24 Aralık 2010 Cuma

Yeni Yıl İlk Mim'ik!

 Yeni yıl Yeni yıl Yeni yıl herkese Kutlu olsun
  Yeni yıl Yeni yıl Yeni yıl herkese Mutlu olsun

1-)Yeni yıla nasıl ve kimlerle girmek istiyorsunuz ?


Yeni yıla yakın arkadaşlarımla (ki cekirdek grup bile olsak yaklaşık 13-14 kişi oluoruz ve bu gruba erkek arkadaşımda dahil) girmek istiyorum. Tercihen bir otel programına katılıp, sonrasında orda kalmak gibi bir isteğim var. fakat lokasyonumuza yakın butun oteller dolu olduğu için sanırım yalan olucak. Ve biri sonunda yılıp evini, bu kalabalık çekirdek gruba açacak. O gece ölene kadar içmek, sabahında ise hangover olmadan uyanmak istiyorum. Ama bu Yeni yıl gecesine özel bir dilek değil aslında.

2-)Yeni yıldan beklentileriniz nelerdir ?


Mezun olmak, mezun olmak, mezun olmak.
Birde sağlık, mutluluk, huzur. Ama zaten mezun olduğumda ruh sağlığım otomatik olarak düzeleceği için bu 3 dilek zaten gerçekleşmiş olacak. O yuzden tekrardan;
Mezun olmak, mezun olmak, mezun olmak.

Ama tabi mezuniyetten sonra hayat bana başka bir şaka yaparsa bilemem. Bide ailem içinde her şey yolunda gitsin istiyorum.

3-)Yeni yıl sence ne demek ?


Benim için çokta farklı bir anlamı yok aslında. Pesimist olacak ama 31 aralık gecesi iç iç iç, 1 Ocak öğlen uyan. Aynı mide bulantısı, aynı baş ağrısı. Sınavlar var zaten hemen ertesinde.Her zamankinden farklı bir şey yok yani benim için.

4-) Yeni yılda ne olursa çok mutlu olursun ?


Mezun olursam ve bir de mezuniyetten sonra aklımda bir kitap yazmak fikri var onu gerçekleştirirsem çok mutlu olurum. Belki hayallerimin peşinden koşmak bana nasip olmaz, böylece kurumsal bi şirkette iş bulup çalışırım. O şartlar altında belki mutlu olurum, belki olmam.Belli olmaz.

5-) Yeni yıla dair mesajın nedir ?


Rahat olun gençler, söz mezun olucam 2011de. Sizde daha fazla mutsuz hallerime katlanmak zorunda kalmayacaksınız.
Sizinde herşey gönlünüzce olsun. Kendinize iyi şeyler dileyin. Benim dileklerimin bana bile faydası yok.Size de iyi şeyler dilesem, size de faydası olmayabilir.

PS: Aslında mutlu bir yazı olmasını hedeflemiştim fakat sonlara doğru yine sapıttım. Ama bunun nedeni bu aksam sabaha kadar okulda kalıp proje yapacağım için.Üstüme gelmeyin. Huuuu

Mim'ik;
Lime Lime
                
                  (Başka blog arkadaşım yok mu benim ya? Ha hepsi mimlenmişti zaten tamam pardon)

23 Aralık 2010 Perşembe

Ne Garip

Gun'u kovalamak için çok uğraştım bu sabah, yinede uyuyamadım alarmdan sonra.Ne garip.
Piskologa gitsem eskisinden çok daha kötü çıkacak halim, ama gitmediğim için eskisinden daha iyi sanıyorlar beni.Ne garip.
Bazen ablam 15 yasında hırçın bir kız çocugu oluyor,benimle öyle kavga ediyor.Benden daha olgun olması beklenirken, beni anlamıyor olması bile Ne garip.
Herkesin kendi penceresinden haklı olduğunu bilmeme rağmen, yine de herkesi suçluyor oluşum Ne garip.

Duvarlar üstüme üstüme gelirken, evden çıkmamak için duşa bile girmiyor oluşum Ne garip.
Sabah derse gitmek için uyanıp, hala oyalanıyor oluşum Ne garip.
Odamdaki sigara kokusu gitsin diye camı açmama rağmen, içeri daha agır bir duman kokusunun dolması Ne garip.
En sevdiğim mekan yatağımken, uyuyamıyor oluşum Ne garip.
En eğlenceli aktivitem rüya görmek iken, bu aralar rüya görmek istemeyişim Ne garip.
Hayattaki tek derdimin mezuniyet olup, 5buçuk senedir uğraşıyor olmama rağmen, 6 ay daha dayanacak halimin kalmamış oluşu Ne garip.
Beni mutlu eden o kadar çok şeye sahipken, bu kadar mutsuz oluşum Ne garip.
Bir tek sevgilimle buluştuğum zaman herşeyi unutmama rağmen, ona bile zaman ayıramıyor oluşum Ne garip.
Herşeyi tam yapmaya çalışırken, her şeyin yarım kalması Ne garip.
Hayatıma şahit olan insanların yazdıklarıma, ailemden ve yakın arkadaşım dediğim insanlardan daha çok değer vermesi Ne garip.
Yazdıklarımı, sanki bir başkası yazmış gibi hissederek tekrar tekrar okuyuşum Ne garip.
Annemi ve babamı aynı evde yaşıyor olmamıza rağmen, deli gibi özlüyor oluşum Ne garip.
Her gün farklı renkte oje sürüp, daha evden çıkmadan onları dişlerimle yoluyor oluşum Ne garip.
Hayata bu kadar açken, yaşamaktan sıkılmış olmam Ne garip.
Yazacak daha çok şeyim varken, kelimelerim içimde sıkıştığını hissediyor oluşum Ne garip.
Artık Tanrıdan beklediğim yardımın, hiç gelmiyor oluşu Ne garip.
Dışardan bu kadar Tam gözükürken, içimin paramparça olması Ne garip.
İnsanlar beni agresif ve sinirli olarak adlandırırken, aslında ne kadar uysal olduğumu farketmemeleri Ne garip.
Bu yazının nerde, ve ne zaman bitmesi gerektiğini bilmiyor oluşum Ne garip.

Tık; You deserve more, more than what you've got



Lan!

Şu anda çekip gitsem, iyi olduğumu bilseler, tanıdığım insanları bir daha görmesem ailemde dahil, kimse üzülmez lan!

22 Aralık 2010 Çarşamba

Ben olmasaydım

Evet hep aynı şeyleri yapıorum ben. Yine uyumadım.Çarşamba olmadı bana göre.Hala salıdayım. Bu yüzden, çarşamba günleri olan server bakımı gerçekleşip oyundan(wow) dc (disconnect) olunca baya bi şaşırdım. He bu arada lvl (level) 47 oldum. LoL (lots of laugh)

Dc olunca dedimki;
'Demekki efsane programcılar bile olsak, bakıma ihtiyacı olmayan bir oyun yazılamıyor.' Vicdanımı rahatlatmak için bu basit mantığı kullandım. Kimse bana teknik bi açıklama yapmasın. Hem bu lanet bölümü seçmemdeki en büyük etken bu amele oyundur. Hala neden oynuosam? Oynamayı geçtim neden yeni char (karakter) kasıosam?
Hep anlamsız oldum zaten ben.
(Bir diğer etken de, o zamanlardaki erkek arkadasımın bana;
'Senin zekan bilgisayar mühendisi olmaya yetmez' cümlesini her gün 3-5 kere tekrarlamasıydı tabi.
Niye hırs yaptıysam?
Neyse ah'ımı fena almış ama, o da hala mezun olamamış makina'dan. 'Noldu cicim?' demek isterdim kendisine.'Yoksa seninde mi zekan yetmedi lol'
Ben diyorum 'Benim mistik güçlerim var, Karma'yla anlaşmalıyım, bedduamı almayın'
Kimse inanmıyor. Oh canıma değsin.)

Durun bi dakika, ya da siz durmayın ben duruyim. Ben bunları yazmak için başlamamıştım.Neyse diyerek devam ediyorum;
Favori yazı yazma zamanımın geldiğini farkedince, kahve+sigara ikilisi olmadan bu iş olmaz diyerekten mutfağa yollandım. Babam uyanmış işe gitmek için. Eskiden beni bu saatte ayakta görünce 'Hala uyumadın mı kızım?' diye sorardı. Artık sormuyor. O da bıktı sanırım benden, beni bu saatte ayakta görmekten. Aslında ben de çok üzülüorum babamı bu saatte ayakta görünce. Kaç yaşına gelmiş hala bu saatte kalkıp işe gidiyor. Hani aslında öğlen vakti gitse kimse hesap sormayacak ona. Ama çok prensipli bir insandır benim babam. Her şeyi tam yapar. Ama ben artık babamın günde 6 saat yerine 9-10 saat uyuduğunu görmek istiyorum. Ve acı olan gerçek suratıma tokat gibi çarpıyor işte tam bu noktada;
Ben olmasaydım, istediği kadar uyuyabilirdi aslında.
Ya da ben mezun olabilmiş olsaydım, o hayalini kurduğu, insanlardan uzak, yapımı seneler öncesinde bitmiş olan, doğayla içiçe evimize yerleşip, köpekleriyle ve annemle mutlu bir hayatı olabilirdi.
Mezun olmam bana hala somutlaşacak bir olay olarak gelmediğinden ilk söylediğime geri dönüyorum.
Ben olmasaydım bunların hepsini yapabilirdi.
Hem ablamında artık çocuğu olduğuna göre, yokluğum da hissedilmezdi. Ailenin en miniği.
Dur nan!
Ben olmasaydım zaten yokluğum da olmazdı!
Kimse beni sevmezdi, tanımazdı, özlemezdi. Dünya daha eksik bi yer olmazdı. Ağladığım duvarlar silmezdi gözyaşlarımı. Kimse duymamış olurdu kahkahalarımı. Sarı saçlarımı taramazdı annem. Babam alnımdan öpmezdi beni her gördüğünde.
Ve ben kimseyi, kendi yarattığım hapishanede ağırlamazdım.

21 Aralık 2010 Salı

Yine Yeniden

Yine kan çanağı gözler ve ufaktan bir küfürle başlıyor bugun de. Üstelik gözlerimdeki mutsuzluğu ve onların altındaki yorgunlugu kapatabilcek bir kozmetik ürünü daha piyasaya çıkmadı sanırım. Çıksa ne güzel olurdu.

İçtiğim kahve bile beni kendime getiremedi. Vücudumun belli noktalarında dayanılmaz bir ağrı var şu anda. Acısı o kadar kısa aralıklarla vurmaktaki butun bedenimi, tam olarak hangi nokta sebep olmakta bu işkence durumuna anlayamıorum. Sanırım bu ağrıyı da bugun benden götürebilcek bir ilaç yok. Tamda hapçı olma yolunda ilerlerken, ilaç olarak ne içeceğime karar verememek beni biraz düşündürüyor. Uykusuzsan ilaç al, çok heycanlandıysan ilaç al, mutsuzsan ilaç al. Her şey çok güzel olacak dimi nan bi gün?
Ne gün peki?

Hocaların 'Su siz daha Hayata atılmadınız' tribine hastayım. Ne zaman atılcaz nan o hayata. Nerde beklio o hayat bizi aq. Şimdi yaşamıyor muyuz sanıyorlar. Yani açık açık bize şunu mu demek istiyorlar; 'Sizin hayatınızı fena çalıyoruz'
Zaten bildiğin her gün yaşam mücadelesi veriyorum ben. Hani nerde o beni güya bekleyen hayat. Daha hayata atılmadıysam eğer, mutlu bir insan olmam lazım değil mi?
Bu mutsuzluk nerden gelip çörekleniyor o zaman ruhuma her gün tekrar yine yeniden?

20 Aralık 2010 Pazartesi

Sinir krizi eşiği

Ülkemdeki insanların neden bu kadar aptal olduğunu sorgulamaktayım an itibariyle. Şaka gibi bir gündü bugun. Devlet baba'nın bize hayatı ne kadar zorlaştırdığı adeta tokat gibi çarptı yüzüme. Bir pasaport çıkartmak nası bu kadar zor olabilir. 300 kusur milyon yatırcam ama yok beyan edilen hiç bir banka almıyor o parayı. Yanlış beyan edersem tutarı ayrıca geri de alamıyormuşum parayı. Napcaksınız o parayı o zaman diyorum. İşleminiz yapıldığı için geri veremem diyorlar. Tamam ödicem yine de diorum, bu seferde sadece pasaport harcını alabiliyoruz, defter harcı için bu banka diyorlar. Madem alamıyorsunuz neden konuştuk bu kadar. Siz mi manyaksınız ben mi?
En sonunda babamı aradım, 'Baba bu millet hakkaten gerizekalı' dedim. 'Bravo' dedi.

Aslında bu mallık durumu, eğitimden başlıyor. Ne kadar eğitirsen eğit, insanlar bir numara alıp sırasının gelmesini beklemeyi hala öğrenememiş. Ayrıca bir adam vardı gözlerini dikti önce, sonra yetmedi geldi yanıma oturdu. Bari yanıma oturdun rahatladın oh, bakmayı bırak dimi? Yok Asla. O adam bakacak bana. Bir insan gözleriyle ve varlığıyla nası taciz eder şahit oldum. Toplum içinde bu oluyorsa, kızların ormana kaçırılıp tecavüz edilmesi pek garip bir olay değil aslında.

Birazda üniversitelerde öğrenim gören insanlardan bahsedelim. Duyduğum korkunç saçmalıktaki konuşmalar iyice kontrolden çıkmaya başladı artık. Niye bu kadar sinirlendiğimi bilmiyorum. Konunun ne ucuyla, ne köşesiyle ne de kenarıyla alakam var aslında.
'Angelina Jolie'ye benzesem, buralarda takılmam abi' diyor bir kız. Bende içimden 'Nasıl yani?' diyorum. Tipimize göre takılabileceğimizi, ya da takılamayacağımız yerler mi var acaba. Kız deseki; ' Loto çıksa buralarda takılmam abi' hak vereceğim. Çünkü bütçeye göre gidebilceğimiz ya da gidemeyeceğimiz yerler var. Eywallah. Ama o kızın kurduğu cümle beni gerçekten şoka soktu. Düşünsenize eger 10 üzerinden, 8 güzelliğe sahip değilseniz, alınmıyorsunuz mekana. Tamam oldu.

He eğer kız şu mantıktaysa, 'O kadar güzel olsam, kesin yakışıklı/zengin birini kaparım, sonra okumama gerek kalmaz' o zaman g.t oluşumun resmidir bu. Kabul ederim. Etmem değil. Ama zaten mantalite buysa, o kız bulsa da bulmasa da okumasın. Sen bir önden git yani şekerim.

Sonra şimdi başka bir kızdan bahsedeceğim. Nası tilt oluyorum anlatamam. Haftanın 2 gunu görüyor olmak bile sinirlendiriyor beni. Tam bir 'Köyden geldim şehire' modeli. Kaldı ki, bu tabir hiç hoşuma gitmiyor olsa da, ve aslında insan ayıran bir insan olmamama rağmen de, kız bana bu sıfatı kullandırıyor. O derece. Bu kız evladımıza göre de, iyi araba-kötü araba kavramı, arabanın ne kadar lüx olduğuyla alakalı.

Normal cars---> Ford, Opel
Good cars---> Ferrari, Porsche

Evet bunu dedi.Uydurmuyorum. Bu örneği gerçekten verdi. Ayrıca sınıfta ne zaman örnek bir mal göstermemizi istese hoca, bu kız hep 'Car' (yani araba) demekte. En sonunda gidip bi araba alıcam kıza, sınıfça rahatlıyacağız. Ayrıca ben 'örnek bir mal' olarak hep bu kızı örnek göstermek istiyorum, ama tutuorum kendimi.
Bence bu kız da okumasın. Bi çocuk bulsun, arabayla 1-2 gezip evlensinler. Olur yani. Boşu boşuna ortalamyı yükseltmesin bu kız sınavda.He birde bu hanım kızımız illaki, sırt dekolteli bir şey giyecek, o tüylü tüylü sırtını, karda kışta bile bize gösterecek. Bu kızda kesin Angelina Jolie'nin takıldığı mekanlarda takılamaz ben size söyliyim.

Neyse, Türkiyedeki öğrenci profili buyken, heralde yanlış bilgilendirme sonucunda işlemlerimizi halledemiyor oluşumuz çok şaşırtıcı olmasa gerek. Hadi internette yanlış yazıyor, bari doğrusunu söyleyinde yapalım. Yok doğru bilgi verebilende yok.
Ya ben yanlış yerde doğmuşum, bu ülke bana yanlış.
Ya da ben bu ülkeye yanlışım arkadaş.

19 Aralık 2010 Pazar

Burdayım aslen

Evet bir kaç gündür yazmıyor oluşum, bende belli bir sıkıntı ve stres yaratmış olabilir. Saklamayacağım.
Yurtdışından gelen yabancı arkadaşlarımla ilgilenmekteydim son 3-4 gündür. Perşembe günü 9 saatlik bir havaalanı yolculuğundan sonra onlara kavuştuk. Ben kendi asosyalliğimden şikayet ederken, bu seferde bu uluslararası sosyalliğim beni biraz yordu açıkcası.

Evde kalmadık.Boş bir ew vardı hep beraber orda kaldık.(Evet bizim öyle olanaklarımızıda var, yok değil) Devamlı evde oturduğum için şikayet ederken,evimi, yatagımı, kakaolu sütlerimi özlemiş oluşum beni şaşırttı şahsen. Ayrıca rahat rahat oyunda oynayamadım bu süreç içerisinde. Terapi seansımı kaçırmış gibi hissediorum şuanda.Butun gunu uyuyarak geçirdim. Yorgundum baya. Tam kalkacaktım. Karnımda bir ayrı, adeta nefes alamadım. Anneme bile seslenemedim. Telefonla aradım salonda oturan annemi. Salon dediğimde öyle kilometrelerce ötede de değil üstelik. Bildiğin 3 oda bir salon bir ev. İlaç getirdi bana saolsun. Sonra ilaçta uyku yaptı, yine uyudum. Yarın için makale okumam lazım, bitirme projem için hocayla konuşacağım çünkü. Ama ben daha başlayamadım bu şartlar altında. Ama hocaya sölersem, neler olduğunu bana kızmayacağını düşünmekteyim.

Neyse şimdi benim makale okumam, ufkumu genişletmem falan lazım.Ayrıca yazamıyorum. Havaya giremedim. Saklamayacağım yine. Sonra da oyun oynayacağım,evet bunu yapacağım.

16 Aralık 2010 Perşembe

Sabah mı olmuş? Tamam

Sabah oldu mu nan? Uyuyup uyandık mı? Hava aydınlandı mı? Ben uyumadımki daha.Yok nan sabah olmamıştır o zaman. Ama az sonra okula gidicem.Nası yani? Noluo nan? Ne dönüyo burda?
Hayatıma karşı nasıl bir tecavüzdür bu? Bildiğin kafamda filler s....hmm..şey.... neyse küfür yok. Fingirdeşiyo dielim.

'Mühendis' kelimesi geçen her cümleden ya da varlığı bulunan her olaydan gına geldi. Kendim de dahil bu beni bıktırma işine. Nedenini hemen açıklıyorum.

Şimdi efendim bu okuyan mühendis kişisi, teknik konulardan fırsat bulup kendini kültürel olarak geliştirmez. Gerekte görmez zaten. Sanat mı? Edebiyat mı? Bir yandan motor yaparken bunlarla uğraşmaya tenezzül etmez. Türkçeyi düzgün kullanmakta pek bir şey ifade etmez bu insan evladına. Kitap okumaz ki, kelime dağarcığı gelişsin. Okursada ders kitabı okur zaten. Niye böyle bilendim hemen açıklıyorum.

Klasik fakulte önü muhabbeti, sınavlar dersler vs vs vs. Bir make-up sınavı var malum dersin. Hoca rapor falan istemiyor notların 50nin altındaysa giriosun. Neyse yine malum mühendis kişisi diyorki;
'Ben make-up yüzünden geçtim oolum, kesin gir' Ama bunu yapma. Benim yanımda yapma işte. Dayanamadım dedimki;
'Make-up sayesinde dicektin heralde nitekim yüzünden demek burda olumsuzluk katar cümleye'
Çocuk mal mal baktı suratıma;
'Olsun ben geçtim ya o bana yeter' Geç çocuğum geç, karşıdan karşıya da geç. Aman dikkat et araba çarpmasın.Zaten çocukta bir hacı sakalı olmuş ders çalışmaktan. Bilendim ya az kalsın 'Git bi traş ol' dicektimki, konsantrasyonum bozuldu. Araya falan girdi beni bilen arkadaşlarım saldırı suratımı görünce.
(Evet benim öyle bir mimiğimde var.)

Sonra bu yanlış konuşma konusunda kıl olduğum başka bir kelime kalıbı var asla doğru kullanılmıyor.Eğer bir insan kendini öldürmeyi deneyip başarısız oluyorsa,dersinki;
'İntahara teşebbüs etmiş'
Yok eğer denediyse ve ölmüşse o zat o zaman dersinki;
'İntahar etmiş'
Yok, kimse böyle kullanmıyor.Kimse düzgün konuşmuyor. Uyarınca 'Hee biliodum zaten ben onu ehiehieki' şeklinde tepkilerde almadım değil. Aldım. Bilipte yanlış konuşmak ayrı bi mallık.

Şimdi diceksinizki 'Sananey, sana mı kaldı?' Hemen açıklayayım yine;
(Bugünde açıklama insanı olmuşum, ama uyumadığım için aslında ben hala dündeyim.
Bu arada bir yazı içindeki, parantez içine yazılan cümleler, sesli yada sessiz okurken atlanır. Cümle bittikten sonra geri dönüp göz atmak gerekir.Zaten parantez içinde yazılan cümleler, yeni bir anlam katmaz. Yani o kısmı atlasanız bile, cümlenin anlam bütünlüğü bozulmaz doğru bir kalemden çıktıysa. Ek bilgi vardır orda. Okursanız daha iyi anlarsınız sadece. Parantez içine yazılacak şeyler, bulunduğu cümleden, bağımsız olarak yazılmalıdır.)

Evet ben TDK'da çalışmıyorum. Ama kendini ifade edebilmek en önemli şey şu hayatta. Bunun içinde elimizdeki malzemeler, kelimelerimiz. Siz o kelimeleri yanlış kullanıyorsanız, kendinizi de yanlış anlatıyorsunuzdur. Mesela o çocuk 'yüzünden' dediği için, ben dersten geçtiğine üzüldüğünü düşündüm.
Mesela bazen de, ölmemiş bir insan hakkında ölmüş gibi konuşabiliyorum. Gördüğümde, hayalet görmüş gibi davranabiliyorum.Kendinizi de yanlış anlatıyorsanız, kimsenin sizi doğru anlamasını beklemeyin. İşte ben tam da bu nedenlerden dolayı, mühendis arkadaşlara ya da sadece mühendis değil, iki kelimeyi düzgün bir şekilde yanyana getiremeyen insanlara, ek Türkçe dersi verilmesi taraftarıyım. Bu yaşına kadar kendini ifade etmesini öğrenmediyse bide, o ders zorunlu+kredisiz olsun.

(Dikkat ettiyseniz yazıma parantez içindekiler yokmuş gibi devam ettim, ve yazının bütünlüğü de bozulmadıve siz parantez içiyle ilgili bilgi de almış oldunuz. Okuduysanız tabi)

Evet bende yazarken imla kurallarına dikkat etmiyorum. Fakat bunun sebebi, parmaklarımın beynime yetişememesinden kaynaklanıyor. Sonra da düzeltmeye üşeniyorum. Boşuna saldırmayın bunu da açıkladım işte.

Zaten gün boyu sinirlerim çok bozuktu. Okuldan çıkarken en son avluda hüngürt die bi bıraktım kendimi. Sevgi falan gösterdi beni anlayan insanlar, böyle bi sevgi,destek yumağı. Dedim ya, uyuyup uyanmadığım için ben aslında hala dündeyim. Baya bi sinir depolanmış içimde, ve hala geçmemiş. Bende bundan korkuodum. Nays. Ama allahtan kendimi öldürmeyi falan düşünmüyorum. Korkmayın nan. Olur öle arada.
Aslında bu yazıda eğlenceli bir yazı bana göre zaten.

Eğlenceli yazı, eğlenceli şarkı hiho

(Hakkaten benim dinlediğim en eğlenceli şarkı olabilir.)

15 Aralık 2010 Çarşamba

Yok artık!

Yok olmuyor.Yapamıorum ben bu işi. Sınavlardan iyi not alsam projeler yapılamıyor.Proje yapmassan istersen 100 al, kalıyorsun. Annem ve babam olmasa basıp gitmiştim intaharı. Çok üzülürler. Arkadaşlarım ve sevgilimde üzülür heralde. Onlardan geçer. Annemle babamdan geçmez ama. O yuzden bende geçip gidemiyorum.

Ben istemiorum biri 'Naber' diyince ağlamak. Ben istemiyorum bu kadar mutsuz olmak. Allahım ne kadarda hayata aç bi insanım aslında. Ne kadar küçük şeylerle mutlu olabiliorum aslında. Hocalar bile kabul ederken, 'Bu kızın potansiyeli var ama parlayacağı yer burası değil' derken, ben nie bu kadar uğraşmak zorundayım ya. Kıvırıp kullanın o diplomayı emi!

Emniyet kemeri takıntım var benim.Arabaya bindiğim gibi takarım.Biri takmıosa taktiririm. Bugun takmadım kemer. Belki yolda kaza yaparızda ölürüm die. Yapmadık. Hala yaşıorum. Yok artık!

Bıktım her şeyden bıktım. Devamli bilgisayarınız risk altında uyarısının çıkmasından bile bıktım. Almıorum nan iste antivirüs.

Bir Hikaye

Küçük bir kız, tek derdi platonik aşkları olan. O kadar ufakki o kız, erkeklerle konuşmaya bile utanıyor. Kızarıyor bozarıyor cevap veremiyor. Dışardan bakılınca ufak bir dünyası var kızın, içinde 3-5 isim sadece. Derslerde kitap okuyor, bulmaca çözüyor, ya da uyuyor.

Dersten kaçıyor arada sırada, korkuyor ölesiye. Ona koca gelen o eski tahta okul koridorlarında yürüyor arkadaşlarıyla. Kimse farketmesin istiyor. Eski bina, onun inadına her adımda sallanıyor gıcırdıyor. Huzur buluyor o gıcırtılarda aslında ama heyecanlı.O kadar heyecanlı ki, korkuyor. Sonra okuldan kaçmaya başlıyorlar.Hep biraz ürkek.Annesine söylüyor ne zaman bi yaramazlık yapsa.Taksiye binince plakasını mesaj atıyor çaktırmadan başlarına bir iş gelirse diye. Annesi hiç kızmıyor. Annesi hep yanında.

Kız küçük ama her sene biraz daha kısalıyor o eteği. Etek dizlerindeyken başlıyor okula, ama asla kıvırmıyor. Annesine söylüyor hep.'Eteği kısaltalim anne nolur' diye. Hep kabul ediyor annesi. Giderek kısalıyor o etek sanki büyümesiyle doğru orantılıymış gibi.

Abileri, ablaları oluyor kızın okulda. Herkes onu çok seviyor. Asla serviste kenara oturmuyor. Yer yoksa ablalarının kucağına oturtuluyor. Kantinde ezilir die sıraya girmiyor. Ne isterse alıyor o abiler ablalar ona.
Şişe cevirmece oynarken, cesaret diyor hep. Ama kimseyi öpmüyor.Doğruları söylememek için. Ozamanlarda bile biliyorki, fazla gelecek kurduğu cümleler. Kullandığı kelimeleri kimse anlayamayacak.Hem kimse onun kadar kitap okumuyor. Cesaretini kanıtlamak için gidip aşkını itiraf ediyor. Kimse onu ciddiye almıyor. Kız küçük, kız minik. O kadar minik olunca, kimse inanmıyor, yüreğinin ne kadar büyük olduğuna.

Susuyor kız senelerce susuyor. Çok gülüyor, hiç ağlamıyor. Hep seviliyor, ama sadece birini seviyor.

Sonra değişmeye başlıyor kız.Birisi ciddiye alıyor onu. Hayatında olmayan, aynı havayı soluyup selam bile vermediği, daha önceden onu ciddiye almamış olan biri ciddiye alıyor. Güvenmiyor önce kız, hem daha erkeklerle nası konuşulur onu bile bilmiyor.

Zamanla alışıyor erkeğe.Güveniyor. Tutuyor minicik elleriyle, kendine kocaman gelen elleri. Nereye çekerse oraya gidiyor. Karanlıktan korkuyor kız, ama ışıksız kalmaya aldırmıyor artık. kopuyor herkesten, herşeyden. Sadece ona güveniyor. Sadece o var sanıyor, onu tanıyan, seven, koruyan. Oysaki kız farkında değil, en büyük yalanların çocuktan geldiğine. Annesi kızıyor ilk defa ona. Dinlemiyor, kopuyor o taksi plakasını bile söylediği anneden. Annesi engel olamıyor kızının sürüklenmesine.



Sonra değişiyorlar ikiside, kız artık hiç gülüyor, çok ağlıyor. Çocuk o eli devamlı bırakıyor. Sonra tekrar tutuyor. Bırak-tut, bırak-tut. Büyüdüğünü sanıyor kız, 'Onla büyüdüm ben,onsuz yapamam' diyor. Çocuk en çok bunu kullanıyor kıza karşı. Çocuk manipule etmeye başlıyor kızı. Arkadaşları, ailesi herşeyini kaybettiğini düşünüyor kız zaman zaman sonra, 'O olsun bana yeter' diyor. Çocukta sarsılıyor bu yolculuk sırasında tabi. İçindeki kötülük onu da parçalıyor aslında. Ama çocuk hem kızı hem kendini, içindeki kötülükten koruyamıyor.

Kız zamanla tükeniyor. Her ayrılıktan sonra daha çok dayanır oluyor barışmamak için. Her ayrılık döneminde farkediyorki çok gülüyor, çok ağlıyor. Ama en azından gülüyor. Ayrı kalma süresi uzadıkça, toparlıyor kız kendini düşüncelerini. 'Hayat böyle olmamalı' demeye başlıyor. 'Aşk böyle olmamalı' 'Bu kadar yıkmamalı'

Yavas yavas buluyor kız kendini, çocugun yarattığı hapishaneye rağmen. Düşüncelerini toparlıyor. Göz yaşlarını siliyor bir bir kız. Uzun bir süreç oluyor bu. Kız yılmıyor. Hastalıkla savaşıyor sanki.Can çekişiyor, yaşama tutunmaya çalışıyor. Öğreniyor yavaş yavaş;

Aşk'ın kötü niyetli insanların elinde, en tehlikeli silah olduğunu.

Çocuk farketmiyor kızın geçirdiği evreleri.Sonra yine gidiyor. Kız hep bıraktığı yerde sanıyor. Bu gidişinin, son gidişi olacağına inanmıyor. Keyfine bakıyor. Kız onu unutmasın bu sürede diye çeşitli oyunlar oynuyor. Kız artık etkilenmez oluyor bu oyunlardan. Yavaş yavaş bitiyor kız.

Çocuk dönmek istiyor çok sonra. Kimse onu o kız kadar sevmediği için. Kız yaklaştırmıyor yanına.Sokmuyor hayatına tekrardan.Çocuk aşk acısı çekiyor bu sefer. Kızı o bırakıyor, ama terkedilen kendisi oluyor. Yediremiyor. Kurduğu Dünya yıkılsın istemiyor. En ağır silahlarıyla saldırıyor kıza. Her şeyi yapıyor. Ruhuna seslenmeye çalışıyor kızın, ama kızın ruhu ölmüş farkediyor. Onu seven parçası, çoktan terketmiş kızı.
Son bir umutla soruyor kıza;
'O sokaklarda bensiz nasıl yürüyeceksin? Karanlıkta ben yanında olmassam nasıl bulacaksın yönünü. Seni benden başka kimse sevemez böyle.Seni şimdi kim koruyacak?'

Kız düşünmüyor cevabını. Seneler içinde en gerçek olan cümleyi buluyor kendi içinde;

'Sen bizi, kendinden koruyamadın'

Sırtını dönüyor kız.Gidiyor. Çocuk tutamıyor. Bu son oluyor.

14 Aralık 2010 Salı

Dur!


Dur yapma!
Acıtma canımı
Bak seninim işte
Senin yansımanım

Dur nolur!
Tam yanındayım
Tam kalbinin ortasında
Seninle nefes alıyorum

Dur uzaklaşma!
Pijamalarımı çıkarıp
Yorganımın altından çıktım
Sana yetişmek için

Dur gitme!
Vücudumdaki kesikler
İyileşti seninle
Şimdi mi gidiyorsun?

Dur yavaşla!
Topuklu ayakkabılarımla
Yetişemiyorum artık



Unutulsun Herşey Zamanla

Bir sahne var aklımda. Bundan yaklaşık 2-2.5 sene önce yaşanmış.Bir arkadaşın evindeyiz.Biraz sohbet muhabbet, biraz alkol. Sonra duygusal bir şarkı çalmaya başlıyor. Herkeste bi sessizlik. Herkes tatmış o aşk acısını. Yanmış herkesin canı.Öyle büyük adamlar değilizde üstelik. Ama erken yaşamışız hayatlarımızı. Erken yaşlanmış ruhumuz.

O anda ortama uyum sağlamak istiyorum. Bende duygulanmak, sessizleşmek istiyorum. Kimsenin iç hesaplaşmasını bölmekte istemiorum aslında. Bir yudum, sigaradan bir nefes. Yok zaman geçmiyor arkadaş. Sonra dayanamayıp; 'Keşke bu şarkı, benden birine gitse,bende duygulansam sizin gibi' diyorum. Keşke öyle biri olsa. Aslında vardı zamanında.Çoktan geçmiş gitmiş. Düşününce bile duygulanamıyorum.
Sonra bir arkadaş 'Haklısın' diyip kanalı değiştirmişti. Tek kelime yetmişti her şeye. Erken geçmiş bizim üstümüzden fırtınalar. Erken esmiş rüzgar. Daha o zaman için bile uğultusu kalmamış.

Eksik hissetmiştim kendimi o anda. 'Bende yaşadım, beni de çok kırdılar,bende çok aldatıldım. Niye tribe giremiyorum nan?'

Çok mu güçlüydüm artık yoksa bilinçaltım kaldıramadığı için yaşadıklarımı, silmiş miydim yaşadığım o şiddeti,ihtirası, savaşı? O zamanki kavgalar şimdiki gibi olmazdı. İlla kan çıkacak. Kanımızla seviyoruz ya güya birbirimizi, adam olduk sanıyoruz bir yandan. Karşımızdaki ağlıyorsa mutlu oluyorduk bir de. Ağlamıyorsak birbirimize sarılıp kavgalardan sonra, sanki sevmiyormuşuz gibi hissediyorduk.'Artık daha buyuk bi kavga yaşayamayız heralde' dediğim anda, dahada şiddetleniyordu her şey. Ergenlikten mi yoksa duygularla baş edememekten mi bilmiyorum. Sanırım ikisi de. Babam demişti o zamanlarda bana 'Bu ilişki senin yaşın için çok fazla. Bitir!' Tabiki bitirmemiştim, kocaman bir kadınım ya ben aslında boyuma posuma bakmadan, inanmamıştım. Evet atlattım belki, ama kaç parçamı öldürdüm sayısını bile unuttum.  Neler gitti benden, neler kaldı? O kadar eskidi ki ruhum, şu anda olduğum kişi, eksik mi fazla mı bilemiyorum.

Gülleri bile atmıştım. Oysa o bahçeden koparılan güller bile ne kadar değerliydi zamanında. Şimdi isimler bile sahipsiz kalmış bende. Şarkılarda sahipsiz. Ayrıldık diye nefes alamayan bu kız, ne hale gelmiş? Pişmanda değilim üstelik, şimdiki halim severken acıtmıyor beni. Hem hep öyle değil mi?

İnsanlarin bizi üzmesine izin verdiğimiz sürece, üzülüyoruz. En çok biz, kendimizi acıtıyoruz.

'Beni öldürmeyen şey, güçlendirir' mantığı ne kadarda çocukça aslında. Ölüyorsun aslında, bir parçan ölüyor, Hissizleşiyorsun ve farkına bile varmıyorsun. Sonra sahneye çıkıp 'Ben neler yaşadım oğlum, neler atlattım.Daha fazla bişi gelemez başıma' diyoruz. Belkide en başta sadece kendimizi kandırıyoruz. Her yeni aşkla, başka bir parça doğuyor içimizde, kaybettiklerimize inat. O parça hep daha farklı şekilde kırılıyor, küsüyor hayata. Sonra o da ölüyor. İnsanoğlu bu, hepimiz unutmaya programlanmışız. Ölüm bile unutuluyor zamanla.

Kaç zaman sonra beni böyle şeyler yazmaya iten ne bilmiyorum. Zaten nerdeyse her satırda bir 'Bilmiyorum' kelimesi var. Hani büyümüştüm ben? Hani biliyordum her şeyi artık? Hani nerde o kocaman kadın?
          Bu kadın öyle kocaman değil artık. Yaşadıkça küçüldüm ben, yaşadıkça eksildim.
         Ruhum her parçanın izini taşıyor. Ama ben yinede gülüyor,gülüyor,gülüyorum.
Hem daha başka ne yapılabilir ki?

Yine olsa yine yaparım

Enteresan bir gündü bugun. Gune başlarken yazdım, gün biterkende yazmak istedim.Öyle ilginç bir yazı değil bu. Okumasanızda olur. Daha önceki yazılarımda dediğim gibi, siz okumasanızda ben yazmış olacağım hem.

Önce sınava girdim. 2 soru var, birine mal gibi baktım ne dio acaba die.  2. soruyuda bilmeme rağmen yanlış yapmışım zaten. Daha da karıştırın ama aklımızıki bildiklerimizide yapamayalım. Bu olsun. Sonra kalalım derslerden. Kına yakın. Bide boyunuzda uzasın. Artık o yaşta ne kadar uzarsa.
Neyse hoca soruları çözerken farkettimki o mal gibi baktığım soruyuda biliyorum. Kaç tane örnek çözmüşüm onla ilgili.Ama karıştırın bunu yapın. Garip garip sorunki soruları asla yapamayalım. Sonra 'Neden küfrediosun? Neden bu kadar sinirlisin?' He ben sizofrenim zaten. Kimse sinirlendirmiyor çünkü beni dimi? Ölçülen şey bilgimiz değilki, sinir sistemimiz he bide sabrımız. Ve anlaşılacağı üzere benim sinir sistemim çökmüş durumda, sabır konusunda ise taş olsam çatlardım.

Neyse ben bunları düşünürken, Hoca dediki; 'Hadi isimsiz olarak bu dersle ilgili ne düşündüğünüzü yazın'

Ama bunu bana demiyeceksin işte arkadaş. Dedimki, 'Nayysss işte benim vaktim geldi'
Aldım kağıdı yazdıkça yazıyorum. Milletin yalakalık için neler yazdığını tahmin ediorum, tahmin ettikçe giydiriorum. Tabiki saygı ve sevgi çerçevesinde. Ama küfretsem daha iyiydi sanırım.Hoca gördü kağıdımı.
'Sen baya bi dolmuşsun'. Dedim 'Hakkaten mi?' Demedim tabi, içimden geçirdim.LoL.
Neyse yazmamız yetmedi. Bide konuşalım dedi Hoca. Ama sen ne çok kaşınıosun. Boyle diolarki 'Firste susmasın, içine atmasın.Patlasın. Giydirsin. Saydırsın.'
İşte klasik hoca mantığı konuşuyor. Mezun olduğunuz zaman aldığınız eğitimin önemini anlayacaksınız,hem daha gerçek hayata atılmadınız, çalışmaya başlamadınız..
Bunu duyunca dedim 'Orda dur yeğen' Tabi bunuda içimden geçirdim. Ama dedimki;
'Hocam öyle diosunuzda, biz hayata çoktan atıldık, çoktan onun içindeyiz. Biz bu okulda öğrenci değil, para veren çalışanlarız.Çoktan iş hayatındayız.'
Evet bunu içimden geçirmedim. Dedim gerçekten. Bi yandan konuşurken yazdığım cümleleri kullanmamaya dikkat ediyorum. Neyse show yaptım yani bugun.

Ama hoca kaşındı. Üstüme üstüme geldi. Hayır olumsuz eleştiri kaldıramıyorsa, çoktan kaldım o dersten geçmiş olsun. Ama değerdi. Herşeye değerdi.

Sonra bitirme projem için( evet bu kız bitirmeye başlar), başka bi hocayla konuşmaya gittim. Hoca dediki 'Senin bu bölümde ne işin var, sen böle bi gazeteci, araştırmacı falan olurmuşun, kendini yazıyla ifade etmesini biliyosun, ve bunu nası yapman gerektiğinide biliosun. Neden burdasın, nasıl düştün buraya?'
Ve evet bunu sorduğuna pişman etmiş olabilirim hocayı. Ama neler anlattığımı yazmayacağım, nitekim yazarken ben  bile sıkılabilirim.

8Neyse rahatladım yani ben bugun baya. Yine olsa yine yaparım. Daha ağır da konuşurum üstüme çok gelinirse. Zira bu dönem, kendimde hata aramıorum, nitekim benden daha çok ders çalışabilcek insan evladı daha doğmadı.Öyle bişi yani. Çalışıosam, hemde çalışmaktan başka hiç bir şey yapmıosam, ve yinede olmuyorsa bazı şeyler. Kusura bakmayın. Dönüp kendinize bakın.Hiç umrum değilsiniz.
Nokta.