Bir gemideyim önce, kontrol bende. İstediğim her yere gidebiliyorum. İdare bende, kaptan bile değilim üstelik. Bırak gemi yönetmeyi daha aslında kendi hayatımı bile yönetemiyorum. Kıyıları görüyorum. Beni bekleyen insanların yüzlerini bile seçebiliyorum. Bende onları selamlıyorum. Sonra bir başka gemi, güvertede bir isim. değiştiriyorum rotamı, ona doğru gitmeye çalışıyorum. Ulaşamıyorum ama, asla yetişemiyorum. Kıyıdakiler gülerek izliyorlar bizi. O isim, bir yaklaşıp, bir uzaklaşıyor.
Sonra bir şarkı duyuyorum. Gözlerimi açıyorum. Bir şarkı varki, yüreğime işliyor. Duygusal falanda değil üstelik. Sıfatı özel. İsmi özel. Kendi gerçekliğime dönüyorum. Burda da değişen bir şey yok aslında. Bir yaklaşıp bir uzaklaşıyoruz birbirimizden. En güzel anlarımı bozan kelimeler var hep havada. İnsanlar yine gülüyor hatta. Kimisi yardım etmeye calışıyor. Yardıma ihtiyacımız varmış gibi. Her kafadan bir ses çıkıyor. Düşüncelerimi bastırmayı başaramıyorlar yinede. Kendi karmaşamda kayboluyorum her defasında. Yüreğimdeki dağınıklığı toplayan yine ben kendim oluyorum.
Sonra bir anda gülüşlerim bile değişiyor. Kıkırdıyorum zorlanmadan, bir nedene ihtiyac duymadan doyasıya tadıyorum mutluluğu, onun kollarında. Bu sefer gerçek olsun, bu sefer gerçek kalsın.
Hiç bir söz vermedik birbirimize. Bırakmamak için bile sarılmadık. Eğleniyorduk. Cidden olabilceğini bile düşünmedik, ama ayrılmadı ellerimiz. Kimisi anlamadı. Anlatmaya çalışmadık. Uyandığımda, gülen gözlerini gördüm, her şeye yetti.
İşte o anda gerçekliğim, geri dönülemez bir şekilde değişti. Bazen olmuyor, bazen gitmiyor. Vazgeçmiyorum, vazgeçmiyor. Yine dönüyoruz birbirimize. Öpücükleriyle can buluyorum.
Yine sarıyor beni kollarıyla, bu sefer bırakmamak üzere...
18 Mayıs 2010 Salı
15 Mayıs 2010 Cumartesi
Bir İnançsız, Bir Korkusuz
Söyleyecek bir yalan yok dilimin ucunda. Yalansız olmanın geri dönüşü, daha yavas oluyor ama daha gerçek. Bir inançsız var, her şeyden süphe eden, güvenmeyen. Bir de bir korkusuz var vazgeçmeyen, yorulmayan.
Bir kalbi kırılmış var uzun zaman önce. İnancı kaybettirilmiş. Kendini değiştirmiş. Her fırsatta yaralarını hatırlar olmuş. Kendini birine bağladığında ne kadar üzüldüğünü asla unutmak istememiş. Diğeri ise çoktan temize çekmiş kendi kalp kırıklıklarını. Ne olursa olsun inancını kaybetmemiş. Değen birini bulduğunda kendini paylaşmaktan vazgeçmemiş. Seneler sonra hissetmiş tekrardan ne kadar saf duygular besleyebilceğini. Hem de yalansız bu sefer. Kendini yada o birini kandırmaya gerek görmeden.
Bütün her şeye rağmen gülen gözler var sabah uyandığımda bana bakan. Beni kendine çekip sıkı sıkı sarılan biri var. O gözler butun acı cümleleri unutturuyor zaman zaman. Kalbim, kendi gerçekliğinde kayboluyor ateşlere düştüğünü bilerek. Yine de korkmuyor. Varsın bir kere de onun için yansın. Bir kere de değen birine gitsin. Hem daha öncesi de var ilişkilerinin. Sadece sevgili uğruna yakmıyor ki bu yürek kendini. Arkadaşı için, dostu için de vazgeçmiyor kimi zaman karşılık bulamasa bile. Sonra butun sıfatlar karışıyor kafasında, arkadaş, sevgili, dost. İçindeki o kadar sevgiye ve doğru duygulara rağmen, acele olmasın diye 'en yakınım' demiyor daha. 'Herşeyim' demiyor. Yavaş yavaş kaptırıyor kendini yine de sesli harfler kullanmıyor.
Hayır hayır inançsız olan biri yok aslında. Duvarları var sadece. Tuğlaları teker teker konularak örülmüş, sağlam duvar. Bir korkusuz var yine de, o duvarlara çarpmaya cesareti olan. Her şeyi göze alarak başlamış ya, canının acısını bile görmezden geliyor o korkusuz.
Bir çift göz var çünkü, sabah uyandığında gülerek bakan. Kendine çekip sıkı sıkı sarılan biri en yakınımda..
Bir kalbi kırılmış var uzun zaman önce. İnancı kaybettirilmiş. Kendini değiştirmiş. Her fırsatta yaralarını hatırlar olmuş. Kendini birine bağladığında ne kadar üzüldüğünü asla unutmak istememiş. Diğeri ise çoktan temize çekmiş kendi kalp kırıklıklarını. Ne olursa olsun inancını kaybetmemiş. Değen birini bulduğunda kendini paylaşmaktan vazgeçmemiş. Seneler sonra hissetmiş tekrardan ne kadar saf duygular besleyebilceğini. Hem de yalansız bu sefer. Kendini yada o birini kandırmaya gerek görmeden.
Bütün her şeye rağmen gülen gözler var sabah uyandığımda bana bakan. Beni kendine çekip sıkı sıkı sarılan biri var. O gözler butun acı cümleleri unutturuyor zaman zaman. Kalbim, kendi gerçekliğinde kayboluyor ateşlere düştüğünü bilerek. Yine de korkmuyor. Varsın bir kere de onun için yansın. Bir kere de değen birine gitsin. Hem daha öncesi de var ilişkilerinin. Sadece sevgili uğruna yakmıyor ki bu yürek kendini. Arkadaşı için, dostu için de vazgeçmiyor kimi zaman karşılık bulamasa bile. Sonra butun sıfatlar karışıyor kafasında, arkadaş, sevgili, dost. İçindeki o kadar sevgiye ve doğru duygulara rağmen, acele olmasın diye 'en yakınım' demiyor daha. 'Herşeyim' demiyor. Yavaş yavaş kaptırıyor kendini yine de sesli harfler kullanmıyor.
Hayır hayır inançsız olan biri yok aslında. Duvarları var sadece. Tuğlaları teker teker konularak örülmüş, sağlam duvar. Bir korkusuz var yine de, o duvarlara çarpmaya cesareti olan. Her şeyi göze alarak başlamış ya, canının acısını bile görmezden geliyor o korkusuz.
Bir çift göz var çünkü, sabah uyandığında gülerek bakan. Kendine çekip sıkı sıkı sarılan biri en yakınımda..
10 Mayıs 2010 Pazartesi
No Pain, No Gain
Bir haller oluyor yine bana. Bir sıkıntı, bir çok stres. Hiç bitmiyor. Uyanmak istemiyorum rüyalarımdan. Öyle güzel rüyalar falan da degil üstelik. Kabus gibi bir çoğu. Kimi zaman aglıyorum ya da delicesine kaçıyorum beni kovalayan sorumluluklarımdan. Bilinçaltıma sığınmak istersen, bilinçaltım bile bana düşman.
Öyle her zaman göründüğüm kadar neşeli bir insan değilim ben. Kahkalarım öyle şen değil eskiden olduğu gibi. Konuştuğum kadar da boş değilim hem zaten. Arkadaşlarla muhabbetteyken bile neler düşünmekteyim oysaki. Ne kadar yorulmaktayım.
HAni insanların içinde devam etmek için yaşam gücü vardır ya, işte bende o kalmadı gibi. Eksiye dayandı.
1 yıl uyumak, uyandıgımda ise bütün her şeyin hallolmuş olduğunu görmek istiyorum.
O zamanda babamın bir lafı çınlıyor kulaklarımda.
' NO PAIN; NO GAIN.'
Öyle her zaman göründüğüm kadar neşeli bir insan değilim ben. Kahkalarım öyle şen değil eskiden olduğu gibi. Konuştuğum kadar da boş değilim hem zaten. Arkadaşlarla muhabbetteyken bile neler düşünmekteyim oysaki. Ne kadar yorulmaktayım.
HAni insanların içinde devam etmek için yaşam gücü vardır ya, işte bende o kalmadı gibi. Eksiye dayandı.
1 yıl uyumak, uyandıgımda ise bütün her şeyin hallolmuş olduğunu görmek istiyorum.
O zamanda babamın bir lafı çınlıyor kulaklarımda.
' NO PAIN; NO GAIN.'
4 Mayıs 2010 Salı
İLK
İLK sıfatı kaybolmuş gitmiş artık günümüzde. Kimse kimsenin İLK'i değil artık. Ne ilk arkadaş, ne ilk sevgili ne ilk eş ne de ilk metres. İLK'lere dair hiç bir şey kalmamış zihinlerde. İLK oyuncaklarımız çoktan çürümüş gitmiş. İLK sarhoşluğumuzun nasıl olduğu unutulmuş. İLK sigaramızı kim bilir nerede yaktık. İLK aşk, İLK öpücük tatlı bir anıdan başka bir şey değil. Yüzümüzde tebessüm bile oluşturmaz olmuşlar. ILK ayriligimizin acisi bile kalmamis yuregimizde. Duvarlar ormusuz ILK'lerimiz yuzunden bir tek onlar kalmis.
Hep bizden önce gelen birileri var artık. Herkes çoktan yolu yarılamış, bazıları çoktan ikinci turda. Herkes birbirine 'Sen giderken ben geliyordum.' der olmuş, kimin hangi yolda yürüdüğünü bilmeden. Masumiyetimizi de kaybetmişiz bekaretimizi kaybettiğimiz gibi. Hatırlamak bile istemez olmuşuz her ikisini de. Artık öpüşürken bile titremez olmuşuz heyecandan.
İLK arkadaşlarımız çoktan çocukluk arkadaşı olmuş. Kim bilir nerdeler? İlk sevgilimiz bizden sonrada yalnız kalmamış tıpkı bizim kalmadığımız gibi. İLK aldığımız gül çoktan böceklenmiş, atılmış çöpe.İLK aşk şarkımız neydi acaba?
Evlenmenin de anlamı kalmamış artık, boşanmak bu kadar kolayken, ya da listeye başka sevgiler eklenebilirken.
İLK'lerin suyu çıkmış ya artık, SON olmak daha önemli olmuş. Herkesin en büyük aşk olarak adlandırdığı son aşkı olmuş. Son aşkın bile geçmişiyle savaşılır olmuş, malup olmak apaçık ortadayken. En güzel anılarımız daha yaşanmamış olanlar olarak kabul edilmeye başlanmış. Zaman geçiyor ve büyüdüğümüzü sanıyoruz ya, yaşanacak bir İLK kalmamış artık. Yaşamadığımız SON'larımıza değer biçmek daha kolay gelir olmuş.Yine de kimse vazgeçmemiş belkide bu SON olur, o sonsuz mutluluğa ulaşırız bu sefer diye.
Yani arkadaş, dediğim odur ki, İLK olmanın hiç bir değeri yok artık. SON olmaya bakıcaksın. SON olursan değer göreceksin, değer vereceksin. SON olursa diyeceksin, 'Benim en büyük aşkım sensin.'. Sonunu göremeden hemde. SON'dan vazgeçmeyeceksin. İLK olmaya calışmayacaksın kimsede. Sonunu göremeyeceksin belki ama yaşadığın her şeyin en SON'u en özelin olacak. En çok SON'u seveceksin.
Dedim ya İLK'lerin suyu çıkmış artık.
Hep bizden önce gelen birileri var artık. Herkes çoktan yolu yarılamış, bazıları çoktan ikinci turda. Herkes birbirine 'Sen giderken ben geliyordum.' der olmuş, kimin hangi yolda yürüdüğünü bilmeden. Masumiyetimizi de kaybetmişiz bekaretimizi kaybettiğimiz gibi. Hatırlamak bile istemez olmuşuz her ikisini de. Artık öpüşürken bile titremez olmuşuz heyecandan.
İLK arkadaşlarımız çoktan çocukluk arkadaşı olmuş. Kim bilir nerdeler? İlk sevgilimiz bizden sonrada yalnız kalmamış tıpkı bizim kalmadığımız gibi. İLK aldığımız gül çoktan böceklenmiş, atılmış çöpe.İLK aşk şarkımız neydi acaba?
Evlenmenin de anlamı kalmamış artık, boşanmak bu kadar kolayken, ya da listeye başka sevgiler eklenebilirken.
İLK'lerin suyu çıkmış ya artık, SON olmak daha önemli olmuş. Herkesin en büyük aşk olarak adlandırdığı son aşkı olmuş. Son aşkın bile geçmişiyle savaşılır olmuş, malup olmak apaçık ortadayken. En güzel anılarımız daha yaşanmamış olanlar olarak kabul edilmeye başlanmış. Zaman geçiyor ve büyüdüğümüzü sanıyoruz ya, yaşanacak bir İLK kalmamış artık. Yaşamadığımız SON'larımıza değer biçmek daha kolay gelir olmuş.Yine de kimse vazgeçmemiş belkide bu SON olur, o sonsuz mutluluğa ulaşırız bu sefer diye.
Yani arkadaş, dediğim odur ki, İLK olmanın hiç bir değeri yok artık. SON olmaya bakıcaksın. SON olursan değer göreceksin, değer vereceksin. SON olursa diyeceksin, 'Benim en büyük aşkım sensin.'. Sonunu göremeden hemde. SON'dan vazgeçmeyeceksin. İLK olmaya calışmayacaksın kimsede. Sonunu göremeyeceksin belki ama yaşadığın her şeyin en SON'u en özelin olacak. En çok SON'u seveceksin.
Dedim ya İLK'lerin suyu çıkmış artık.
3 Mayıs 2010 Pazartesi
Her şeye rağmen
Zaman zaman nefret ederim ben her şeyden. Geçmeyen dakikalardan, yine de su gibi akıp giden hayattan nefret ederim. Bazen nefret ederim ben güneşli günlerden. Öyle diger insanların içinde çiçekler açtığı gibi çiçekler açmaz içimde. Yağmur isterim, bulut isterim. Bazen ondan da nefret ederim. Bazı sabahlar erken kalkarım ben ders çalışmak için. Kitabı açmam ama. Uykusuz kalmakla yetinirim. Nefret ederim tembelliğimden. Zaman zaman nefret ederim ben hayatın monotonluğundan, bazen de huzur bulurum o monotonlukta. Nefret ederim ben çoğu zaman beni bağlayan zincirlerden, kaçıp gitmek isterim, kendimi kapatmak. Kapatınca da mutlu olmam ama. Biri olsun anlasın isterim. Kimse anlamayınca isyan ederim kendi kendime. Hiç kimse bilmez. Bazen nefret ederim insanlardan. Bazen de delicesine severim, öyle bir sevgidir ki bu, nefessiz bırakır beni. Öyle bir sevgidir ki karşılığını bile bulamam.
Kimi zaman nefret ederim ben istediklerimin olmamasından. Akışına bırakırım her şeyi. Olaylar zincirinde kaybolurum sonra. Kaybolmaktan nefret ederim. Bazen belirsizliklerde bulurum kendimi. Belirsizliklerden güç alır benliğim. Küllerimden doğmam ben tekrar tekrar. Nefret ederim küllerden doğma olayından. Yoktur çünkü aslında öyle bir eylem. Metaforik cümlelerle anlatmaktan nefret ederim kendimi. Bazende çok severim, kurduğum cümlelerin gerçek bir anlamı olmaz.
Sevmem ben 'Herşeye rağmen' ile başlayan, 'Ama'yla devam eden cümleleri. Sevmem ben katlanmak zorunda bırakıldığım incinmişlikleri. Yine de yanıma kar kalan sadece o incinmişlikler olur. Geçmişte yaşamayı da pek sevmem aslında, yine de yana yana düşünürüm durmadan, şu yaşıma kadar yapmış olduğum anıları. Sevmem tozlu raflarımı, sisli anılarımı sevdiğim kadar.
Arada bir yerimde duramam ben. Hiç bir eylem tüketemez içimdeki enerjiyi. Sonra nefret ederim kendi enerjimden. Dururum saatlerce hareket etmeden, duvara bakarak. Bazen de yattığım yerden tavana bakarak. Sıkılırım sonra kendi eylemsizliğimden. Bazen çok severim kendimi anlatmayı, derdimi paylaşmayı, sıkıntılarımı ifade etmeyi. Bazende gücüm olmaz iki kelimeyi bir araya getirmeye. Ben anlatmadan, düşündüklerimi söylemeden karşımdaki bilsin isterim şu kafamdan geçenleri. Bazen delicesine mutluyumdur ben. Arkası kesilmez kahkahalarım vardır. Öyle bir neşedir ki bu, nefret ederim kendi neşemden. Sonra bazen de kaynağı kesilmeyen gözyaşlarım vardır. Hiç durmazlar, hiç durdurulmazlar.
Zaman zaman nefret ederim her şeyden. İsyan ederim. Çözümsüz tartışmalarım vardır hep dilimin ucunda. Hem ben çözümsüz olmaktanda nefret ederim aslında.
Sonra bir şeyler olur bana. Bırakırım bütün olumsuzlukları arkamda. Severim yeniden, beni ben yapan bütün o isyanları, kırgınlıkları, sessizlikleri. Güneş mutlu eder beni tekrardan. Açtığı gibi solacak olan çiçekler yeşerir içimde. Solmalarına bile keyifle şahitlik ederim.
Bütün bunlara rağmen öyle bir an gelir ki, umut dolar içime. Bütün kötü düşünceler yokolup gider. Birinin görüntüsü kalır sadece geriye. Bana en uzak olan insan olsa bile kokusunu hatırlarım. Bu sogukluk ne zaman bitecek diye meraklanırım. Sonra 'Her şeye rağmen' ile başlarım cümlelerime, ve 'Ama'yla devam etmem.
Her şeye rağmen derim ben ona, her şeye rağmen severim ben seni.
Kimi zaman nefret ederim ben istediklerimin olmamasından. Akışına bırakırım her şeyi. Olaylar zincirinde kaybolurum sonra. Kaybolmaktan nefret ederim. Bazen belirsizliklerde bulurum kendimi. Belirsizliklerden güç alır benliğim. Küllerimden doğmam ben tekrar tekrar. Nefret ederim küllerden doğma olayından. Yoktur çünkü aslında öyle bir eylem. Metaforik cümlelerle anlatmaktan nefret ederim kendimi. Bazende çok severim, kurduğum cümlelerin gerçek bir anlamı olmaz.
Sevmem ben 'Herşeye rağmen' ile başlayan, 'Ama'yla devam eden cümleleri. Sevmem ben katlanmak zorunda bırakıldığım incinmişlikleri. Yine de yanıma kar kalan sadece o incinmişlikler olur. Geçmişte yaşamayı da pek sevmem aslında, yine de yana yana düşünürüm durmadan, şu yaşıma kadar yapmış olduğum anıları. Sevmem tozlu raflarımı, sisli anılarımı sevdiğim kadar.
Arada bir yerimde duramam ben. Hiç bir eylem tüketemez içimdeki enerjiyi. Sonra nefret ederim kendi enerjimden. Dururum saatlerce hareket etmeden, duvara bakarak. Bazen de yattığım yerden tavana bakarak. Sıkılırım sonra kendi eylemsizliğimden. Bazen çok severim kendimi anlatmayı, derdimi paylaşmayı, sıkıntılarımı ifade etmeyi. Bazende gücüm olmaz iki kelimeyi bir araya getirmeye. Ben anlatmadan, düşündüklerimi söylemeden karşımdaki bilsin isterim şu kafamdan geçenleri. Bazen delicesine mutluyumdur ben. Arkası kesilmez kahkahalarım vardır. Öyle bir neşedir ki bu, nefret ederim kendi neşemden. Sonra bazen de kaynağı kesilmeyen gözyaşlarım vardır. Hiç durmazlar, hiç durdurulmazlar.
Zaman zaman nefret ederim her şeyden. İsyan ederim. Çözümsüz tartışmalarım vardır hep dilimin ucunda. Hem ben çözümsüz olmaktanda nefret ederim aslında.
Sonra bir şeyler olur bana. Bırakırım bütün olumsuzlukları arkamda. Severim yeniden, beni ben yapan bütün o isyanları, kırgınlıkları, sessizlikleri. Güneş mutlu eder beni tekrardan. Açtığı gibi solacak olan çiçekler yeşerir içimde. Solmalarına bile keyifle şahitlik ederim.
Bütün bunlara rağmen öyle bir an gelir ki, umut dolar içime. Bütün kötü düşünceler yokolup gider. Birinin görüntüsü kalır sadece geriye. Bana en uzak olan insan olsa bile kokusunu hatırlarım. Bu sogukluk ne zaman bitecek diye meraklanırım. Sonra 'Her şeye rağmen' ile başlarım cümlelerime, ve 'Ama'yla devam etmem.
Her şeye rağmen derim ben ona, her şeye rağmen severim ben seni.
30 Nisan 2010 Cuma
Belki de
Bazen istediklerini duyamaz insan. İstediklerini duyamamak umutsuzlastirir. Oyle olunca durup dusuneceksin uzun uzun. Geri cekileceksin belkide hayattan. İstediklerini yapamamak kadar zor gelecek, istediklerini duyamamak. Uyuyamayacaksin yine yeniden. Paranoyak olacaksin. Paranayok olunca duracaksin. Kendi benligini hatirlamaya calisacaksin. Hatirlayamazsan eger, ondan once kim oldugun gercegini kaybedeceksin. Bu vasifsizlastiracak seni. Elini kolunu baglayacak. İplerde onun elinde olacak. Ama bir an gelecek, oyle bir an gelecekki istemediklerini duymaktan darlanacaksin. En guclu oldugun an, o an olacak. O anla karsilasmak istemeyeceksin ama asla, cunku bileceksinki o an yasanirsa geri donusu olamayacak. Yuregin bir kere kapatti mi kendini, bir daha acmayacak, gostermeyecek icindekileri. Guzel bir gelecek icin cabalamaktan vazgececeksin o anda. Tipki hayata yenildiginde devam ettigin gibi devam edeceksin sende kah gulerek kah isyan ederek. Ama asla aglamayacaksin tekrardan, asla inmeyeceksin kurdugun cumlelerin derinliklerine. Yuzeyde kalacaksin onunla. Yuzeyde yetecek hersey. Icinde bir bosluk olusacak. Iste o bosluk olusursa bir yerlerde bir yanlis olmus olacak. Bu seferde yurek bulamamis olacak esini. Bosuna kandirmaya calisma kendini.
Ama korkma yinede. Belkide bir gun susturdugun dusuncelerinin karsiligini alir gibi olacaksin. Daha o kadarda umutsuz degilsin hem. Korkma onunla yada onsuz, belkide bulacaksin bir gun aradigini ve buldugunda doya doya sinirsizca yasayacaksin.
- Posted using BlogPress from my iPhone
Ama korkma yinede. Belkide bir gun susturdugun dusuncelerinin karsiligini alir gibi olacaksin. Daha o kadarda umutsuz degilsin hem. Korkma onunla yada onsuz, belkide bulacaksin bir gun aradigini ve buldugunda doya doya sinirsizca yasayacaksin.
- Posted using BlogPress from my iPhone
25 Şubat 2010 Perşembe
BİR
Bir özel isim, anlamsız harflerden oluşan, büyük anlamlar taşıyan bir isim..Belirsiz, sisli..Bir isim, bir var bir yok..
Bir umut, küçüçük bir ışığı olan bir umut.Bazen imkansız, bazen kaybolan hatta. Bir umut, umutsuz olan.
Bir aşk, öncekilerden farklı bir aşk. Geçmişi silen, insanı midesizleştiren. Asla kabul etmeyeceklerini kabul ettiren bir aşk.
Bir öfke, yakan, kavuran bir öfke. İçinden atamadığın, ifade edemediğin. Paylaşmaya bile hakkının olmadığı bir öfke.
Bir gözyaşı, kardeşi olmayan yalnız bir gözyaşı.Aktığında kimsenin görmediği. Kimsenin silmek istemediği bir gözyaşı.
Bir isyan, zamansız, yersiz bir isyan. Şimdilik seni susturan. Kelimelere dökmek istemediğin bir isyan.
Bir sessizlik, ağır olan. Seni yavas yavas nefessiz bırakan. Kimsenin soluk olmadığı bir sessizlik.
Bir kahkaha, gizli anlamları olan. Digerlerininde katıldığı, esprilerin karıştığı. Üzüntüleri saklayan bir kahkaha.
Bir bakış, insanı hareketsiz bırakan. Herkesten gizli olan. Senden kaçak olan bir bakış.
Bir hayat, hatalar barındıran. Pişmanlıkları olan. Seni güvenilmez yapan bi hayat.
Son kez, bir aşk asla başlamayan. Sonu başından belli olan.Bir aşk, başlarsa sonu olmayacak olan..Belki de başlamadan bitecek olan bir aşk.
Bir umut, küçüçük bir ışığı olan bir umut.Bazen imkansız, bazen kaybolan hatta. Bir umut, umutsuz olan.
Bir aşk, öncekilerden farklı bir aşk. Geçmişi silen, insanı midesizleştiren. Asla kabul etmeyeceklerini kabul ettiren bir aşk.
Bir öfke, yakan, kavuran bir öfke. İçinden atamadığın, ifade edemediğin. Paylaşmaya bile hakkının olmadığı bir öfke.
Bir gözyaşı, kardeşi olmayan yalnız bir gözyaşı.Aktığında kimsenin görmediği. Kimsenin silmek istemediği bir gözyaşı.
Bir isyan, zamansız, yersiz bir isyan. Şimdilik seni susturan. Kelimelere dökmek istemediğin bir isyan.
Bir sessizlik, ağır olan. Seni yavas yavas nefessiz bırakan. Kimsenin soluk olmadığı bir sessizlik.
Bir kahkaha, gizli anlamları olan. Digerlerininde katıldığı, esprilerin karıştığı. Üzüntüleri saklayan bir kahkaha.
Bir bakış, insanı hareketsiz bırakan. Herkesten gizli olan. Senden kaçak olan bir bakış.
Bir hayat, hatalar barındıran. Pişmanlıkları olan. Seni güvenilmez yapan bi hayat.
Son kez, bir aşk asla başlamayan. Sonu başından belli olan.Bir aşk, başlarsa sonu olmayacak olan..Belki de başlamadan bitecek olan bir aşk.
19 Şubat 2010 Cuma
O kadar
Bazen canınız o kadar acır ki, göz yaşlarınız bile akmaz olur. İnsanlar sorar konuşmaya başlamak istemezsiniz. Göz yaşlarınız akmaz ama bilirsiniz içinizdedir onlar. Konuşursanız bilirsiniz akacaktır o yaşlar.Yalnız kalırsınız sonra. Kaçarsınız. Konuşmaya başlayıp anlayanlara, ağlarsınız delicesine. Kapıyı zorlar biri. Açarsınız kim olduğunu bilmeden.Durursunuz yaşları saklayıp. İçinizdeki kapıları kilitleyip. Hoşuna gider üzülmeniz. Siz üzüldükçe, o, şirin cümleler kurar. Unutuverirsiniz bir anda 10 dk öncesini.
Bazen canınız o kadar acır ki, sizi üzene sarılıp ağlamak istersiniz. Hakkınız olmaz ama. Hak vermez. Sizi üzmelerinin karşılığını merak eder. Bilmez ona karşılık vermek istemeyecek kadar sevmiş olduğunuzu çoktan. Bir de gider yapar bunun farkında olmadan. 'Sen bana yaparsan ben daha fazlasını da yaparım.' Ana fikir budur ondaki. İstemezsiniz bile karşılık vermek. 'Bir şey olmayacak. O kadar üzüldüm ki, geri dönüşü bile olmayacak.' diye garanti bile verirsiniz.
'Harbi mi?' der sadece. Gülersiniz..Harbi
Bazen canınız o kadar acır ki, yakar. Yanar içiniz. Kimse söndürmez. O hala inanmaz acıttığına. O hala inanmaz ne kadar hazır olduğunuza. O hala inanmaz, senin için senden değerli olduğuna. O hala inanmaz başkasının yalan olduğuna. İlk defa korkarsın. İlk defa kendi geçmişine saldırırsın onun için. O hala inanmaz. O hala bilmez bahanelerinin ortadan kaldırılabileceğine.
Bazen canınız o kadar acır ki, uzaklaşmak bile ilaç olmaz. Yanına gidersiniz yana yana. Gelince izin verirsiniz dokunmasına, her şeyi unutarak.
Bazen canınız o kadar acır ki, kendi yarattığınız hayallere sarılırsınız..Sanki gerçekmiş gibi, ya da gerçek olabilecekmiş gibi.
Bazen canınız o kadar acır ki....
Bazen canınız o kadar acır ki, sizi üzene sarılıp ağlamak istersiniz. Hakkınız olmaz ama. Hak vermez. Sizi üzmelerinin karşılığını merak eder. Bilmez ona karşılık vermek istemeyecek kadar sevmiş olduğunuzu çoktan. Bir de gider yapar bunun farkında olmadan. 'Sen bana yaparsan ben daha fazlasını da yaparım.' Ana fikir budur ondaki. İstemezsiniz bile karşılık vermek. 'Bir şey olmayacak. O kadar üzüldüm ki, geri dönüşü bile olmayacak.' diye garanti bile verirsiniz.
'Harbi mi?' der sadece. Gülersiniz..Harbi
Bazen canınız o kadar acır ki, yakar. Yanar içiniz. Kimse söndürmez. O hala inanmaz acıttığına. O hala inanmaz ne kadar hazır olduğunuza. O hala inanmaz, senin için senden değerli olduğuna. O hala inanmaz başkasının yalan olduğuna. İlk defa korkarsın. İlk defa kendi geçmişine saldırırsın onun için. O hala inanmaz. O hala bilmez bahanelerinin ortadan kaldırılabileceğine.
Bazen canınız o kadar acır ki, uzaklaşmak bile ilaç olmaz. Yanına gidersiniz yana yana. Gelince izin verirsiniz dokunmasına, her şeyi unutarak.
Bazen canınız o kadar acır ki, kendi yarattığınız hayallere sarılırsınız..Sanki gerçekmiş gibi, ya da gerçek olabilecekmiş gibi.
Bazen canınız o kadar acır ki....
17 Şubat 2010 Çarşamba
Devil, The Evil
Devil, The Evil. Yok, yok korku filmi gibi bir yazı olmayacak bu. Bir hikaye var sadece aklımda, hayali olan. Bazı bazı ben olan, bazı bazı o, bazı bazı tanıdık bile olmayan. Anlatmaya korktuğum bir hikayem var benim. Birileri okuyunca utanacağım bir hikaye hemde.Okununca beklenti içinde olduğum sanılacak çünkü. Hayır hayır sanılmasın. Yok beklentim benim. Belki birileri üstüne alınacak. hayır hayır alınmasın kimse üstüne. Mesaj göndermeye çalışmıyorum. Sadece bir hikaye işte, belki de asla gerçeğe dönüşmeyecek bir hikaye hemde. Belki de sadece bir masal. Ne tamamen gerçek, ne de tamamen yalan. Belki kahramanları bile hayal ürünü olan bir hikayenin masalı var aklımda.
'Sana güvenmek için zamana ihtiyacım var.' dedi çocuk. Kız, sanki küçük bir çocuk annesine soruyormus gibi 'Ama bu kadar mı güvenilmezim?' dedi.
'Hayır' dedi çocuk. 'Hayır, güvenilmez değilsin, Sen sadece Sensin. Sen olman yeter.' Kabul ediyor kız. Zaman tanıyor umutla. Öyle karar veriliyor. İsyanlarını bile susturuyor. İnaniyor çünkü bir gün tamamen mutlu olacaklarına, boşlukları beraber dolduracaklarına.
Çocuk, sıfatlardan kaçarken, herkes onları sıfatlandırmaya basladı. Çocuk karşı gelmedi, ama kabul de etmedi. Açıklamalarla savaşan kız oldu.
'Askım demek istiyorum.' Kız en büyük sırrını veriyormuş gibi fısıldadı. Suskunluk girdi odaya, kapalı kapıyı yavaşça aralayarak. 'Ama karşılığı olmayacaksa üzülürüm.'
'O zaman deme' dedi çocuk. Karşılık alamamaktan, daha ağır olandı bu. Çocuk yine bulmuştu daha kırıcı olmanın yolunu. 'Lütfen yine başlama.'
Kız bütün yolları kapatsa da, çocuk kaçacak yol buluyordu yinede. Onlarca yolu vardı çocuğun. Biri kapansa diğerinden gidiyordu. Kız hepsini birden kapatamıyordu. Yetişemiyordu. Hem ne yapsa yetmiyordu çocuğa. Çocuğa yetmiyordu kızın onu olduğu gibi seviyor oluşu, üstelik daha 'Seni Seviyorum' bile dememişken. Sözcüklerine inanmıyordu kızın. Davranışlarından, ayrıntıdaki yanlışları yakalıyordu ısrarla. İnanmıyor çocuk, inatla inanmıyor. Kız, tam oluyor, tam seviyor derken, yine sevmediğini söylüyor çocuk. Düşüyor kız, her geçen gün umudunu yitiriyor. Dayanıyor yine de. Zaman veriyor. Hangi ara, çizelgede bu kadar öne geçtim?
Kovdu suskunluğu sonra kız. Ağlamadı bu sefer. Üzüldüğünü bile belli etmedi. Onun yerine kendini An'a bırakarak öpücüklerle uyuyakaldı. Hiç bırakmadı çocuk onu uyurken. Hem kız artık korkarak da uyanmıyor uykusundan. Kız daha önce kimseyle bu kadar uyumlu uyumamıştı. Kocaman yatakta, küçücük yerde sıkışmaktan hiç bu kadar mutlu olmamıştı. Hem daha önce hiç uykuda öpücük gelmemişti kendisine.
Ama iste bu ben yetersiz kalıyor bazen. Ya da yetersiz kalan o oluyor. Hem bu ben, karda yürüyüp ayak izlerini bırakıyor ortalık yerde. Hiç gizli oynamıyor ki oyunlarını. Oynayamıyor. Gizleyemiyor. Hem kardaki izlerde silinmiyor zaten. İstemiyor bu ben kötü olmak, ama yine de 'Devil, The Evil', işte bu ben oluyor zihinlerde. O sıfat hiç ölmüyor. İsmim 'güvenilmez' den de öte oluyor.
'Sana güvenmek için zamana ihtiyacım var.' dedi çocuk. Kız, sanki küçük bir çocuk annesine soruyormus gibi 'Ama bu kadar mı güvenilmezim?' dedi.
'Hayır' dedi çocuk. 'Hayır, güvenilmez değilsin, Sen sadece Sensin. Sen olman yeter.' Kabul ediyor kız. Zaman tanıyor umutla. Öyle karar veriliyor. İsyanlarını bile susturuyor. İnaniyor çünkü bir gün tamamen mutlu olacaklarına, boşlukları beraber dolduracaklarına.
Çocuk, sıfatlardan kaçarken, herkes onları sıfatlandırmaya basladı. Çocuk karşı gelmedi, ama kabul de etmedi. Açıklamalarla savaşan kız oldu.
'Askım demek istiyorum.' Kız en büyük sırrını veriyormuş gibi fısıldadı. Suskunluk girdi odaya, kapalı kapıyı yavaşça aralayarak. 'Ama karşılığı olmayacaksa üzülürüm.'
'O zaman deme' dedi çocuk. Karşılık alamamaktan, daha ağır olandı bu. Çocuk yine bulmuştu daha kırıcı olmanın yolunu. 'Lütfen yine başlama.'
Kız bütün yolları kapatsa da, çocuk kaçacak yol buluyordu yinede. Onlarca yolu vardı çocuğun. Biri kapansa diğerinden gidiyordu. Kız hepsini birden kapatamıyordu. Yetişemiyordu. Hem ne yapsa yetmiyordu çocuğa. Çocuğa yetmiyordu kızın onu olduğu gibi seviyor oluşu, üstelik daha 'Seni Seviyorum' bile dememişken. Sözcüklerine inanmıyordu kızın. Davranışlarından, ayrıntıdaki yanlışları yakalıyordu ısrarla. İnanmıyor çocuk, inatla inanmıyor. Kız, tam oluyor, tam seviyor derken, yine sevmediğini söylüyor çocuk. Düşüyor kız, her geçen gün umudunu yitiriyor. Dayanıyor yine de. Zaman veriyor. Hangi ara, çizelgede bu kadar öne geçtim?
Kovdu suskunluğu sonra kız. Ağlamadı bu sefer. Üzüldüğünü bile belli etmedi. Onun yerine kendini An'a bırakarak öpücüklerle uyuyakaldı. Hiç bırakmadı çocuk onu uyurken. Hem kız artık korkarak da uyanmıyor uykusundan. Kız daha önce kimseyle bu kadar uyumlu uyumamıştı. Kocaman yatakta, küçücük yerde sıkışmaktan hiç bu kadar mutlu olmamıştı. Hem daha önce hiç uykuda öpücük gelmemişti kendisine.
Ama iste bu ben yetersiz kalıyor bazen. Ya da yetersiz kalan o oluyor. Hem bu ben, karda yürüyüp ayak izlerini bırakıyor ortalık yerde. Hiç gizli oynamıyor ki oyunlarını. Oynayamıyor. Gizleyemiyor. Hem kardaki izlerde silinmiyor zaten. İstemiyor bu ben kötü olmak, ama yine de 'Devil, The Evil', işte bu ben oluyor zihinlerde. O sıfat hiç ölmüyor. İsmim 'güvenilmez' den de öte oluyor.
16 Şubat 2010 Salı
Sabahlari uzak olsam hayattan
Yine huysuz uyandim bugun. Uyanmayacaktim aslinda ama vicdanim rahat vermedi. Vicdanima kitlendim. Yine yapilacak isler var. O gozunu actiysan, hele bir de o yataktan ciktiysan, baslayacaksin zorunluluklarinla savasmaya. Kahvalti yapmak bile zorunlulugun senin, yoksa kafan calismaz. Gerci calissa ne olur? Ne degisir? Hem hayatta beklemez zaten senin uykundan ayilmani. Kendi yarattigim sorunlar olmasa mutluyum aslinda ben bugun. Hem huysuz hem de mutlu. Bu iki sifatin anlamini barindiran bir kelime bulmak lazim bak simdi. Gerci yarattigim sorunlar olmasa geriye ne kalir diye dusunmekteyim zaman zaman. Oldurmeyen hakkaten guclendiriyormus insani. Sorunlarin cozumunu beklerken sabrinin sinirlarini zorlamak acaba deger mi o cozume ulasmaya? Ya da cozumsuz kalsa mesela her sey. O cozumlere ulasmak icin hic bir sey yapmasak. Agir bir belirsizlik olsa omuzlarimizin ustunde. Belirsizligimizle bile savasmasak. Biz dursak kendiliginden gelir mi bekledigimiz?
Sevmesekte belirsiz, cozumsuz olmayi altinda ezilmesek o agirligin. Mola versek azicik. Ama her seye ara versek. Oldugumuz yerde, hareket etmeden. Zaman alir o belirsizligin gitmesi belki ama ya bizden slklLlp giderse. Ya bekledigimiz kendiliginden gelirse. Neyse, bu gun de mola yok. Uyandiysan, o yataktan ciktiysan kaybettin bile mola hakkini. Simdi savas dur, kendi dusuncelerinle. Sende olmayan cevaplari ara dur. Ama asla sorularini sorama bekledigine, istedigine.
Gunluk kivaminda bir yazi oldu bu. Begenmedim. Olmadi bu cocuk, olmadi bu yazi. Gidiyorum.
Evet evet ciktim.
- Posted using BlogPress from my iPhone
Sevmesekte belirsiz, cozumsuz olmayi altinda ezilmesek o agirligin. Mola versek azicik. Ama her seye ara versek. Oldugumuz yerde, hareket etmeden. Zaman alir o belirsizligin gitmesi belki ama ya bizden slklLlp giderse. Ya bekledigimiz kendiliginden gelirse. Neyse, bu gun de mola yok. Uyandiysan, o yataktan ciktiysan kaybettin bile mola hakkini. Simdi savas dur, kendi dusuncelerinle. Sende olmayan cevaplari ara dur. Ama asla sorularini sorama bekledigine, istedigine.
Gunluk kivaminda bir yazi oldu bu. Begenmedim. Olmadi bu cocuk, olmadi bu yazi. Gidiyorum.
Evet evet ciktim.
- Posted using BlogPress from my iPhone
15 Şubat 2010 Pazartesi
312
Bir sayım var benim. Ben secmedim. Tutmadım bile içimden. Uğurludur belki. Daha uğurunu göremedim. Belki de gerçekten bakmadım görmek için. Uğurlu olduğunu düşünmek istiyorum, çünkü senelerdir peşimde o sayı benim. Eğer uğurlu sayım degilse, çok hastalıklı bir sayı. Gerçi uğurlu sayılar hep 0-10 arası olur normal insanlar için. Ruhu var sanki. Onun ruhu, benimkini takip ediyor. Hayatımı bir şekilde etkiliyor her karşıma çıktığında.
Sanki özel bir bağ var o sayıyla aramda. Hani bazı insanlar vardır insanlar için. Belirlidir o kişiler. En beklemediğin anda karşına çıkarlar. Bir his gelir önce, o gün sanki onu göreceksindir ama önemsemezsin. İnsanlar hislerine pek önem vermezler zaten. Sonra bir tesadüf eseri denk gelirsiniz. Benim için öyle bir insan yok. Bu sayı var sadece. Bazen okuduğum bir kitapta karşıma çıkıyor bazen bir filmde bazen de saate baktığımda o sayı orda. Benim için neyi temsil ettiğini çok merak ediyorum. Hani dile gelsin o sayı da benden ne istediğini açıklasın diye bekler oldum son zamanlarda.
Eskiden korkardım o sayıyı görünce etrafımda. Artık alıştım varlığına. Barıştım sayıyla. Benim sayım yaptım. Dedim 'Madem kurtulamıyorum senden. O zaman gel benim ol.' Küçük bir yavru köpek gibi. Hani sokakta yürürken, azıcık seversiniz o canlıyı. Sonra ne yapsanızda gitmez yanınızdan eve girene kadar. Sizinle yürür, sizinle koşar. Bu sayı da öyle işte gözlerimi ne kadar kapasamda, kirpiklerimin altından sızıp kendini göstermeyi başarıyor.
Galiba, sonunda deliriyorum. Evet evet kesin deliriyorum. Oturdum sayıyla konuşur oldum. Onu anlamaya çalışır oldum. Kendi kendime konuşmayı tercih ederdim. Kendimi anlamayı tercih ederdim. Değişik bir kılıkta geldi bu delilik bana.
Evet evet sonunda bu da oldu..Delirdim ben..Sayende 312..
Sanki özel bir bağ var o sayıyla aramda. Hani bazı insanlar vardır insanlar için. Belirlidir o kişiler. En beklemediğin anda karşına çıkarlar. Bir his gelir önce, o gün sanki onu göreceksindir ama önemsemezsin. İnsanlar hislerine pek önem vermezler zaten. Sonra bir tesadüf eseri denk gelirsiniz. Benim için öyle bir insan yok. Bu sayı var sadece. Bazen okuduğum bir kitapta karşıma çıkıyor bazen bir filmde bazen de saate baktığımda o sayı orda. Benim için neyi temsil ettiğini çok merak ediyorum. Hani dile gelsin o sayı da benden ne istediğini açıklasın diye bekler oldum son zamanlarda.
Eskiden korkardım o sayıyı görünce etrafımda. Artık alıştım varlığına. Barıştım sayıyla. Benim sayım yaptım. Dedim 'Madem kurtulamıyorum senden. O zaman gel benim ol.' Küçük bir yavru köpek gibi. Hani sokakta yürürken, azıcık seversiniz o canlıyı. Sonra ne yapsanızda gitmez yanınızdan eve girene kadar. Sizinle yürür, sizinle koşar. Bu sayı da öyle işte gözlerimi ne kadar kapasamda, kirpiklerimin altından sızıp kendini göstermeyi başarıyor.
Galiba, sonunda deliriyorum. Evet evet kesin deliriyorum. Oturdum sayıyla konuşur oldum. Onu anlamaya çalışır oldum. Kendi kendime konuşmayı tercih ederdim. Kendimi anlamayı tercih ederdim. Değişik bir kılıkta geldi bu delilik bana.
Evet evet sonunda bu da oldu..Delirdim ben..Sayende 312..
Bir Hal
Bir hal ki bu bendeki bazen tahammul edemiyorum insanlara. Sonra o tahammulsuzlukten de sıkılıp kendime dayanamamaya başlıyorum. Zaten hiç bir neden bulamazsam, kendi varlığımın yokluklarını sorun haline dönüştürüyorum. İsmimin, sıfatına saldırıyorum en çok ben bu aralar.
İnsan hep en yakınındakilere sinirlenirmiş en çok. İnsan hep en yakınındakilere kızıp, onlara kırılırmış. Biri eğer yanından gitmek istiyorsa tutamazmış insan. Üstüne gidip bahane bulma çabasına sokarmış karşı tarafı. Ama karşı taraf yok aslında bu oyunda. Oyunu yaratanda benim, oynayanda. Hilesiz bir oyun bu sefer bendeki. Diğerlerine karşı söylediğim yalanlardan vazgeçiyorum sırayla. Dürüstlüğüm bile yetmiyor. Hem insan seviyorsa, gitmesine izin verecek. 'Gitme' demeyecek. Geri dönüp dönmeyeceğini merak edecek, ama demeyecek 'Gitme'. Hem belki
durum o kadar da karışık değildir. Belki bir gun gidenler de döner. Hep öyle olmadı mı zaten? Bu sefer değil. Bu sefer gerçekten çok zor gideni beklemek. Hem ya dönmezse? Ya 'Zaman' hiç yeterli olmazsa?
Ben kendime hilesiz kurallar koymaya calışırken, 'Seni Seviyorum' demek daha da zorlaşıyor. Uzun zamandır çıkmıyor o iki kelime. Çünkü bu sefer çıkarsa gerçek olacak. Alışkanlıktan ya da zorunluluktan söylenmemiş olacak. İşte bu yüzden, karşılık gelmezse çok yakacak. Diğerlerine söylenen kadar yalan olmayacak bu sefer. O kadar gerçek olacak ki o iki kelime, acıtacak. Daha söylerken bile acıtacak. Daha söylerken bile beklenti içine girecek insan. İnsan ne zaman beklenti içine girerse, işte o zaman karşılık alamaz hem. Hayat'ın bize hilesi budur işte:
Beklemediğin anda, beklemediğin şeyler olur. Tam umudunu kaybettiğin zaman. Bazen çok geç olur hatta.
Yorulacak sonra insan, o kelimelerin verdiği acıdan. Yorulacak ne kadar gereksiz olsa da o sonu gelmeyen beklentilerden. Ne tepki vermesi gerektiğini bilmediği an'lardan uzaklaşmak isteyecek. Hem susturmayı da başardı aslında bu insan kendini. Konuşmuyor, çünkü konuşsa da bir şey değişmiyor.
Gidemiyor zaten kendisi olarak. Bir parçasını bırakacak arkasında eğer giderse. Gidemiyor işte.
Kalmak yorsa da, şimdilik gidemiyor.
İnsan hep en yakınındakilere sinirlenirmiş en çok. İnsan hep en yakınındakilere kızıp, onlara kırılırmış. Biri eğer yanından gitmek istiyorsa tutamazmış insan. Üstüne gidip bahane bulma çabasına sokarmış karşı tarafı. Ama karşı taraf yok aslında bu oyunda. Oyunu yaratanda benim, oynayanda. Hilesiz bir oyun bu sefer bendeki. Diğerlerine karşı söylediğim yalanlardan vazgeçiyorum sırayla. Dürüstlüğüm bile yetmiyor. Hem insan seviyorsa, gitmesine izin verecek. 'Gitme' demeyecek. Geri dönüp dönmeyeceğini merak edecek, ama demeyecek 'Gitme'. Hem belki
durum o kadar da karışık değildir. Belki bir gun gidenler de döner. Hep öyle olmadı mı zaten? Bu sefer değil. Bu sefer gerçekten çok zor gideni beklemek. Hem ya dönmezse? Ya 'Zaman' hiç yeterli olmazsa?
Ben kendime hilesiz kurallar koymaya calışırken, 'Seni Seviyorum' demek daha da zorlaşıyor. Uzun zamandır çıkmıyor o iki kelime. Çünkü bu sefer çıkarsa gerçek olacak. Alışkanlıktan ya da zorunluluktan söylenmemiş olacak. İşte bu yüzden, karşılık gelmezse çok yakacak. Diğerlerine söylenen kadar yalan olmayacak bu sefer. O kadar gerçek olacak ki o iki kelime, acıtacak. Daha söylerken bile acıtacak. Daha söylerken bile beklenti içine girecek insan. İnsan ne zaman beklenti içine girerse, işte o zaman karşılık alamaz hem. Hayat'ın bize hilesi budur işte:
Beklemediğin anda, beklemediğin şeyler olur. Tam umudunu kaybettiğin zaman. Bazen çok geç olur hatta.
Yorulacak sonra insan, o kelimelerin verdiği acıdan. Yorulacak ne kadar gereksiz olsa da o sonu gelmeyen beklentilerden. Ne tepki vermesi gerektiğini bilmediği an'lardan uzaklaşmak isteyecek. Hem susturmayı da başardı aslında bu insan kendini. Konuşmuyor, çünkü konuşsa da bir şey değişmiyor.
Gidemiyor zaten kendisi olarak. Bir parçasını bırakacak arkasında eğer giderse. Gidemiyor işte.
Kalmak yorsa da, şimdilik gidemiyor.
12 Şubat 2010 Cuma
Manasi yok aslen
Hayatim dururken bir anda hareketleniyor. Yasadiklarimdan cok, beni sarkilar etkiliyor. Insanlar muhabbet ediyor yanibasimda, bense olmayanin merakindayim. Ismini soylerken heyecanlandigimi caktirmiyorum gibi gibi. What the fuck! Insanlar pek umurumda degil benim. Keske olsa, manasi olurdu o zaman. Boyleyken pek manasi yok. Ne soyledikleri tutuyor birbirini nede hareketleri. Ne cok sarki var beni anlatan. My pain is self chosen zaten hem. Istiyorum diye uzuluorum. Istemesem uzulmem. Bir kere de onun için üzülürüm. Iki olumsuz birbirini olumlu eder mi acaba? Diyelimki uc olumsuz var. O zaman sictik. Geriye negatif kalir. Sifira sifir elde var eksi bir. Hic arkada kalmadi gozum,simdiki gibi. Ileriye gitmek istiyorum ama yanimdan gelen olmuyor. Tek basina cekilmiyor o yol. Tek basina gidilmiyor. Hem cok sıkıcı tek basina yolculuk. Neler neler var aklimda aslinda. Aklimdaki cumleleri yazmaya yetisemiyor ellerim.
- Posted using BlogPress from my iPhone
- Posted using BlogPress from my iPhone
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)