul geldi, marketlerde.
Tesadüf'ün yerini unutmuşum, hatta oraya gidip napardık onu bile hatırlamıyorum. Kağıt mı oynardık okey mi? 10 dkdır hatırlamaya çalışıyorum. Çıldırcam. Asosyalliğimin sınırlarını zorluyorum artık. Eskiden hangi plana, arkadaşa yetişeceğimi şaşırırdım. Zaten haftanın günleri pek ayık geçmezdi. Darlayan, ewe gel, ders çalış, sınavın yok mu? diyende yoktu. Gerçi şimdi de çok rahatım ailemle. Ama 'Okula mı gidiyorsun?' deseler bile sinirleniyorum bu aralar. 'Yok dereye gidiyorum' (Nie dere dediysem, asıl içimden geçeni yazamadım neyse)
Hem ben eskiden 3-4 gün eve uğramazdım. Banyo yapmak ve üstümü değiştirmek dışında. Bir de kesin alışveriş yapmış olurdum, aldıklarımı bırakırdım. Şimdi 2 ay sonra 'çıkıyorum bu gece beni beklemeyin' desem şaşırıyolar.
Nie ki?
Çok gücüme gidiyor, 2-3 kelimeyi yanyana getirip kendini ifade edemeyen insanların, hayatla ilgili herhangi bir konuda yorum yapabilcek altyapıya sahip olmayan insanların, benden önce mezun olup iş bulması, para kazanması. Sonra karşıma geçip 'Hala mezun olamadın mı? AAAAA' demesi. Pardon ama sananey?
Ben piskoloji bölümünde okuyan daha Freud kim bilmeyen insan tanıdım. Oda mezun işte, çalışıyor yani. Üstelik kendi işini de yapmıyor. Yapmasın zaten, aman diyim.Felsefe okuyup Goethe (yada türevleri) kim bilmeyen de var, ama o konuya hiç girmicem. Haa bir de 'Wikileaks'in futbolcu sanıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Alman yada fransız asıllı olabilirmiş.
Kendini kessem, kan çıkacak (ıyk). Assam, boynum kırılır muhtemelen.Ben cesedim güzel olsun istiyorum. Kendimi yaksamda aynı şey. Bir sürü ilaç alsam, acısı çok uzun sürer. Silah desen nerden bulcam. En temizi suda boğulmak sanırım. Evet evet bunları düşündüm şu saniyede.
Ama yok ya, zira kendimi intahar edemeyecek kadar çok seviyorum aslında. Sevmediğim şey hayatım. O da toptan değil zaten. Belli bir kısmı yok olabilir. Hiç üzülmem, o kısmı atarsak, mutluluğumdan ve yaşama sevincimden ürkebilirsiniz. Ama işte şimdilik kurtulamadığım o parça, her şeyin üstüne inmiş karabasan gibi.
Neyse elbet bu günlerde bitecek. Askere gidenler geri gelecek, yeğenim konuşmaya hatta koşmaya başlayacak, insanlar evlenecek.
Değişmeyen tek şey, benim en güzel yaşlarımda yaşadığım mutsuzluk olacak. Bitse bile anısı kalacak. Hakkaten artık bitse de gitsek.
Ne alakası var?
Ne yazmak lazım şimdi? Ya da ne konuşmak? Belkide susmak lazım gecenin bu saatinde. Gece kuşlarının sesleri, açık penceremden karışıyor sessizliğime. Evet ben gece öten kuşları dinliyorum. Kuşlar, sanki sabahmışcasına şakıyor, penceremin önündeki ağaçlara tüneyip.
İçimdeki duygu ve düşünceleri çıkartıp atmak istiyorum bazen. Bu kadar hissediyor olmak istemiyorum. Bu kadar konuşuyor olmak, düşünüyor olmakta istemiyorum. Ayrıntılardan, koca problemler yaratıyor olmak ne kadarda ağır geliyor aslında bana.
İşte bu yüzden, sanırım gömüyorum ben tekrardan sesimi yüreğime. Paylaşmaya gücüm kalmamış gibi. O yüzden son zamanlardaki eğlenceli yazılarım. Ne kadar eğlencelilerse artık.
Paylaşalım ama hep paylaşalım. Paylaşmak ne güzel değil mi?
Ben ne zaman paylaşsam, 'O ne biçim bir düşünce tarzı, ne saçma şeyler düşünüyorsun' oluyor. Birde; 'Yok öle bişi, ne alakası var'
Ben paylaşınca fazla geliyor işte. Fazla olunca kimsenin umru olmuyor,çünkü kimse o kadar fazla düşünmüyor.
Derinlerde değilim ben buaralar. Derinlerime inme isteğim yok. Bu ne bohem hayat!
Günlük problemlerden bahsetmek, küfretmek, lanet okumak, şikayet etmek. Aslında ne kadar sığ ve basit eylemler benim için. Hem ne kadar derine inersem, o kadar uzaklaşıyorum, en yakın olmak istediklerimden.
Hem ben asla memnun olmuyorum söylediklerinden o zaman. Daha anlamlı konuşsunlar, daha çok anlam versinler söylediklerime istiyorum. O işler öyle yürümüyor.
Mesela bu gün olan şeyi sorgulamak istemiyorum. Zihnimin kenarından bile geçmesin bir saniye düşüncesi ki, ben sormayayım; 'Ne oldu, neden anlatmıyorsun?' diye. Paylaşmak güzel şeydi dimi?
İşte bunun bir tek ben farkındayım bu aralar, ve benden başka kimse farkında değil diye susuyorum susuyorum susuyorum derinlerimde. Saklanıyorum, saklanıyorum saklanıyorum. Günlük şeylerden bahsediyorum. Espriler yapıyorum. Ben bu aralar pek bi komiğim. 'Nerden geliyor aklına böyle şeler?' Paylaşmıyorsak, sesimizin tınısını bozan şeyleri, paylaşmıyorsak suratımızı asan düşünceleri, napalım gülüp eğlenelim ozaman.
Bu kadar yakınken, uzak olmasak keşke. Ah birde keşke sevmesem bu kadar, paylaşmayı, paylaşılmayı.
İçimdeki duygu ve düşünceleri çıkartıp atmak istiyorum bazen. Bu kadar hissediyor olmak istemiyorum. Bu kadar konuşuyor olmak, düşünüyor olmakta istemiyorum. Ayrıntılardan, koca problemler yaratıyor olmak ne kadarda ağır geliyor aslında bana.
İşte bu yüzden, sanırım gömüyorum ben tekrardan sesimi yüreğime. Paylaşmaya gücüm kalmamış gibi. O yüzden son zamanlardaki eğlenceli yazılarım. Ne kadar eğlencelilerse artık.
Paylaşalım ama hep paylaşalım. Paylaşmak ne güzel değil mi?
Ben ne zaman paylaşsam, 'O ne biçim bir düşünce tarzı, ne saçma şeyler düşünüyorsun' oluyor. Birde; 'Yok öle bişi, ne alakası var'
Ben paylaşınca fazla geliyor işte. Fazla olunca kimsenin umru olmuyor,çünkü kimse o kadar fazla düşünmüyor.
Derinlerde değilim ben buaralar. Derinlerime inme isteğim yok. Bu ne bohem hayat!
Günlük problemlerden bahsetmek, küfretmek, lanet okumak, şikayet etmek. Aslında ne kadar sığ ve basit eylemler benim için. Hem ne kadar derine inersem, o kadar uzaklaşıyorum, en yakın olmak istediklerimden.
Hem ben asla memnun olmuyorum söylediklerinden o zaman. Daha anlamlı konuşsunlar, daha çok anlam versinler söylediklerime istiyorum. O işler öyle yürümüyor.
Mesela bu gün olan şeyi sorgulamak istemiyorum. Zihnimin kenarından bile geçmesin bir saniye düşüncesi ki, ben sormayayım; 'Ne oldu, neden anlatmıyorsun?' diye. Paylaşmak güzel şeydi dimi?
İşte bunun bir tek ben farkındayım bu aralar, ve benden başka kimse farkında değil diye susuyorum susuyorum susuyorum derinlerimde. Saklanıyorum, saklanıyorum saklanıyorum. Günlük şeylerden bahsediyorum. Espriler yapıyorum. Ben bu aralar pek bi komiğim. 'Nerden geliyor aklına böyle şeler?' Paylaşmıyorsak, sesimizin tınısını bozan şeyleri, paylaşmıyorsak suratımızı asan düşünceleri, napalım gülüp eğlenelim ozaman.
Bu kadar yakınken, uzak olmasak keşke. Ah birde keşke sevmesem bu kadar, paylaşmayı, paylaşılmayı.
Ama şimdi susmak lazım, kuşlar ötüyor çünkü, hem belli mi olur belki bir kaç saate çiçekler de açar, güneş de doğar. Hem belli mi olur belki bir gün gökkuşağı bile doğar içimize.
Hem ben ne çok seviyorum...
Hem ben ne çok seviyorum...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







