19 Nisan 2013 Cuma

Kadın

Yine sevilmedin kadin.
Daha sevilmedin.
İstedigin gibi daha sevemedin de ustelik.
Bu gece de merak edilmedin kadin.
Belki de kadin oldugun icindir.
Kadin olup kucuk bi kiz gibi sevilmek istedigin icindir.
Sus yine cok konustun.
Konusma kadin.
Sen sus ki, canin acimasin bi daha.
Aman sen sus.
Aman sen sevme.
Karsiligi yok ve olmayacak o duygularin.
Kapini tirmaliyor simdi o kedi.
Az biraz mirildaniyor.
Senin icin bunu yapacak tek varlik iste o kedi.
Bunu unutma kadin.
Yazma kadin.
Yazarsan yine anlamsizlasacak.
Yazarsan yine kimler kimler neler anlayacak.
Belli mi olur belki malzeme olursun yine dedikodu masalarina.
Umurunda mi kadin?
Uyan sen sabah kadin.
Aynada bir bak kendine.
Tak takistir sonra gulucukleri yuzune.
Sana gulmek cok yakisiyor kadin.
Ama sadece gulmek.
Cok iyi gizleniyorsun.
Aman gizlen kadin.
Kadin demek ayip kaciyor bu ulkede.
Aman kendine sakin ola öle deme kadin.
Sen en iyisi simdi yat uyu.
Kendini sacma hayallerle oyala kadin.
Saat kac olmus bak umurunda mi?
Sevilmekti tek derdin kadin, bi de taninmak.
Hep yanlis tanidilar seni kadin.
Ondandir bu hallerin.
Kendine fazla yuklenme kadin.
Yat uyu simdi sen.
Birazdan yine gun dogacak.
Birazdan o aynalar yine sana bakacak.
Sen kendini aman unutma kadin.

15 Nisan 2013 Pazartesi

Zaman aktı


Ben durdum ve zaman akmaya devam etti.
Düşündüm düşündüm, düşüncelerimin artık önemsiz olduğu noktaya kadar durmadım.
İşin içinden çıkamadım.
Sorular sorular.
Yine ünlem işaretlerinden soru işaretlerine geçiş yaptım.
Sonra sessiz kaldım.
Ben sessiz kaldım ya, geri kalan herkes konuştu.
Çok konuştu.
Bunaldım.
Sustuğum düşüncelerden yine kendime döndüm.
Kimseyle paylaşmasam dedim.
Sonra özledim.

Ben özledim ve zaman akmaya devam etti.

23 Mart 2013 Cumartesi

Aklımda bir isim var

Yazacagım işte ben. Yazacagım ve sonra inkar edeceğim.
Yazacağım ve hiç kimse anlamayacak.
Anlaşılma ihtiyacım da yok zaten.
2*2=4 zaten.
Hiç bi zaman 5 olmadı.
Ama ben hep olmayan şeyler varmış gibi davrandım.
Zordu hayat. Kendime göre zordu.
En büyük derdim buydu.
Anlaşılmak istendim ya ben, ben kendimi anlatmadan biri tanısın istedim ya işte.
Olmadı.
Artık umudum yok dedim.
Kaybetme dediler.
Umut etmek neydi ki?
Pembe çerçeveli gözlüklerimi çıkardım ben çoktan. Zaten artık tümden yeşile döndüler.
Kimse de görmüyor üstelik. Göstermem ki ben kim olduğumu artık kimselere.
Nasıl göstereyim?
Laçka hayatlar, laçka dostlar, laçka sevgiler. Üstelik en başta ben laçka. Düzene uyum sağla.
Hepsinden bıktım artık.
Özgür olamıyorum, özgürce sevemiyorum.
Çünkü kimse özgürce sevemiyor artık, biliyorum.
Garantisi olmadan atamıyorum kendimi.
Ne kadar saçma. Bırakacaksın kendini. Sonra üzüleceksin ölesiye.
Eskiden böyle miydi?
Değildi.

Ben çok özledim. Ondan bu agresifliğim. Yine karşılıksız. Yine düşünceler. Gücüm yok.
Düşünmeye güc bulamamak. O kadar tükenmişim.
Önemli olan anları yaşıorum ben içimde. Ama sadece ben olarak. O yok. O olmasın. Olsa ne olur.
Tekrar tekrar. Parmaklarımın ucunda hissediyorum her saniye. Kendi kendime.
Gülümseyerek.
Ve hiç bir beklentim yok.
Olmayacakki çünkü ötesi.
Herkes yaralı.
Hem herkes birbirine düşman zaten.

Aklımda tek bir isim var özlediğini söyleyen.
Zaten dilin kemiği de yok.
Çoktan öğrenmiş olmam gerekirdi.
Öğrenemedim.

Aklımda tek bir isim var.
Keşke beni tanımak istese dediğim.
O kadar.


20 Şubat 2013 Çarşamba

Celistim

Tam uyuyacaktım ben.
Uyuma dedi.
Makyajımı temizledim. Lenslerimi çıkardım. Gözlükleri takınca yine berraklaştı her şey. Oh çok şükür.
Tam yazacaktım ben.
Yazma dedi.
Blogumu açtım. Kelimelerle savaşır oldum. Bozuk bilgisayarımda.
Zaten hep böyle çeliştim içimde.
Tam sevecektim ben.
Sevme dedi.
Sevdim.
Sonra hiç sevmemiş gibi davrandım.
Tam sigara yakacaktım ben.
Yakma dedi.
Yaktım. Filtreyi söktüm. Çakmak sonrası.
Planlar yaptım. Kendimle ilgili. Geleceğimle ilgili. Gerçekleştirdiğim hayaller yerine yenilerini koymaya çalıştım.
Listede hep çok madde olsun istedim.
Sonra vazgeçtim. Yeni hayaller bulamadım. Düşünenlere yeni hayal bulmak zor. Çocukluktan kalanlarla idare ettim bu gece.
Evet bu gece yine çeliştim kendimle.
Bu kadar kendine dönükken hayatlar nasıl seveceğiz tekrardan dedim.
Sonra yine kalpcikler büyüttüm içimde. Belki bir gün paylaşırım diye.
Yazı denetimi kızdı bana. Türkçeyle ilişkimiz pek iyi değil bu aralar.
Düzeltmedim yanlışları.
Şarap içecektim. Tek başına içmek eskisi kadar keyifli gelmedi.
İçmedim.
Bu gece neye karar verdiysem, bir sonraki cümlede vazgeçtim.
Yazayım dedim.
"Yazma" ya yenildim.
Neyse ben bu gece çok çeliştim kendimle.

9 Şubat 2013 Cumartesi

MiM'iK

Sevgili Mia Wallace uzun bir aradan sonra beni mim'lemiş.
Ben de onu yüz üstü bırakmayayım dedim.
Soru cevap bir mim bulacaksınız aşağıda.
Neden bilmiyorum, sorular çok hoşuma gitti.

1- Hayatınızda mucize olarak nitelendirebileceğiniz bir olay geldi mi başınıza?

Geldi.

2- Hayatınızda aldığınız en büyük risk neydi?

Bilgisayar mühendisliğine ""Okuurruumm yheeee nollceeekk" şeklinde yaklaşmam.

3. Almayı düşünüpte alamadınız neler var?

Tory burch çanta..1-2 aya işala

4- Kıyafet konusunda takıntılarınız var mı? (Asla beyaz giymem vs.)

Kırmızı giyemiyorum. (Çanta ayakkabı dahil)

5- Nefret ettiğiniz huylar ya da nefret ettiğiniz insanlar?

İkiyüzlülük, saygısızlık, içinde bulunulunan ortama uygunsuz davranmak, yalan söylemek, karşındakini aptal yerine koymaya çalışmak.
Ayrıca kraldan çok kralcı olan, kendi aklını kullanarak düşünebilme, sorgulayabilme ve karar verebilme eylemlerini gerçekleştiremeyen insanları öldürmek yasal olsa bir saniye bile düşünmem.

6- Sizi en net tanımlayan kelime hangisi?

Eşsiz. ( = Mütevazi) :)

7- Hayata yeniden gelme şansınız olsa, hangi ülkede doğmak isterdiniz?

Doğru karar verebilmek için daha çok yer görmem lazım. Fakat kesinlikle Almanya değil.

 8- Tek başına bir insan keyif almak için neler yapabilir?

Kitap okur, dizi ızler, düsünür, durur. (Evet, durur)

9- Nikah masasında evleneceğiniz kişiden "Hayır!" cevabı alsanız?

Neden boşa masraf yaptıgımızı sorgularım heralde. Sonra da babamın koluna girer kafam yukarda ortamı terk eylerim.

10- Ölümden sonra var olan hayata inanıyor musunuz?

Bazen evet, bazen hayır.

11- Sizi yazmaktan soğutan olaylar?

Neden yazdın, kimin için yazdın vs gibi sorular.

12- Kendinize robot bir sevgili yapıyorsunuz, ona hangi özellikleri eklemek isterdiniz?

Sevgili olmanın, hayatı paylaşmanın ne anlama geldiğinin farkındalığını.

13- İnsan kaderini mi yaşar, kaderini mi yazar?

Kendi aldığı kararların kontrol edilemeyecek sonuclarını yaşar.

14- Aklınıza ik gelen ingilizce kelime hangisi?

Confidential.

15- Bir kitap yazsanız, adı ne olurdu?

Ortaya ne cıktıgına baglı olarak değişir.

16- Blogger olmasa, şu an gerçekleştirdiklerinizi nerede gerçekleştiriyor olurdunuz?

Kendime ait satın alınmış olan bir internet sitesinde.

17- Birinden hoşlanıyorsun ama hoşlandığın kişi en yakın arkadaşından hoşlanıyor, arkadaşınsa boş değil ona karşı. Ne yaparsın?

Kalbime gömerim o zaamaaaannnnn...

18- İnternette sahip olduğunuz ilk takma isim neydi?

SarıBela.. Yas 13. Hos gorun.


Okuyan var mı , kaldı mı pek bilmiyorum blogumu ama okuyan herkes kendini mim'lenmiş sayabilir. :)

Mucka muck

29 Ocak 2013 Salı

"Flamme bin ich sicherlich"

Bir alev yandı önce avuçlarımda.
Ve onu kelimelerim takip etti.
Çoktandır kavgalıydım cümlelerimle.
Kimlerde iz bırakmış alevim?
Nietzsche'nin dediği gibi ; "Flamme bin ich sicherlich"

Mesnevi olmalı iki kişi arasındaki aşk biraz biraz. İlahi kurallara uyulmalı. İki kişinin kuralları benzer olmalı. Davul bile dengi dengine. Ahenksiz olur sonra vuruşlar.
Herşeyin kaynağı o ahenk.

Yakınlaştıkça yabancılaşıyor insanlar. Hep uzaktakiler tanıdık geliyor bana. O tanıdıklık çekiyor önce kendine. Sonra kayboluyor o aşinalık. Gözlerde karaltılar oluşmaya başlıyor. Karaltılarımız yabancı kalıyor birbirine. Garip bir ironisidir bu da hayatın.

Bizim nesil sömürüyor ilişkileri. Herkes gizli gizli birer romantik büyütüyor içinde geçmiş zamanlara ait. Yalnızlığa gömüyor sonra onu. Oyalanıyor tanıdık sandığı limanlarda. Şimdilerde hiç bir romantik aynı sayfaya çizik atamıyor. Bizi bu hale kendimiz soktuk. Kendimizi birilerine açtığımızı sanarken, kapatıyoruz karanlık zindanlara benliğimizi, kalbimizi. Aslolan budur.

Bir tabak yemek gibi tüketiyoruz kendimizi, aşkımızı, ruhumuzu. Bir ruhsuzluk hakim oluyor sonra bize. Materyalist dünyanın idealist aşıklarıyız hepimiz. Oysaki aşkta ideallere yer yoktur. Çarpık kavramlarla devrik ilişkiler içindeyiz. Farkettiniz mi?

"Onu gördüğüm zaman anladım hayatımı geçireceğim insan olduğunu." cümlesi kaç tane yalan barındırıyor? Hiç düşündünüz mü? Ama parmağa o yüzük takılınca, söylemesi hoş geliyor işte.
Kimse de çıkıp diyemiyor; "Yaşlılığımı yalnız yaşamaktan korkuyorum aslında ben."
Olay bundan ibaret çoğu zaman.

Soran olursa hepimiz yalnızız, hepimiz sevgi açıyız. Soran olursa hepimiz doğru insanı arıyoruz. Soran olursa hepimiz herşeyimizi veririz sevdiğimiz uğruna. Aslında sevgi bunu ön koşul olarak dayatmıyor bize. Okuduğumuz satırlardaki sahtelikleri o kadar çok taklit etmeye programlanıyoruzki, bir kere de çıkıp adam akıllı sevemiyoruz karşımızdakini. Ya da izlediğimiz filmlerdeki o mutlu sonlara o kadar hasretizki, o varolmayan anlara ulaşmak için katlanır oluyoruz çoğu zaman karşımızdakine.

Oysaki kabul etmemiz gereken tek şey, insan olduğumuz.
İnsanoğludur bu, iradesizdir, zayıftır, taklitçidir, ve dürüst asla değildir.

Kaç kişi söyleyebilirki, toplum tarafından yoğurulmamış ufak bir bebeğin masumiyetiyle gösterdiğini sevgisini?
Beklentilerimiz karşılansın diye yalandan sevgi kırıntıları serpiştiriyoruz yanımızdaki yabancılara.
Bazen tutuyor, bazen tutmuyor.
Çoğu zaman tutmasa da, biz hep tutmuş gibi davranıyoruz.
O kandırıkçı satırların, o yalan mutlu sonların uğruna.

23 Ocak 2013 Çarşamba

Bir Cümle Daha

 
Bazen eski bir alışkanlıkmış gibi çalışmaya başlıyor parmaklarım. Oysa ne kadar da yabancılaşmışım harflerime. Üstelik klavyemin bir sesi vardı beni sakinleştiren.
 
Bazen anısı kalmış duygulara dokunuyor aklım. O anlardaki saflığı hisseder oluyorum. Sonra geldiği gibi gidiyor. Her ilişkide bir uyanma anı vardır çünkü. Kayboluyor flu duygular. Rüyalar sonlanıyor. Dedim ya, uyanıyorsun. Oysa kimse uyanmak istemez.
 
Sonra uyunmuyor böyle yarım böyle eksik. Ve böylesine sessiz.
Bir sigara yakılıyor uyku öncesi sohbetlerin yerine.
Kanserli duygularıma dokunuyor o sigaranın dumanı. Hep daha da kasvetli. Bense hep daha kuvvetli çekiyorum içime.
Bir üflersen yıkılacağım oysa ki.
Bir cümle daha kurarsan geleceğim.
 
Ve eğer ben, bir cümle daha susarsam, sen yine gideceksin. 
 
 

13 Aralık 2012 Perşembe

O Kimse?

 
Bir sürü konuşulmuş kelimeler.
Susuyor, susuyor, susuyor.
Dudaklarından hüzün dökülüyor.
 
Bağlanıyor birbirine yalnızlıklar.
Gidiyor, gidiyor, gidiyor.
Gözleri arkasından bakıyor.
 
Bir bir kararıyor renkler.
Soluyor, soluyor, soluyor.
Elleri boşluğa uzanıyor.
 
Yavaş yavaş ıslanıyor yastıklar.
Üşüyor, üşüyor, üşüyor.
Tenine dikenler batıyor.
 
Teker teker yakılıyor resimler.
Bağırıyor, bağırıyor, bağırıyor.
Yüreğine alevler basıyor.
 
Sıraya diziliyor şarkılar.
Ağlıyor, ağlıyor, ağlıyor.
Kulakları onu duyuyor.
 
 
Ve dinlemiyor onu insanlar.
Görmüyor, dokunmuyorlar.
Yangını dindirmiyor, o kimse.
Ve bir hayalden ibaret kalıyor, o kimse.

25 Kasım 2012 Pazar

Bagirma




Gittikce daha cok bagiriyorlardi. Konusmak degildi amaclari, anlasmak hic degil. Aslina bakarsaniz birbirlerini duymak bile istemiyorlardi. Sadece birbirlerinin sesini bastirmak icin yukseliyordu nefesleri.
Daha cok efor sarfedebilmek icin hep daha cok hava cekiyorlardi cigerlerine. Daha guclu ciksin sesleriydi tum dertleri.
Disardaki karmasayi tasimislardi yuvalarina ve ne gibi bir felakete suruklendiklerinin farkinda degillerdi. Zaten biri cikip onlari uyandirmaya calissa bile anlamazlardi.
Dinlermis gibi yaparken aslinda kendi seslerinde boguluyorlardi.
Yaptiklari sey tam olarak buydu.
Bogulmak.
Bilmiyorlardi.

5 Ekim 2012 Cuma

Bir Hikayem Var


Dün biri bir şey sordu bana. Artık renksiz olarak.

"Yazıyor musun hala?"
"Hayır" dedim. "Yazamıyorum."
"Neden?" dedi.
"İçimdeki isteği öldürdüler." dedim. O telefonu açtığım anda kapatmak isterken bir anda dökülmeye başladı kelimeler ağzımdan.
"Yazamıyorum zaten artık, istesem de yazamıyorum. Eskiden düşünmeden yazabilirdim, artık yapamıyorum. Çok fazla sır var, çok fazla üstüne alınacak olan var. Hem hesap vermek tüketti içimdeki yazma isteğini. Şimdi yazmaya çalıştığım zaman bir ergenin anıları gibi oluyor." dedim.
Biraz sessizlik oldu. Ben o sırada sakinleştim. Yine gizlendim duvarların arasına.
"Olman gereken tam da bu işte, yazman gereken tam da bunlar." dedi. Ama sesi çoktan yabancılaşmıştı tekrar bana. Duvarlarımı bu kadar kolay kırmış olmasına sinirlendim bir nefes alımlık zamanda. Herkesin içerisinde bir tek o ses terketmemişti belki de senelerdir inatla. Herkesin gözünde sıradanlaşmışken, onun gözünde hala özel hala orijinal kalmıştım. Artık rahatsız olduğum o seste kendime ait bir şeyler bırakmıştım.
Kimsenin daha önce farketmediği bir şeydi o parçam. Ve sinirlendiğim o saniyede kendimi aslında çok çıplak hissetmiştim. Bu aralar ihtiyacımın olmadığı bir duyguydu bu. Ruhsuzca kapadım telefonu. Ses kesildi.

Ve durun, şimdi size bir hikaye anlatacağım. 

""Her gün, her saniye özlüyorum seni. Özledikçe daha çok sinir oluyorum. Özledikçe daha çok farkediyorum beni olduğum gibi kabul edememiş olduğunu. Artık konuşmuyorum bahsetmiyorum senden. Ben ki, düşündüğü, hissettiği hiç bir şeyi saklama gereği duymayan. Bir sürü maskem var yine. Sıra sıra takmaya başladım. Ve senin yanında içimdeki bütün pisliklere rağmen asla maske takmadığımı farkediyorum her kıyafet değiştirdiğimde. O zamanlarda daha çok acıyor canım. Senin yanında kendim olduğumu görememiş olman, ya da belki de görüp bundan tiksinmiş olman yoruyor beni bu aralar. Bir de yalnızım tabi, yalnızlık koymuyor da, senin beni terkedişin koyuyor. Terketmen bir ihanetti maskesizliğime. Terketmen bir vazgeçişti ismimden, cismimden. 
Daha önce de terkedildim ben, daha önce de aldatıldım. Fakat senin benden vazgeçmiş oluşun her geçen gün daha çok büyüyor içimde. Büyüyor ve bir boşluk oluşturuyor. Gittikçe yutuyor içimdeki her şeyi o boşluk. Şimdiye kadar doldurmuş olmam gerekirdi oysaki o boşluğu.
Ben kimdim? Ben neydim? Huzursuz uyandığım sabahlarda hep sorgulardım kendimi."Ben gerçekten bunları kaldırabilcek kadar mı kirlettim kendimi?" diye.
Ben senin yanında tam da olduğum gibiydim. Geçmişiyle, hatalarıyla bütün pisliğiyle. 
Bütün bunlara rağmen senindim işte. Tamamen gerçektim. Yalanım dolanım yoktu. Beni sev diye numara yapmıyordum. Sanıyor musun ki bundan sonra hayatına girecek olanlar benden temiz olacak? Belki de daha kirli olacaklar. Sonra yavaş yavaş öğreneceksin belki de onların hatalarını. Belki de bu yüzden soğuyacaksın onlardan. Kimse kendini gösterdiği kadar saf değil çünkü. Bense, aslında senin yanında olduğum süre boyunca sana, seni kendimden soğutacak bir sebep vermemiştim. Yalanlarla boyamamıştım gözünü. Kendime karşı kaybettiğim bütün savaşlara rağmen bir aşk büyütmüştüm içimde. Işıklı, cıvıl cıvıl, çocuksu. Ve aslında çok masumdum ben sana.

Bir gün farkedeceksin sende. Yeterli olgunluğa erişince. Belki de asla erişmezsin. Kim bilir? İsmin bile karşıma çıkmıyor artık. İsmini bile seslendirmiyorum artık. Ara ara yazıyorum belki. Gizli gizli. 
Anlamı varmış gibi.
Her yerden yaraladın beni. Dört bir yandan geliyorlar üstüme. Bir açık yakalamak, bir mimik yakalamak için. Açık etmiyorum. Dedim ya maskelerime geri döndüm diye. 
Neyse, sen bunlara üzülme. Sen bunları kafana takma artık. Bak ben çekildim köşeme. Duvara yasladım sırtımı. Soğuk biraz. Biraz da sert. Olsun. Hayatımdaki hiç bir şey için mücadele edesim yok bu aralar. Sanki bir başka ben var karşımda izlediğim. Ben bir köşede hareketsiz oturayım da, bu kız ne yaşayacaksa yaşasın kendiliğinden.
 Hayatımda ilk defa kadere bu kadar çok inanmak istedim.
Alnımızda ne yazıyorsa o.
Su akar yolunu bulur.
Her şey olacağına varır.
Gibi cümleler..""

Uzun zamandan beri, belki de senelerden beri ilk defa yazdığım cümleleri silmeden devam ettim. 
İyi geldi. 
Gerçi birazdan pişman olacağım.
Neyse, o sese teşekkür olsun o zaman bu yazım. 
Ve evet belki de haklıydı.
Yapmam gereken tam da buydu.


17 Eylül 2012 Pazartesi

Her şey

İçinde umut barındıran bir hayalkırıklıgından bahsedeceğim şimdi sizlere.
"Bir varmış, bir yokmuş"la başlayan ama "Sonsuza kadar mutlu yaşadılar"la bitmeyen.

İki insan düşünün, insan ömrü için çok kısa olan bir sürede, yozlaşmış olan hayatta her türlü pisliği beraber göğüslemiş olsunlar. Bir an için bile birbirlerini yargılamamış, yadırgamamış ve birbirlerine kızamamış olsunlar. Ara ara birbirlerinden kopmuş yine de hep birbirlerine geri dönmüş olsunlar. Kimsenin kötü konuşmasına izin vermemiş, hep savunmuş, ölümüne savunmuş olsunlar birbirlerini.
Ve tekrardan yargılamamış, yadırgamamış olsunlar.

Ta ki, ruhları ve bedenleri karışana kadar.
Sonra her şey birdenbire değişmeye, yükler ağırlaşmaya, lekeler göze batmaya başlamış olsun. Yadırgamak başlasın sonra. Sinir olmak başlasın. Bir taraf, bütün yaşananlardan sonra "Sonunda kavuştuk" derken, diğer taraf hep kaçıp kurtulmak istemiş olsun. Kaçsın sonra, kurtulsun.

Birini arkasında bırakmış olsun. "Unut" demiş, "Kurtul benden" demiş olsun. Çok kolaymış gibi.
"Seni başkalarına bırakmam" uyku arasında kurulan hayal bir cümleye dönüşmüş olsun. Çocukca verilen sözler, büyümenin etkisiyle birer yalandan ibaret olsun.

Bundan sonrası geçmişin izlerine küfrederek ağlanan gecelerle dolsun. Bundan sonrası onun ismiyle uyuyup, onun ismiyle rüya görüp, onun ismiyle uyanmak olsun. Bıraktığı yerde kalmak olsun. Sesini duyup kendini sokaklara atmak olsun. Bunca seneden sonra yalnız kalmak olsun. Bunca seneden sonra tekrar bulup kaybetmek olsun. Bunca sene onun varlığıyla dolu olduktan sonra şimdi bomboş hissetmek olsun. Herkese çok kolayken, ona ulaşamamak olsun, Her şeye çok geç başlanmış olsun. Her şey kaybedilmiş olsun. Biri için. Bütün savaşlar kazanılıyor gibiyken, elde avuçta koskocaman bir yenilgi kalmış olsun.

Yine de, bir umut olsun ki, nefes almak devam edebilsin. Umutsuzca çırpınışların biteceğine inanarak devam edilmeye çalışılsın. Geriye bırakılan, yaşadığı her şeye söverken, geçmişi değiştirememenin acısını yaşasın. Tekrar ve tekrar. Yaptığı hataların bedelini bu kadar ağır ödemiş olmak vursun dört bir yandan.

Vursun, vursun, hep daha çok vursun. Ödesin bedelini, sanki geri dönecekmişcesine açsın yorgun gözlerini karanlık sabahlara. Vursun, vursun daha çok vursun. Acısını çıkartsın. Çaresizce sarılsın bir hayale. Herşeyini tümden kaybettiğini kabul etmesin asla. Şimdilik desin. Bu acı sadece şimdilik. Sonra gelecek. Bitecek bu yalnızlıklar.
Evet bunları desin.

Sonra....sonra ne olacağını ben bilmiyorum. En nihayetinde bu benim hikayem değildi.
Ve o iki insanı da aslında ben tanımıyorum.

(.)

15 Eylül 2012 Cumartesi

Bir kokuydu Aşk


Söylenmemesi, yazılmaması gereken çok şey var. Üstelik diğerleri gibi olmamak için gizliymişcesine kelimelere anlam yüklemeye de gerek yok. 

Bütün yaptığım yorumlar, bütün söylediğim cümleler hepsi döndü dolaştı bana patladı. Ne kadar da güçlüymüşüm ben meğerse. Güçten değilmiş hiç bir şey oysa ki, o adamlar "O" olmadığı içinmiş. "Böylesi daha mı kolay?" sorusunun cevapsız olduğu bir nokta var sadece aklımda. ( . )
Bir nokta bu kadar mı acıtır insanın canını?

Üstüme sinen koku gitmesin diye banyo yapmamak gibiydi. 
 "O"nsuz hayat istememek gibiydi. Tam tamına.
Uyurken onun sesiyle uyanıp sokaklarda onu aramak gibi. 
Ve öyle bir salaklık hali iken, şimdi nasıl devam edemeyeceğini bilmemek gibi.
Bütün eksiler ve artıların savaş halinde olduğu bir tablo düşününki, o "Çok sevdim be abi" artısının diğer her şeyi silip süpürdüğü bir tablo.
Tamam, şimdi onu yavaşça yere bırakın. Sizinle beraber onu omuzlayan yok çünkü.

Bütün olmazları hiçe saydığım, butun imkansızları imkanlı hale getirmeye çalışırken sahip olduğum inancı bir kişi de gelsin paylaşsın be arkadaş. Bir değil gerçi "O". Paylaşmak zorunda mı? Değil.
Böylesi daha kolay bazı bazı bazıları için. 

Kavga etmiş, birbiriyle konuşmayan bir çifte özenirken yakaladım kendimi bu gun.
Hatalarımın bedelini hiç bu kadar ağır ödeyeceğimi düşünmemiştim. Atılan goller hep direkten dönmüştü. Zaten ben futboldan nefret ederdim.
Ve oysa ki, futbolu bile sevebilirdim O varsa.

Devam edemiorum, kelimelerim kıfayetsiz kaldı yine.
Ok kib by sevgili bu saçma yazıyı okuyan insan.

(.) 




15 Ağustos 2012 Çarşamba

Hep senden sonra

Sigarani sondurdun kalbime
Kullerin karisti kanima
Oysa ki ben senden once
Ne yanmak bilirdim
Ne de kül olmak.
Hep senden sonra.

Ne alkol bilirdim
Ne de sigara
Ne nefesim tutustu senden once
Ne de dumandan basim dondu.
Hep senden sonra.

Ne umutsuzdum aska
Ne de karamsardim hayata.
Ne uzuldum senden once.
Ne de agladim yastiklara.
Hep senden sonra.

Hep senden sonraydi hikayeler.
Hep senden sonraydi hayaller.
Hep senden sonraydi vazgecisler.
Hep senden sonraydi yalnizliklar.

Ve hep senden sonraydi sevgisizlikler.