29 Aralık 2010 Çarşamba

MiM'ik (2)

Sevgili Miss Maria Maris'ten bir Mim'ik gelmiş bana, bende ona Wink ;) atarak hemen yazmayı uygun gördüm.

Konu;
Konumuz belli bir yaşa kadar gelip hala yapmadığımız 10 şey. Tabi herkes kendi yaşına göre düşünmeli.(20-30 kutusuna tik atarım anketlerde)

Hmm şey, böle düşününce pek bir şey gelmedi aklıma 10 tane.Bazıları komik olacak, bazıları dramatik, bazıları traji-komik, bazıları 'Öldür bence sen kendini' şeklinde.

1) Hiç karakolluk olmadım.


2) İnsanlara çok gider yaptım ama hiç bir kız kavgasına karışmadım.(Erkeklere saldırmışlığım vardır, hatta birinin dişini kırmıştım, sonra annemle, çocugun annesinden özür dilemeye gitmiştik)


3) Tek bir sevgililer günün'de bile yalnız olmadım.


4) 'Ben hiç aldatılmadım' diyecek kadar salak olmadım.


5) İstediğim fotografcılık, yazarlık kurslarına hiç gidemedim. Bunun yerine yazılım kurslarına gittim.(Sanki çok umrumdaymış, ve bir şey öğrenecekmişim gibi)


6)Aileme hiç yalan söylemedim(!) ( En zor durumlarda bile ablam gerçeği bildi.)


7) Çoğu insanın iddaa ettiği gibi, 3 harfli görmedim.


8) Bungee jumping ya da türevlerinden hiç yapmadım, yapmayacağım, yapmam da.


9) Döwme yaptıramadım, yaptıramayacağımda.( sağlık problemleri, alerji vs vs vs)


10) Hiç bir sevgilim, karşılık beklemeden benimle ilgili bir döwme yaptırmadı. O duyguyu hiç tatmadım. (Uktedir bu bende)

Maddeler bitti, tuh!

 MiM'ik:

27 Aralık 2010 Pazartesi

Diledim


Hislerimi ayazlarda öldürdüm
Çığlıklarımı varoşlarda bıraktım
Bilincim hiç açılmasın istedim
Düşüncelerim katilim olduğunda

Kimse duymasın lutfen dedim
Kimse bulmasın sokaklarımı istedim
Kimse anmasın adımı diledim
Kimse sormasın harcadıklarımı

Ben ve bir küçük dünyam
Yalnızlığıyla dönsün dedim
Sessizliğiyle kavrulsun istedim
Korlarıyla yansın diledim

Rengi alacakaranlığımın
Sabah güneşine meze olsun
Notası gecelerimin
Ay'ın şarkısıyla dost olsun

Geleceğime yetişemesin geçmişim
Pembe kalsın lunaparkım
Yakalayamasın beni
Hayaleti atlıkarıncamın

Mevsim

Mevsim Yaz
Üşüyor yatağım
Ağır bedenim
Cephelerde ağır bir savaş

Sırtım titriyor
Her rüyaya başlarken
Sıcaklığını hissedersem
Isınacağım diyorum
Savaşı hep kaybediyorum

Sen yerine
Duvara uzanıyor ellerim
Ben yerine
Yastığı buluyor gülüşlerin
Ben yerine
Başka isim dudağının kıvrımında

Sırtım titriyor
Mevsim kapanıyor
Gözlerimin yıldızlarına
İnsan en çok
Aşk biterken üşüyor.

Sırtım titriyor
Sarılıp dokunsanda
Donuyorum kollarında
Sırtım titriyor.

26 Aralık 2010 Pazar

Haberiniz Olsun

Cümlelerim hoşunuza mi gidiyor? Ya da kendinizi mi bulduğunuzu sanıyorsunuz? Yazdığım satırlar bana bile yabancıyken, önce beni mi, kendinizi mi kandırıyorsunuz? Yoksa sadece iyi niyetli misiniz? Hadi canım.

Rüzgarım ben, dokunamazsınız öyle her istediğinizde. Ama hep en beklemediğiniz anda çarparım yüzünüze. Anca ben istersem.
Havadayım ben, havayım. Görünmez kimi kalabalıklarda. Ama bir konuşurumki, sustururum herkesi. Cevap veremezsiniz. Yapacağınız tek şey hak vermek olur. Üzülüyorum çaresizliğinize.

İçtiğiniz sudayım ben. Susayana kadar ne kadar hayati önem taşıdığımı anlayamazsınız. Yokluğum size koymaz, ihtiyaç anına kadar. İçmenize izin vermezsem kendimden, ölebilirsiniz bile. Yine de hoyratça harcarsınız beni.

Kendinizi ifade etmek istediğinizde, boş bir sayfa ve kalem olurum elinizde. Eğer izin vermezsem, benim istediklerimi yazmak zorunda kalırsınız. Kendinizi paylaşmanıza izin vermem, tek paylaştığınız benim söylediklerimin yankısı olur.

Uyumak istediğinizde bir yastıktan başka bir şey değilim üstelik. Ama aslında yastıksız uyumak ne kadar da zordur bilir misiniz? Hiç kafanızı tahtaya koyup uyumayı denediniz mi saatlerce? Ben denedim. Şefkatte barındırıyorum sizin için içimde yani. Sizin başınız sakın acımasın benim acımış olduğu kadar.

Bazen kavga etmek istersiniz birileriyle, ben orda olurum, bağırıp çağırıp bana rahatlayın, benden başkasını kırmayın diye. Çünkü kimse benim kadar affedici olamaz size karşı. Hemen bırakmayın kendinizi. Kinciyimdir de. Söylediğiniz her cümlenin, acısını çıkartmasını da bilirim. Üstelik sizin kelimelerinizle saldırırım size. Sonra üzülürsünüz. 'Daha önce hiç kimse kırmadı beni böyle' dersiniz. Kullandığım cümlelerin, size ait olduklarını anlamazsınız bile. Bu kadar da acınası olursunuz işte.

İçtiğiniz sigarayım ben, paketin sonuna ulaştığınızda saydığınız nefeslerdeyim. Oksijen kadar iyi de gelebilirim size, hasta edecek bir virüste olabilirim hücrelerinizde.

Bazen de bir öyleyim bir böyle.Kendime karşı bile. Anlayamazsınız. Anlamaya çalışmayın benim gel-gitlerimi. Bir an için gülüp, arkasından ağlayabilirim. Durdurmaya çalışmayın sakın kahkahalarımı ve gözyaşlarımı. Kendimden çıkartarım acısını sonra. Sizin saldırabilceğiniz bir ben bırakmam. Haberiniz olsun...

Genç Bir Kızın Dramı

Ödev yapmayan bir kızın dramı'na şahit olduk arkadaşlarcanak. An itibariyle evde 5 bilgisayar muh. kız öğrencisi. Bence toplanmamalıyız. Bunu yapmamalıyız. Piskolojik olarak zararlı bizim aynı oda hatta aynı ev içerisinde bulunmamız. Neyse, bu yazıma konu olan olaya dönüorum.

Saat itibariyle anlaşılacağı üzere, ders çalışmayı saatler öncesinde bıraktık biz. Şimdi öle sinir bozukluğuyla karışık kahkaha krizleri. Ama bir arkadaşımız var nam-ı diğer, 'Ayarsız Enerji', inatla ödev yapmaya uğraşmakta. Evde 5 laptop bulunduğunu düşünmekteyim. Daha fazla da olabilir daha az da. 4 tanesi benim görüş alanımda olmakla beraber, biz herşeye gülerken Bu arkadaş ödev yapmaya çalışırken, önce bir bilgisayarda lazım olan bir tuşun çalışmadığını farkediyor. Sonra biz, ödev yapılmak üzere başka bir laptop tahsis ediyoruz kendisine. Ordada program çalışmıyor. Biz muhabbetteyken, arkadaş bize çaktırmadan yine bilgisayar değiştiriyor. Farkediyoruz. Tabiki de.
Böyle bi gülmece eğlenmece, dalga geçmeler. 'Bırak kovalama artık'lar falan.
Neyse kaale almıyor bu arkadaş bizi. 10 dakika sonra dudaklarından şu muhteşem cümle dökülüyor. ( He biz bu arada onun ödevi yaptığını düşünüyoruz)
'Ulan nazarınız değdi, burda da ödev açılmıo aq!!!'
(3. bilgisayar dikkat cekerim)
( Ödev falan yapabildiği yokmuş, ekrana bakıyormuş öyle)

Ben baya eğlendim şahsen.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Geçsinde Rahatlayalım

Su Yeni Yıl yazılarından çok sıkıldım. kimisi Noel ile Yeni yil arasındaki farklardan bahseder. Kimisi neler beklediğini yazar ki bunu bende yaptım ilk Mim'ikim sayesinde. Ama hakkaten sıkıldım arkadaş ya.

Başlıca sıkılma nedenlerimden biri, bizim hala bir planımız yok. Plan yapmaya çalıştığım her an, her kafadan bir ses cıkıyor. Hani hepimiz çok şey biliyoruz ya. Bi susun ama, daha iyi bi fikriniz yoksa susun. Uğraşıyorum işte.Ama yok, hepimiz düşünen varlıklarız ya illa göstericez yerli yersiz. Neyse kalabalık plan yapmaya çalışınca böyle oluyor işte. Severim aslında arkadaşlarımı. Sonuç olarak ben bıraktım ilgilenmeyi. Ewde oturup ders bile çalışabilirim o kadar baydım şu yeni yıl muhabbetinden.

Ha birde bizim evde de tabiki babam eğitici ve öğretici konuşmalar yapmakta bu mevzuyla ilgili. Hep çok sevmişimdir onun bilgi kırıntılarıyla doymayı. Keşke daha çok yapsa bu konuşmalardan. Benim babam çok okur, hep okur.Hatta kitap yazmışlığıda vardır ama bastırmadı hiçbirini. Turk Halkına fazla gelir hem babamın yazdıkları. Bir de aileyi hedef haline getirmek istememiş kendisi. 'İlerde ülkenin durumunun nolcağı belli olmaz kızım' der, ben ne zaman 'YAww baba bastırsana şuınları' dediğimde. İleri görüşlü babam benim, hep 3 adım sonrasını düşünür.

Benim babam, senin babanı döver işte!

Neyse ne diyodum?
Evet babamdan bu sabah itibariyle öğrendiğim kadarı ile, Bu Hz.İsa'nın dogumu olarak kutlanan gece aslında, hristiyanlıktan önce pagan inanışlarına göre, Dünya'nın tam ortasında bulunan bir ağacın (İsmini unuttum şimdi) ilk çiçek verdiği zamanmış. Yani bir de şu açıdan bakarsak, günlerin uzamaya, gecelerin kısalmaya başladığı gece olarak kutlanıyormuş aslında o gece.(Çiçek olayına ilaveten)
Hristiyanlığın ortaya çıkmasından sonra ise, kilise ve rahipler hristiyanlığı yaymak için, halkın zaten kutlamaya alışık olduğu o geceyi Hz. İsa'nın doğumunu bahane ederek kutlanması gerektiğini ileri atmışlar.O gece Hz.İsa doğmuş mudur gerçekten, doğmamış mıdır ben bilemem. Orada değildim. Doğmamıştır demeyeceğim, zaten babamda öyle demiyor. Ben babamın kızıyım.
Nitekim babamla annem dün gece bir kilisede bu olayı kutlamaktaydılar. Babam çok inançlı insandır, annemin tersine.Küçükken soru sorma yaşım geldiğinde, anneme şu soruyu sormuştum. 'Anne sence ben ölünce cennete mi cehenneme mi gideceğim?' Annemin cevabı şu olmuştu;
'Bence ikisine de gitmeyeceksin, çünkü ben ne cennete ne cehenneme inanıyorum, ama ilerde neye inanacağına sen karar vereceksin' Annem zaten bize hiç bir zaman çocuk muamelesi yapmadı. Hep gerçek oldu. Bir de ben çocukların nasıl yapıldığını da arkadaşlarımdan en önce öğrendim butun çıplaklığıyla. İlk periyodumu görünce şaşırmadım ağlamadım. Zaten bu konuları daha annem bana ilkokulda anlatmıştı.Konudan saptım biliyorum.
Babamsa Cuma namazına gider, dinimizin gerektirdiklerini elinden geldiği kadar yerine getirir.Orucunu tutar, annem ne kadar inanmasa bile sahurda iftarda babama en güzel sofraları kurar.Sonra babam içkisini de içer ama ben babamı 24 senelik ömrü hayatım boyunca bir kere bile sarhoşken görmedim.Beni alkole alıştıranda babamdır zaten. 'Kızım içki içmeyi benim yanımda öğrensin, sağda solda sapıtık hareketler içinde bulunmasın'
Tabi ben hala içki içmeyi öğrenemedim, sapıtık hareketlere engel olunamadı. Ama olsun. Değişik bir aile yapımız var en nihayetinde.
Belli bir yaşa kadar babamın bu inancı bana çok ters geliyordu. 'Muslumanlıkta neymiş çok banal ben din değiştiricem' tribine girdiğim zamanlarda babam bana kitaplar aldı, dinle ilgili yazılmış kitaplar. Emile Zola-Gerçek adlı kitabı unutamam. Küçüktüm o kitabı okuduğumda, o kitaptan sonra 'din değiştiricem tribim' geçmişti. Ve babamı daha iyi anlar olmuştum.Yahudiliği ise ortaokul, lise zamanlarında baya bir öğrenmek durumunda kaldım. Alman altyapılı bir okulda okuduğum için, okuduğumuz ve sınava girdiğimiz almanca kitaplar hep yahudi soykırımıyla ilgili olurdu. Yahudi olcam tribim ise 'Yahudi olunmaz, doğulur' u öğrendikten sonra geçti.

Dur ben nerden nereye geldim. Ama olsun bilgilendirici olsun istedim bu yazı. Tamamen de olmasın da sıkılmayın da istedim Öyle yani.

Neyse, Su Yeniyıl geçsinde kurtulalım sonuç olarak. Planım yok, ama çalışmak zorunda olduğum sınavlar var.
Belli mi olur belki babamla oturup karşıklı içeriz, yeni yıla böyle gireriz. Ama benim çılgın ailemin kesin bir planı vardır.Olsun. Allahtan ümit kesilmez.

24 Aralık 2010 Cuma

Yeni Yıl İlk Mim'ik!

 Yeni yıl Yeni yıl Yeni yıl herkese Kutlu olsun
  Yeni yıl Yeni yıl Yeni yıl herkese Mutlu olsun

1-)Yeni yıla nasıl ve kimlerle girmek istiyorsunuz ?


Yeni yıla yakın arkadaşlarımla (ki cekirdek grup bile olsak yaklaşık 13-14 kişi oluoruz ve bu gruba erkek arkadaşımda dahil) girmek istiyorum. Tercihen bir otel programına katılıp, sonrasında orda kalmak gibi bir isteğim var. fakat lokasyonumuza yakın butun oteller dolu olduğu için sanırım yalan olucak. Ve biri sonunda yılıp evini, bu kalabalık çekirdek gruba açacak. O gece ölene kadar içmek, sabahında ise hangover olmadan uyanmak istiyorum. Ama bu Yeni yıl gecesine özel bir dilek değil aslında.

2-)Yeni yıldan beklentileriniz nelerdir ?


Mezun olmak, mezun olmak, mezun olmak.
Birde sağlık, mutluluk, huzur. Ama zaten mezun olduğumda ruh sağlığım otomatik olarak düzeleceği için bu 3 dilek zaten gerçekleşmiş olacak. O yuzden tekrardan;
Mezun olmak, mezun olmak, mezun olmak.

Ama tabi mezuniyetten sonra hayat bana başka bir şaka yaparsa bilemem. Bide ailem içinde her şey yolunda gitsin istiyorum.

3-)Yeni yıl sence ne demek ?


Benim için çokta farklı bir anlamı yok aslında. Pesimist olacak ama 31 aralık gecesi iç iç iç, 1 Ocak öğlen uyan. Aynı mide bulantısı, aynı baş ağrısı. Sınavlar var zaten hemen ertesinde.Her zamankinden farklı bir şey yok yani benim için.

4-) Yeni yılda ne olursa çok mutlu olursun ?


Mezun olursam ve bir de mezuniyetten sonra aklımda bir kitap yazmak fikri var onu gerçekleştirirsem çok mutlu olurum. Belki hayallerimin peşinden koşmak bana nasip olmaz, böylece kurumsal bi şirkette iş bulup çalışırım. O şartlar altında belki mutlu olurum, belki olmam.Belli olmaz.

5-) Yeni yıla dair mesajın nedir ?


Rahat olun gençler, söz mezun olucam 2011de. Sizde daha fazla mutsuz hallerime katlanmak zorunda kalmayacaksınız.
Sizinde herşey gönlünüzce olsun. Kendinize iyi şeyler dileyin. Benim dileklerimin bana bile faydası yok.Size de iyi şeyler dilesem, size de faydası olmayabilir.

PS: Aslında mutlu bir yazı olmasını hedeflemiştim fakat sonlara doğru yine sapıttım. Ama bunun nedeni bu aksam sabaha kadar okulda kalıp proje yapacağım için.Üstüme gelmeyin. Huuuu

Mim'ik;
Lime Lime
                
                  (Başka blog arkadaşım yok mu benim ya? Ha hepsi mimlenmişti zaten tamam pardon)

23 Aralık 2010 Perşembe

Ne Garip

Gun'u kovalamak için çok uğraştım bu sabah, yinede uyuyamadım alarmdan sonra.Ne garip.
Piskologa gitsem eskisinden çok daha kötü çıkacak halim, ama gitmediğim için eskisinden daha iyi sanıyorlar beni.Ne garip.
Bazen ablam 15 yasında hırçın bir kız çocugu oluyor,benimle öyle kavga ediyor.Benden daha olgun olması beklenirken, beni anlamıyor olması bile Ne garip.
Herkesin kendi penceresinden haklı olduğunu bilmeme rağmen, yine de herkesi suçluyor oluşum Ne garip.

Duvarlar üstüme üstüme gelirken, evden çıkmamak için duşa bile girmiyor oluşum Ne garip.
Sabah derse gitmek için uyanıp, hala oyalanıyor oluşum Ne garip.
Odamdaki sigara kokusu gitsin diye camı açmama rağmen, içeri daha agır bir duman kokusunun dolması Ne garip.
En sevdiğim mekan yatağımken, uyuyamıyor oluşum Ne garip.
En eğlenceli aktivitem rüya görmek iken, bu aralar rüya görmek istemeyişim Ne garip.
Hayattaki tek derdimin mezuniyet olup, 5buçuk senedir uğraşıyor olmama rağmen, 6 ay daha dayanacak halimin kalmamış oluşu Ne garip.
Beni mutlu eden o kadar çok şeye sahipken, bu kadar mutsuz oluşum Ne garip.
Bir tek sevgilimle buluştuğum zaman herşeyi unutmama rağmen, ona bile zaman ayıramıyor oluşum Ne garip.
Herşeyi tam yapmaya çalışırken, her şeyin yarım kalması Ne garip.
Hayatıma şahit olan insanların yazdıklarıma, ailemden ve yakın arkadaşım dediğim insanlardan daha çok değer vermesi Ne garip.
Yazdıklarımı, sanki bir başkası yazmış gibi hissederek tekrar tekrar okuyuşum Ne garip.
Annemi ve babamı aynı evde yaşıyor olmamıza rağmen, deli gibi özlüyor oluşum Ne garip.
Her gün farklı renkte oje sürüp, daha evden çıkmadan onları dişlerimle yoluyor oluşum Ne garip.
Hayata bu kadar açken, yaşamaktan sıkılmış olmam Ne garip.
Yazacak daha çok şeyim varken, kelimelerim içimde sıkıştığını hissediyor oluşum Ne garip.
Artık Tanrıdan beklediğim yardımın, hiç gelmiyor oluşu Ne garip.
Dışardan bu kadar Tam gözükürken, içimin paramparça olması Ne garip.
İnsanlar beni agresif ve sinirli olarak adlandırırken, aslında ne kadar uysal olduğumu farketmemeleri Ne garip.
Bu yazının nerde, ve ne zaman bitmesi gerektiğini bilmiyor oluşum Ne garip.

Tık; You deserve more, more than what you've got



Lan!

Şu anda çekip gitsem, iyi olduğumu bilseler, tanıdığım insanları bir daha görmesem ailemde dahil, kimse üzülmez lan!

22 Aralık 2010 Çarşamba

Ben olmasaydım

Evet hep aynı şeyleri yapıorum ben. Yine uyumadım.Çarşamba olmadı bana göre.Hala salıdayım. Bu yüzden, çarşamba günleri olan server bakımı gerçekleşip oyundan(wow) dc (disconnect) olunca baya bi şaşırdım. He bu arada lvl (level) 47 oldum. LoL (lots of laugh)

Dc olunca dedimki;
'Demekki efsane programcılar bile olsak, bakıma ihtiyacı olmayan bir oyun yazılamıyor.' Vicdanımı rahatlatmak için bu basit mantığı kullandım. Kimse bana teknik bi açıklama yapmasın. Hem bu lanet bölümü seçmemdeki en büyük etken bu amele oyundur. Hala neden oynuosam? Oynamayı geçtim neden yeni char (karakter) kasıosam?
Hep anlamsız oldum zaten ben.
(Bir diğer etken de, o zamanlardaki erkek arkadasımın bana;
'Senin zekan bilgisayar mühendisi olmaya yetmez' cümlesini her gün 3-5 kere tekrarlamasıydı tabi.
Niye hırs yaptıysam?
Neyse ah'ımı fena almış ama, o da hala mezun olamamış makina'dan. 'Noldu cicim?' demek isterdim kendisine.'Yoksa seninde mi zekan yetmedi lol'
Ben diyorum 'Benim mistik güçlerim var, Karma'yla anlaşmalıyım, bedduamı almayın'
Kimse inanmıyor. Oh canıma değsin.)

Durun bi dakika, ya da siz durmayın ben duruyim. Ben bunları yazmak için başlamamıştım.Neyse diyerek devam ediyorum;
Favori yazı yazma zamanımın geldiğini farkedince, kahve+sigara ikilisi olmadan bu iş olmaz diyerekten mutfağa yollandım. Babam uyanmış işe gitmek için. Eskiden beni bu saatte ayakta görünce 'Hala uyumadın mı kızım?' diye sorardı. Artık sormuyor. O da bıktı sanırım benden, beni bu saatte ayakta görmekten. Aslında ben de çok üzülüorum babamı bu saatte ayakta görünce. Kaç yaşına gelmiş hala bu saatte kalkıp işe gidiyor. Hani aslında öğlen vakti gitse kimse hesap sormayacak ona. Ama çok prensipli bir insandır benim babam. Her şeyi tam yapar. Ama ben artık babamın günde 6 saat yerine 9-10 saat uyuduğunu görmek istiyorum. Ve acı olan gerçek suratıma tokat gibi çarpıyor işte tam bu noktada;
Ben olmasaydım, istediği kadar uyuyabilirdi aslında.
Ya da ben mezun olabilmiş olsaydım, o hayalini kurduğu, insanlardan uzak, yapımı seneler öncesinde bitmiş olan, doğayla içiçe evimize yerleşip, köpekleriyle ve annemle mutlu bir hayatı olabilirdi.
Mezun olmam bana hala somutlaşacak bir olay olarak gelmediğinden ilk söylediğime geri dönüyorum.
Ben olmasaydım bunların hepsini yapabilirdi.
Hem ablamında artık çocuğu olduğuna göre, yokluğum da hissedilmezdi. Ailenin en miniği.
Dur nan!
Ben olmasaydım zaten yokluğum da olmazdı!
Kimse beni sevmezdi, tanımazdı, özlemezdi. Dünya daha eksik bi yer olmazdı. Ağladığım duvarlar silmezdi gözyaşlarımı. Kimse duymamış olurdu kahkahalarımı. Sarı saçlarımı taramazdı annem. Babam alnımdan öpmezdi beni her gördüğünde.
Ve ben kimseyi, kendi yarattığım hapishanede ağırlamazdım.

21 Aralık 2010 Salı

Yine Yeniden

Yine kan çanağı gözler ve ufaktan bir küfürle başlıyor bugun de. Üstelik gözlerimdeki mutsuzluğu ve onların altındaki yorgunlugu kapatabilcek bir kozmetik ürünü daha piyasaya çıkmadı sanırım. Çıksa ne güzel olurdu.

İçtiğim kahve bile beni kendime getiremedi. Vücudumun belli noktalarında dayanılmaz bir ağrı var şu anda. Acısı o kadar kısa aralıklarla vurmaktaki butun bedenimi, tam olarak hangi nokta sebep olmakta bu işkence durumuna anlayamıorum. Sanırım bu ağrıyı da bugun benden götürebilcek bir ilaç yok. Tamda hapçı olma yolunda ilerlerken, ilaç olarak ne içeceğime karar verememek beni biraz düşündürüyor. Uykusuzsan ilaç al, çok heycanlandıysan ilaç al, mutsuzsan ilaç al. Her şey çok güzel olacak dimi nan bi gün?
Ne gün peki?

Hocaların 'Su siz daha Hayata atılmadınız' tribine hastayım. Ne zaman atılcaz nan o hayata. Nerde beklio o hayat bizi aq. Şimdi yaşamıyor muyuz sanıyorlar. Yani açık açık bize şunu mu demek istiyorlar; 'Sizin hayatınızı fena çalıyoruz'
Zaten bildiğin her gün yaşam mücadelesi veriyorum ben. Hani nerde o beni güya bekleyen hayat. Daha hayata atılmadıysam eğer, mutlu bir insan olmam lazım değil mi?
Bu mutsuzluk nerden gelip çörekleniyor o zaman ruhuma her gün tekrar yine yeniden?

20 Aralık 2010 Pazartesi

Sinir krizi eşiği

Ülkemdeki insanların neden bu kadar aptal olduğunu sorgulamaktayım an itibariyle. Şaka gibi bir gündü bugun. Devlet baba'nın bize hayatı ne kadar zorlaştırdığı adeta tokat gibi çarptı yüzüme. Bir pasaport çıkartmak nası bu kadar zor olabilir. 300 kusur milyon yatırcam ama yok beyan edilen hiç bir banka almıyor o parayı. Yanlış beyan edersem tutarı ayrıca geri de alamıyormuşum parayı. Napcaksınız o parayı o zaman diyorum. İşleminiz yapıldığı için geri veremem diyorlar. Tamam ödicem yine de diorum, bu seferde sadece pasaport harcını alabiliyoruz, defter harcı için bu banka diyorlar. Madem alamıyorsunuz neden konuştuk bu kadar. Siz mi manyaksınız ben mi?
En sonunda babamı aradım, 'Baba bu millet hakkaten gerizekalı' dedim. 'Bravo' dedi.

Aslında bu mallık durumu, eğitimden başlıyor. Ne kadar eğitirsen eğit, insanlar bir numara alıp sırasının gelmesini beklemeyi hala öğrenememiş. Ayrıca bir adam vardı gözlerini dikti önce, sonra yetmedi geldi yanıma oturdu. Bari yanıma oturdun rahatladın oh, bakmayı bırak dimi? Yok Asla. O adam bakacak bana. Bir insan gözleriyle ve varlığıyla nası taciz eder şahit oldum. Toplum içinde bu oluyorsa, kızların ormana kaçırılıp tecavüz edilmesi pek garip bir olay değil aslında.

Birazda üniversitelerde öğrenim gören insanlardan bahsedelim. Duyduğum korkunç saçmalıktaki konuşmalar iyice kontrolden çıkmaya başladı artık. Niye bu kadar sinirlendiğimi bilmiyorum. Konunun ne ucuyla, ne köşesiyle ne de kenarıyla alakam var aslında.
'Angelina Jolie'ye benzesem, buralarda takılmam abi' diyor bir kız. Bende içimden 'Nasıl yani?' diyorum. Tipimize göre takılabileceğimizi, ya da takılamayacağımız yerler mi var acaba. Kız deseki; ' Loto çıksa buralarda takılmam abi' hak vereceğim. Çünkü bütçeye göre gidebilceğimiz ya da gidemeyeceğimiz yerler var. Eywallah. Ama o kızın kurduğu cümle beni gerçekten şoka soktu. Düşünsenize eger 10 üzerinden, 8 güzelliğe sahip değilseniz, alınmıyorsunuz mekana. Tamam oldu.

He eğer kız şu mantıktaysa, 'O kadar güzel olsam, kesin yakışıklı/zengin birini kaparım, sonra okumama gerek kalmaz' o zaman g.t oluşumun resmidir bu. Kabul ederim. Etmem değil. Ama zaten mantalite buysa, o kız bulsa da bulmasa da okumasın. Sen bir önden git yani şekerim.

Sonra şimdi başka bir kızdan bahsedeceğim. Nası tilt oluyorum anlatamam. Haftanın 2 gunu görüyor olmak bile sinirlendiriyor beni. Tam bir 'Köyden geldim şehire' modeli. Kaldı ki, bu tabir hiç hoşuma gitmiyor olsa da, ve aslında insan ayıran bir insan olmamama rağmen de, kız bana bu sıfatı kullandırıyor. O derece. Bu kız evladımıza göre de, iyi araba-kötü araba kavramı, arabanın ne kadar lüx olduğuyla alakalı.

Normal cars---> Ford, Opel
Good cars---> Ferrari, Porsche

Evet bunu dedi.Uydurmuyorum. Bu örneği gerçekten verdi. Ayrıca sınıfta ne zaman örnek bir mal göstermemizi istese hoca, bu kız hep 'Car' (yani araba) demekte. En sonunda gidip bi araba alıcam kıza, sınıfça rahatlıyacağız. Ayrıca ben 'örnek bir mal' olarak hep bu kızı örnek göstermek istiyorum, ama tutuorum kendimi.
Bence bu kız da okumasın. Bi çocuk bulsun, arabayla 1-2 gezip evlensinler. Olur yani. Boşu boşuna ortalamyı yükseltmesin bu kız sınavda.He birde bu hanım kızımız illaki, sırt dekolteli bir şey giyecek, o tüylü tüylü sırtını, karda kışta bile bize gösterecek. Bu kızda kesin Angelina Jolie'nin takıldığı mekanlarda takılamaz ben size söyliyim.

Neyse, Türkiyedeki öğrenci profili buyken, heralde yanlış bilgilendirme sonucunda işlemlerimizi halledemiyor oluşumuz çok şaşırtıcı olmasa gerek. Hadi internette yanlış yazıyor, bari doğrusunu söyleyinde yapalım. Yok doğru bilgi verebilende yok.
Ya ben yanlış yerde doğmuşum, bu ülke bana yanlış.
Ya da ben bu ülkeye yanlışım arkadaş.

19 Aralık 2010 Pazar

Burdayım aslen

Evet bir kaç gündür yazmıyor oluşum, bende belli bir sıkıntı ve stres yaratmış olabilir. Saklamayacağım.
Yurtdışından gelen yabancı arkadaşlarımla ilgilenmekteydim son 3-4 gündür. Perşembe günü 9 saatlik bir havaalanı yolculuğundan sonra onlara kavuştuk. Ben kendi asosyalliğimden şikayet ederken, bu seferde bu uluslararası sosyalliğim beni biraz yordu açıkcası.

Evde kalmadık.Boş bir ew vardı hep beraber orda kaldık.(Evet bizim öyle olanaklarımızıda var, yok değil) Devamlı evde oturduğum için şikayet ederken,evimi, yatagımı, kakaolu sütlerimi özlemiş oluşum beni şaşırttı şahsen. Ayrıca rahat rahat oyunda oynayamadım bu süreç içerisinde. Terapi seansımı kaçırmış gibi hissediorum şuanda.Butun gunu uyuyarak geçirdim. Yorgundum baya. Tam kalkacaktım. Karnımda bir ayrı, adeta nefes alamadım. Anneme bile seslenemedim. Telefonla aradım salonda oturan annemi. Salon dediğimde öyle kilometrelerce ötede de değil üstelik. Bildiğin 3 oda bir salon bir ev. İlaç getirdi bana saolsun. Sonra ilaçta uyku yaptı, yine uyudum. Yarın için makale okumam lazım, bitirme projem için hocayla konuşacağım çünkü. Ama ben daha başlayamadım bu şartlar altında. Ama hocaya sölersem, neler olduğunu bana kızmayacağını düşünmekteyim.

Neyse şimdi benim makale okumam, ufkumu genişletmem falan lazım.Ayrıca yazamıyorum. Havaya giremedim. Saklamayacağım yine. Sonra da oyun oynayacağım,evet bunu yapacağım.