7 Mayıs 2011 Cumartesi

En Son Rüyalar

Yarım saat önce uyandım. Yaklaşık 16 saat uyumuş olabilirim. Kim bilir kaç tane saçma sapan rüya gördüm. Ama sadece en kötü olanlarını hatırlıyorum. En kötü olanlar genelde en son rüyalar oluyor. Çünkü sonra uyanıyorum. Ve bu durumu pek sevmiyorum.

Benim fobilerim vardır bi sürü. Öyle böcekten korkarım çiçekten korkarım gibi değil. Mesela benim en büyük fobim bir gün kimsenin beni tanımadığı ve hiç bilmediğim bir yerde uyanmak. Her ne kadar buralardan gidesim olsa bile, bu düşünce resmen bende bir fobi haline gelmeye başladı.

İşte 16 saatlik bir uyku maratonundan sonra, sadece bununla ilgili olarak gördüğüm rüyayı hatırlıyorum. Tatildeyiz güya arkadaşlarımla. Kış tatili, hani kayak yapmaya gidilir ya dağın bi tanesine. Öyle işte. Güya arkadaşlarımla gelmişim ama yok hiç birini bulamıyorum. Kimseye ulaşamıyorum. Erkek arkadaşımda orda biliyorum ama yok işte. Sonra çıkıyorum odamdan, bir sürü insan, aynı dili bile konuşmuyoruz. Anlaşamıyorum. Elimde telefondan resimlerini gösteriyorum tanıyan biri çıkar ve nerde olduklarını söyler belki diye. Yok. Sonra lobiye inmeye karar veriyorum. İniyorum. Sanki bir havaalanındayım. O kadar cok insan var, herkes bi yerlere koşturuyor. Kimse beni görmüyor duymuyor. Uzaktan erkek arkadaşımı görüyorum. El sallıyorum, suratıma bakıp kafasını çeviriyor. Tanımıyor resmen beni. Sonra bu tip olaylar devam ediyor aslında saniye sürselerde bana saatler geliyor tabiki.

O kadar uyudum sadece bunu hatırlıyorum. Mal gibi uyandım zaten. Uyanınca aradım kendisini, tatlı sesini duyunca rahatladım. Rüyaymış ooh dedim. Nasıl etkisinde kaldıysam. Oda bana 'Şapsal' dedi. Gülüştük falan. Off yaa. Ben diğer rüyalarımı da hatırlamak istiyorum. Günün geriye kalan saatleri, bu duygularla geçmez çünkü.

Bilinçaltım çok ilginçtir aslında benim. Ama bazen böyle saldırıyor bana. Sadece rahatlamak için yazdım bunları. Hani bazen bir şarkının bir kısmı takılır ağzınıza, bütün gün onu söyler durursunuz, siniriniz bozulur bi yerden sonra. Bana öyle olduğu zaman, bi yere yazınca o sözleri, geçer mesela o durum. Şimdide aynısı olsun istedim.

Yaziim Didim

Üstümde bir yorgunluk gözlerimde bir yanma var. Yatağıma hasretle bakıorum. Ama içine giresim yok. İçtiğim çikolatalı süt, ağzımdaki sigara tadını götürmüyor. Çilekli sakız da işe yaramadı bende yine sigara yaktım. Çivi çiviyi söker panpa!

Mezuniyeti kutlama hayalleri olan arkadaşlarıma çok imreniyorum. Gerçekten imreniyorum. Ben o kafaya ulaşamadım.Ulaşamayacağım. Hem 6 senelik (hazırlık dahil 7) bir öğretim hayatının bitmesi bana pek kutlanası gelmiyor açıkcası. Hereye muhalefet olmaya çalışmıyorum. Gerçekten içimden gelmiyor. Zaten mezun yüzüğüm bile olmayacak. Onu da istemedim.

Son zamanlardaki yazılarım genelde saçmalık niteliğinde. Daha güncel ve sosyal olaylarla ilgili yazmam lazımmış. Öyle olunca baya etkileyeci ifade edebiliyormuşum kendimi. Topik öyle didi. İnandım. Fakat içim dışım ders çalışmak olunca bunu pek başaramıyorum.

Okuyacağım bir sürü kitap birikti. Onları okumaya başlayınca daha dişe dokunur şeyler yazacağımı düşünüyorum. İlham hesabı. Birde mezun olduktan sonra kafamda bir kitap yazma fikri var. Yaklaşık 5-6 aydır kafamda evirip çeviriyorum. Hatta başladım bile sayılır ama daha fazla ilerlemek istemiyorum. Çünkü kafamdaki kurgu, piskoloji hakkında bilgi sahibi olmayı gerektiriyor. Bir mezun olayım, piskoloji okumuş arkadaşlarımdan yardım isteyeceğim. Bunu gerçekleştirmeden ölürsem, gözüm arkada kalır. Ama yine de bir cesaretsizlik var içimde. Özgüvenimi, itinayla öldüren hocalarıma selam olsun.

Dün gece ablamın gelinliğini denedik Topikle, çok eğlendim. Anladımki, bir erkek, bir kadının gelinliklerle olan bağını asla anlayamaz. Onu üstüme geçirene kadar bende sadece bir elbise olarak görürdüm gelinlikleri. Öyle değilmiş. Değişik bi duygu. Üstümde o gelinlik varken, eve hırsız girip 'Hadi evlenelim' dese, hayatımın erkeğini buldum tribine girebilirdim. ( Ama eve giren hırsız neden Hadi evlenelim desin ki aslında?!?) Fotograflar çekip, yerine kaldırdık sonra gelinliği. Umarım ablam kızmaz. Ama bence ders çalışmamak için yaptığımız bu eylemi duyunca, bize sadece üzülecek. Nitekim kendisi, 20 yaşında çıkmaya başladığı sevgilisiyle 9 sene sonunda evlendi. Resmen doğru insanı genç yaşında bulmuş hatun. Darısı bizim başımıza. Ha darısı dedim ama ben evlilik fikrinden baya baya korkuyorum aslında. Uzaktan tanıdığım insanların evlendiğini duyunca yargılıyorum falan. Daha o kafaya ulaşamadım.

Annem 2 gündür ablamda kalıyor. Annemi özledim.

Yazasım gelmişti. Meeehhh. Şimdi gitti.

6 Mayıs 2011 Cuma

Sacmalak

Evet sacmalamaya geldim yine. Çok rahatlayacağımı düşünüorum. Bazı tespitlerim var kendimle ilgili.

-Yeni yıkanmış bulaşıklara çok sıcak oluyorlar die asla dokunmuorum. Bulaşık makinasının kapağını açık bırakıp unutuyorum. Bir iş gelecek başıma bir gün.

-Dişlerimi fırçalamadan, yüzüme krem süremiyorum. Sanki o krem işe yaramayacakmış gibi geliyor.

-Sabah biri beni uyandırdığında, katil olma seviyem x200 gibi bir durum söz konusu. Alarmla uyanınca daha insancıl oluyorum. Kendi kendime uyanınca en mutlu ben.

-Salak bi insan karşımdaysa, ondan daha salak davranıyorum. Asıl amacım, karşımdakiyle dalga geçmek olsa da, bunu anlamıyorlar tabiki. Olsun ben içimden çok eğleniyorum.

-5 tane bana hizmet eden insan olsa bile, yinede üşeneceğim bir şeyler olabilir. Tembellikle üşengeçlik aynı şey değil bu arada.

-Kusarken ağlıyorum. Evet gerçekten ağlıyorum.

-Sınavlardan çıktığımda genelde kötü kadınlar gibi HA HA HA die anırıyorum.  Aslında gülmeye çalışıyorum. Yok yok aslında ağlamaya çalışıyorum. Ama olmuo. Garip tepkiler çıkıyor işte böyle ortaya.

-8 gün evden çıkmadığım olabiliyor. Bunalımdan dolayı falanda değil. Gayet mutlu mutlu takılıyorum evde.

-33 saat deliksiz uyuyabilmek gibi bir yeteneğe sahibim. Hatta bir sefer bu uyuma hali arada tuvalete kalkmak üzere 3 gün sürmüştü.

-Telefonumu evde unutursam çıplak gibi hissediyorum. Hatta Iphone'dan önceki hayatımı pek hatırlamıyorum. Nasıl nefes alıyordum bilmiyorum.

-Para vermeden spor yapamıorum. Ama aslında sokaklarda deli danalar gibi koşasım var. Ama yapamıyorum işte.

-Astımım var ama inatla sigara tüketimimim bunu etkilemediğini iddaa edebiliyorum. Ve buna gerçekten inanıyorum.

-30 yıldızlı otellerde bile duşa terliğim ve mayomla giriyorum. Bu böyle.

-Islak herhangi bir zemine çıplak ayak bastığım zaman midem bulanıo. 

-Alkol tükettiğim zaman sarhoş olmasam bile, kusmadan uyuyamıorum. İlla kusmam lazım.

-Tespit insanı olduğum zaman, hiç komik değilim aslında.

-Hoplaya zıplaya lay lay lom ortalıklarda geziyor olsamda, her an içimdeki piskopatı ortaya çıkartabiliyorum.

-Bazı insanlar hakkaten çok salak. (Bu maddenin benimle bi alakası yok. Yazmak istedim sadece.)

-Korku filmlerinden, ne cins olursa olsun, ölümüne korkuyorum. Ama izlemeden de edemiyorum. Sonra uyuyamıorum. Günlerce manyak manyak şeyler düşünüyorum.

-Çok fazla şikayet ediyor, problemlerimden bahsediyormuş gibi gözüksemde, şahit olduklarınız buz dağının görünen tarafı bile değil. Aslında boş beleş konuşarak oyalıorum kendimi.

-Bunları neden yazdığımı bilmediğim halde yazmaya devam eden bir insanım. Bizde geri vites yok yeğen.

-Kompleksli insanlara tahammülüm yok. Gerçekten yok. Soykırım yapabilirim. O derece.

-Her hangi elektrikli bir aleti (buna sarj aletleri de dahil) fişte bıraktığım zaman, anında yangın çıkacağını ve her şeyimizi kaybedeceğimi düşünüyorum.

-Evdeyken, sanki camdan biri girecekmiş gibi gelir bana. Giriş katında oturuyor olmamla alakası yok. 5. katta otururkende, camdan biri beni izliyormuş gibi hissederdim.

-Küçükkken hayali bir arkadaşım vardı. İsmi Kuki. Kime söylesem, sanki ruh hastası bir çocukluk geçirmişim gibi bakıyor bana. Bunu anlamıorum. Bence hayali arkadaşı olmayan bebeler de bi sorun var. He köpekti bu arada bu Kuki. Sabah öğle akşam gezdirmeye cıkardık annemle. Otobüste minibüste oda otururdu yanımızda. Annem 3 kişi parası verirdi hep. Bu böyle. Sonra kendi kendine kayboldu. Sanırım onla konuşmaya üşenir olmuştum ve hastalanıp ölmüştü sanırım. Eski evimizin bahçesine gömmüştük annemle.

-En uzun yazdığım madde, hayali arkadaşımla ilgili. Kendimi nerelerden atsam bilemedim şu anda.

-Bazen biri benimle konuşsa bile, duymamazlığa gelebiliyorum. Tamamen hayvanlığımdan.

-Tanıdığım birini görünce, selam vermeye üşendiğim zamanlar oluyor. Görmemezliğe gelebiliyorum. Tamamen hayvanlığımdan.

-Ha geçen günde K.K'yı rüyamda gördüm. Ağlıyodu falan. Diğeri de rüyama giricek die çok korkuyorum.

-Bazen zevk olsun die uyku ilacı içebiliyorum. Tatilde falan. Hiç bir neden yokken alınca, kendimi çok asi hissediyorum.

-Sabahları kahvaltı etmek yerine 3-5 tane ilaç içiyorum. Belli bir doygunluk hissi veriyor. Sonra çok acıkıyorum ama.

-Bütün bunlara rağmen çok komik ve eğlenceli bi insan olduğumu düşünüyorum. Kendi kendime eğlenebiliyorum. Kendime şebeklik yapabiliyorum.

-Daha fazla madde yazmaya üşeniyorum. Öpcüks şimdilik.

5 Mayıs 2011 Perşembe

Özlem

Özlem içindeyim şuanda. Farklı bir kafadayım an itibariyle. Özlediğim biri değil, insan değil yani. Bir duygu sadece. Bir hissin özlemi içindeyim, tam olarak ne olduğunu çözemediğim. Bir yazı okudum ve özledim sadece.

Hani böyle saf olmak gibi, mutlu olmak gibi özlediğim bu his. Hiç bir şeyi takmayacak bir rahatlığı da barındırmakta içinde. Ve eğlenceli de aynı zamanda. Ve mis kokuyor. Evet gerçekten özlediğim bir duygunun kokusu var şu anda burnumda. Zihnimde hayal ediyorum, karşımda durmuş el sallıyor bana. Ve sonra ben yanına gidince puf diye kayboluyor. Bir his çünkü o, bir duygu. Soyut. Sadece içimdeki varlığı somut. Oysaki hep kişileri özleriz. Eski aşkları, arkadaşları falan özleriz. Oysaki ne çok şey var şu hayatta özlenebilecek. Somut bile değiller üstelik.

Bir arkadaşım facebook hesabını 3 sene sonunda tekrardan açmış, ve 2008de yazdığım bir duvar yazısını okudum. Sanırım onun yüzünden böyle oldum bir anda. 2008 geldi aklıma, ne kadarda umrumda değildi. Ama 2008 yılında ne yaşadığımı pek hatırlamıyorum aslında. Sahiden, nerelerdeydim 3 sene önce, kimin elini tutuyordum, kimlerle içiyor gülüyordum? Hangi sınava çalışmak uğruna arkadaşlarla toplanıp sonra her şeyi bırakıp gece sokağa atıyordum kendimi? Hangi kitabı okuyordum? Acaba hangi filmle ağlıyordum? Ya da nasıl uyanıyordum acaba sabahları, şimdiki gibi küfrederek mi? Ya da nasıl uyuyordum geceleri. Yastığa kafamı koyunca saatler boyu dönüp duruyor muydum şimdiki gibi? Nelerin dedikodusunu yapardık kim bilir? Kim kimi sırtından vurmuştu en son? Ve biz hangi kavgaları ayırıyorduk, hangi kavgaların içinde buluyorduk kendimizi? Nerelerde yatıp, nerelerde kalkıyordum? Ve o zamanlar tekila içebiliyordum sanırım. Bize b.k atanlar, ne pisliklere bulaşıyorlardı acaba? Hiç ayılıyor muydum? Ya da hiç sarhoş olmuş muydum?

Var mıydı uzaktan uzağa beni seven ve benim farkında olmadığım mesela. Kimi kırmıştım acaba? Kime terbiyesizlik yapmıştım? Hangi hatalarımdan ders alıyordum? Hangilerini tekrarlıyordum? Cin olmadan adam çarpmaya çalışıyor muydum? Kimler dalga geçiyordu benimle ve ben nasıl duyuyordum her şeyi? Sahi neydi bütün bu soruların cevapları?

Evet özlediğim bir kişi, olay, durum değil. Özlediğim tüm bu cevaplar. Özlediğim sadece bir his.

Saf, mutlu,rahat, dertsiz, tasasız, biraz çakal, biraz sarışın.

Sanırım özlediğim, içimde kalıntılarını hissettiğim bir kendim sadece.

3 Mayıs 2011 Salı

Sevgili İnternetim



Sevgili İnternetim,

Seninle 14-15 sene önce tanıştım ben. Anadolu Lisesi sınavını kazanınca hediye edilen bilgisayarımdan sonra bir kablo aracılığıyla bağlanıyordum sana. Üstelik sana bağlanınca telefonumuzda meşgul çalıyordu. Üstelik o zaman cep telefonları böyle yaygında değildi. Bir tek babamda vardı evde. Arayanlar ulaşamazdı ama benim umrumda değildi.ICQ ve MIRC vardı o zamanlar. Icq numaramı hala hatırlarım. 49057795, ablamınki ise 10'la başlardı. O benden önce kullanmaya başlamıştı seni. O zamanlar klavyeyi bu kadar iyide kullanamazdım üstelik. Bir cümle yazmam 5. dk sürerdi.

Annem bana hiç cinsellikle ilgili bir şey anlatmamıştı, ama ben her şeyi senin sayende öğrenmiştim. İlk periyodumu görünce hiç şaşırmamıştım, ağlamamıştım. Zaten olması gereken buydu. Senin sayende öğrenmiştim. Ailem beni leylek masalıyla da kandıramamıştı. Yine senin sayende.

Bir çok konuyla ilgili bilgileri senden öğrendim ben. Her konuda 2-3 kelime konuşabiliyordum senin sayende. Bilmediğim bir kelime gördüğümde, sana soruyordum. Cahil kalmamak için çok konuştum seninle. Ailemin cevaplayamadığı her şeyi cevapladın. Bana  asla ihanet etmedin. Gerektiğinde beni uyardın, 'Bu sitenin içeriği senin için uygun olmayabilir' die. Sana hiç yalan söylemedim. Hep 18 yaşından küçüğüm tuşuna tıkladım. Küçüktüm ama zamanla öğrendim hangi siteye girip girmemem gerektiğini. Çünkü yanlışlar yapa yapa öğrendim, nasıl karar vermem, nasıl kendimi korumam gerektiğini bu sanal ortamda ve akabinde yaşadığımız gerçek Dünya'da. 

Ben senden öğrendim bu DÜnya'da sapıkların, tacizcilerin, manyakların olduğunu. Ona göre kuşandım, korudum kendimi. Ailem beni korumak için her şeyi yapıyordu ama Dünya toz pembe değildi. Senin sayende öğrendim tanımadığım insanlarla aslında konuşmamam gerektiğini. Senin sayende açtım gözlerimi Dünyadaki çirkinliklere.

Ama sonra sen bozdun. O kadar bozdun ki, terbiyesizleştin. Bozma dedim, yinede bozdun. O kadar bozdunki, şimdi devlet baba atıyor elini olaya. Sana 'Dur' diyor. 'Çocuklarımız öğrenmesin karar vermesini, çoçuklarımız öğrenmesin neyin zararlı olup olmadığını' diyor devlet baba. 'Çocuklarımız yerine biz karar verelim ne okuyup, ne öğreneceklerine' diyor. Demesi lazım zaten. Devlet baba çünkü o. O versin bizim yerimize karar. Önemli değil kaç yaşında olduğun küçüğüm, sen düşünme bunları.

Ve şimdi biz ayrılacağız yaklaşık 3 aylık bir süreç sonunda. Çünkü sen pis, çirkin, kötü, terbiyesiz, ahlaksız bir şey oldun. Dünyamız daha iyi bir yer haline gelsin diye, ayrılmak zorundayız seninle. Çünkü senin barındırdığın pislikler, sansürlenince,  kaybolacak.  Hem bu kadar bilgili, ve farkında olmamıza gerek yok. Gündemi takip etmemize gerek yok bizim. Özel isimler bile pisler hem. İsmi Haydar olandan korkmamız lazım. Ama içim rahat şimdi, çıkmayacak bu Haydar'lar şimdi karşıma.

O kadar rahatladımki senin sansürleneceğini öğrendiğimde. Ben çocuklarımı leylek masalıyla kandırabilceğim çünkü. O yasaklı kelimeyi aratıp bulamayacak benim yavrularım. Hem benim yavrularım, bilmeyecekler kötülük, sapıklık. Hele hele çıplak insan vücudu hiç görmeyecekler. Bilmeyecekler kendi vücutlarını, karşı cinsin vücudunu. Hem ben çocuklarımın yanında içki de içemeyeceğim. Bilmeyecekler madde kullanımını. Yanlış arkadaşlar seçecekler, çünkü bilmeyecekler tecavüz haplarının varlığını, böbrek mafyasının varlığını. Yanlış ortamlara girecekler, her gün olan kötülükleri, sanal ortamdan değil tam hayatın kendisinden öğrenecekler.

Hem benim yavrularım, bilmeyecekler karar vermesini. Ne söyleniyorsa onu yapacaklar. Kendi akıllarını kullanma yetisini kazanamadıklarından ben ne dersem onu yapacaklar. Düşünmeyecekler. Her şey onlar için düşünülecek zaten. Yasağa, 'Neden yasak?' demeyecekler. Ah ne kadar kolay olacak benim için çocuk yetiştirmek. Hem ben başarısız olursam, Devlet Baba yapacak bunu benim için. Kendimi kasmama ve senin düşünmene gerek yok küçüğüm.

Öyle işte, nası sevindim bu sansür olayına, anlatamam. Ama ben seni uyardım. Dinlemedin. Ben sana ağzının payını veremedim ama bak gördün mü? EMİR büyük yerden şimdi. Hakettin ama. Hadi Hepimizin Başı Sağolsun.

İnsanlık Dersi

Benim farklı hayallerim var diğer insanlardan. (Hayal bu farklı olacak tağğğbii) Mesela bizim okula gelip bazı topluluklara insanlık dersi verebilirim. Hemde bedeve. Gelecek kadar insan olma seviyesine ulaşsınlar yeter. Zaten o seviyede böyle konuşabilmek, yürüyebilmek falan. Homosapien (yanlış yazmış olabilirem) ol yeter! Sonra Gel, Ne olursan ol Gel!

GEL ve ADAM OL!

Adam olmayı kimse benden öğrenmeyecek tabi, o kadar da değil. Ama bu yaşam formları için, bunu utanmadan açıkça söyleyebilirim. Hiçte utanmam. 'Senden mi öğrenicez lan?' deseler, hiç çekinmeden, kimsenin arkasına saklanmadan 'Evet benden ÖĞRENECEKSİN!' derim.

Şu anda içimde olan sinir katsayısını kelimelere dahi dökemiyorum. Hani böyle kitlenirsiniz, konuşamaz olursunuz sinirden. Öyle bir şey. Kitlenir o sinir içinizde, kitlenir ve sizi felç bırakır. Öyle işte. Yemin ediyorum, 30 erkeğin içinde çalışıyor olsam, her gün ahlaksız teklif gelse, yinede tercih ederim. Onları şikayet edebilirsin çünkü, en kötü kovulursun. Başka iş mi yok? Ama burda öyle mi? Sen yanlış anlayacak kadar salaksın sana yapılan sözlü tacizleri. Yoksa asla senin anladığın gibi olamaz. Sen salaksın, sen sarışınsın. Hata sen, attığın her adımda sorunlarından bahsetmiyorsun die, yalancı da olursun. Azıcık problemlerinden uzaklaşmak için gülümsedin diye salaksın işte sen. Ötesi yok.  Hadi sıkıysa şikayet et, alırsın başka diploma. Alırsın alırsın, nah alırsın. Ananın gözünü alırsın. Hadi dene. Hadi..

Yok arkadaş, aklımdaki konuşmayı elbet yapacağım, o konuşmayı yapınca salonda tek bir alkış bile olmayacak.  Küfür olmayacak, isim vermeyeceğim ama herkes anlayacak hangi cümlenin kime dokundurulduğunu. 'Vay be biz kıza böle makara yapıoduk ama nelerle uğraşıyormuş' diyecek herkes. Sonra hiç bir şey değişmeyecek. Ama o kürsüde konuşurken göreceğim, o kızaran yüzlerini, göreceğim o kaçırdıklarını bakışlarını. Utanacaklar bu kadar saygısız, megaloman, terbiyesiz oldukları için.

Ve ben sokaktaki köpek pisliğine nasıl kafamı çevirip bakmıyorsam, onlarında suratlarına dönüp bakmayacağım.

Ceketimi alıp çıkacağım konuşma bitince kürsüden inip. Tek bir kişi bile alkışlayamayacak...

1 Mayıs 2011 Pazar

Not Here To Save You

I'm not here to save you"

"Seni kurtarmak için burda değilim."Gibi gibi. İzlediğim bir diziden sadece bir replik. Bazı basit cümlelerin, beni derin düşüncelere itmesi sadece benim suçum. Hepimiz kurtarılmayı bekliyoruz.  Hep bir bekleyiş içindeyiz.Yeni bir aşk, bir fırsat, bir mucize için bütün dualarımız.

Hepimizde eski bir aşktan kaçış var mesela. Yeni birisi çıksın, deli gibi sevelim tekrardan. O kişinin karşımıza çıktığına inandırarak kendimizi, ne yanlışlar yapıyoruz oysaki. Sırlarımıza yenilerini ekliyoruz, hatırlamak istemediğimiz anılar katlanarak büyüyor içimizde. Ağırlıkları çöküyor üstümüze. Kurtuluşun içimizde olduğunu bilmeden, kaçıyoruz bizi biz yapan aşklardan, sevgilerden. Anılara tahammülümüz yok. Yeni yanlışlar olsunki, eskileri düşünmeyelim.

Hep bir mucize bekliyoruz mesela. Borçlarımızı kapatacak bir para çıksın, her şey yine yolunda gitsin. Hayat bize adil olsun bir kere. Adalet bile bir mucize artık, umudunu kaybetmiş insanlar için. Her gece karamsar düşünceler yüzünden uyuyamaz oluyoruz. Her sabah somut bir mutsuzlukla uyanıyoruz bir kaç saatlik huzursuz uykulardan. Bir mucize gerçekleşsin biz uğraşmadan. İstiyoruz her gece.

Karşımıza koskocaman bir fırsat çıksın köklü bir değişim yaratacak hayatımızda. Bu yüzden gözümüzden kaçıyor ayaklarımızın dibinde olan minik fırsatlar. Çünkü onlar değiştirmeyecek asla hayatımızı temelinden. Değer vermiyoruz onlara. Gözümüz yükseklerde. Daha çok olmalı bazı şeyler. Daha büyük fırsatları değerlendirmek için harcamalıyız hayatımızı. Önümüzdeki ışığı göremeyecek kadar parlak ve yüce insanlarız çünkü biz.

Oysaki bütün bunlar bir yanılsama. Ne yeni bir aşk var bize eskileri unutturacak, ne bir mucize gerçekleşecek ve ne de hiç yoktan ortaya çıkacak bir fırsat. Her şey insanda başlayıp, insanda bitiyor. Aslında kimsenin kimsenin kurtarıcısı olmasına gerek yok. Hepimiz, kendimiz için birer kahramanız aslında.

Kendinden başkası sevmeyecek seni, sen kendini sevmeden, anılarınla barışmadan.

Kendinden başkası yaratmayacak senin için bir fırsat, eğer sen kendi fırsatını yaratacak güce sahip değilsen.

Ve mucizeler...Onlar çoktan tarihin sayfalarına gömüldü.

 Üstelik hiç birimiz şahit olmadık o mucizelere.

Hiç birimiz delmedik o dağları, ayırmadık denizleri. Ama hep bir mucize beklentisi içerisindeyiz. Ne kadar da anlamsız aslında değil mi?

Her şey bizde başlayıp, bizde bitiyor. Bizim fırsatımız, aldığımız nefeste. Tam şu anda, tam şu saniye de, kendi fırsatımızı yaratacak güçteyiz hepimiz. Bizim mucizemiz, düşünen aklımız. İnsan düşündüğünde, kim bilir ne mucizelere gebe. Ve o hep beklenen aşk ise, aslında hep bizimle. Ortaya çıkartacak, doğru insan aslında kendisi insanın.

Sen kendin için doğru olursan, elini tutacak insan, yakınında, çok yakınında hemde.  O yüzden,

Benim kahramanım olmana gerek yok, ve benden de seni kurtarmamı bekleme.

30 Nisan 2011 Cumartesi

Garip Hissediyorum

Çok garip hissediyorum bugun kendimi. Canım sigara içmek istiyor ama sigara yakınca rahatsız oluyorum gibi gibi. Birde çok konuşuyorum. Bu kadar çok konuşunca, birileri duyar ve görür sanıyorum illaki, fakat sanki kimse görmüyor beni, kimse duymuyor söylediklerimi. Sanki şimdi mesela puf die yokolsam, hiç bir şey değişmeyecek, kimsenin hayatında..(Yok en az 1 kişinin değişir, ama ölürümde söylemem kim die ;) )

Neyse bugun de şu Royal Wedding'in bu kadar gündem oluşturmasına kitlendim ben. Hakkaten çok mal bir milletiz. Bu böyle. En alt seviyeden, en üst seviyeye kadar bunu değiştirmek için yapılabilecek bir şey yok. Mevzu bahis zat-ı muhterem, tarih bilmez, kendisine yapılan haksızlıkları bilmez, Dünya görüşü yoktur, otursan 2 kelimeyi yanyana getirip kendi düşüncelerini ifade edemez, ama eline kağıt kalem tutuşturursan Sevgili Taze Prenses Kate'in gelinliğini gözleri kapalı çizer. Tamam her gün Kraliyet Düğünü olmuyor ama bi silkinip kendinize gelin ya. Hakkaten, binlerce km. ötedeki hayatınızda asla görmeyeceğiniz, sizin varlığınızdan haberdar bile olmayacak 2 insanın evlenmesine 1 gün ayıracak kadar mı boş zamanınız var sizin?

'Bana dokunmayan yılan bin yaşasın' tabi. O yüzden siz alıştığınız hayat şeklinde yaşamaya devam ederken, kim ne giymiş? Kim hangi ayakkabıya ne kadar vermiş? tartışırken aranızda, ülkenin elden gidiyor oluşu, pekte mühim bir mevzu değil nasılsa.

Kesin bende bir sorun  var arkadaş. Şükürki asla yoksulluk yaşamadım, kötü günler geçirmedim maddi olarak. Bilmem para harcarken düşünmeyi. Bu böyle. Ama yine çok şükürki, ailem bana başka konuları düşünme becerisini aşılayabilmiş. Bu yüzden ben bir yandan ayakkabı fotograflarına bakarken, bir yandan asalak gibi yaşayan tüketici zihin sahiplerini kınayabiliyorum. Royal Wedding'miş. Peh. Evet Türk Milleti için hayati bir önemi var o düğünün. Hadi kutlamaya gidelim bari.

Evet yazmayacaktım bunları fakat, nasılki, eski sevgililer okuyacak aman yazmıyım, aman bilmesinler diye tutmuyorsam kendimi, bu düşünceleri ifade ederkende engelleyemiyorum kendimi. Yazarken başka biri oluyorum çünkü ben. Ne gelirse içimden onu yazıyorum. Bazen de yanlış yazıyorum üstelik. Sonrada düzeltmiyorum.

Neyse, bu akşam Cuma akşamı. Şu saate kadar daha ders çalışmadım ve bu yüzden de bir gariplik içerisindeyim. 2 gün bitirme yapıcam haftasonu, haftaya da zaten 1 sınavım var. Sanki 1 gün durabilirim ya, sanki 1 gün boş boş gezinebilirim sevdiğim bloglar arasında. Sanki yapabilirim.

Evet yapıcam. Royal Royal takılın siz en iyisi. O değil de, balayına nereye gidiyorlarmış? Hadi Siz de gidin!

29 Nisan 2011 Cuma

Baslık bulamadım

Dün gece yine uykuyla uyanıklık arasında yazmaya çalıştığım şiirimsi zımbırtıyı görünce, anladımki öyle zamanlarda yazmamalıymışım. Yine de bunu farketmiş olmak, yazdığım zımbırtının anlamsızlığını, anlamlı hale getirmiyor. Ama silmekte olmaz şimdi. He birde, uykuyla uyanıklık arasında telefon kolumun uzanabilceği bir yerde durmamalıymış.( Yastığımın hemen yanı, evet telefonumla uyuorum ben!)

Çok sinirlendim yine bugun. Anladımki benim derdim artık okulmuş dersmiş değil. Benim derdim daha derinde. Benim derdim, kendine Hoca diyen insanların insani değerlere ve saygıya sahip olmaması. Bu kadar basit. Benim derdim, bu kişilerin haysiyetsizliği, karaktersizliği, yalancılığı. Benim derdim laflarının arkasında durmaktan aciz olmaları. Fakat daha fazla ayrıntı vermeyeceğim, malum bir ayı bir de dayı var mevzu bahis.

Neyse sonra başıma başka saçma sapan şeyler gelmeye başladı. Muhtemel şakacı bir arkadaşım, sahip olduğum 3-5 şifreyi kullanarak komik olmaya calışmakta. Gerçi zaten ben niyeyse şifrelerimi hiç gizlemem, söylerim yani. Ama son zamanlarda biraz bokunu çıkardım galiba. Neyse bütün şifrelerimi değiştirdim artık. Yeni bişi. Kimse bilmiyor. Ölürümde söylemem. Lakin öyle bir şey yapmışki bu şakacı arkadaşım, (rezil olmak*10) falan değerinde. Neyse Allah daha kötüsünden korusun diyelim, geçelim. Ah ama ben seni bir yakalarsam, eşek şakası neymiş görürsün sen. Ayrıca küsüp konuşmamayı da çok severim. Yapabilirim yani ona göre. Sakın karşıma çıkıp ' Eheuhehuehuhe bendim lan bendim. Naptım naptım farkettin mi? eheuheuehh' deme. Ağzını burnunu kırarım. Seni tüm İstanbula rezil ederim. (Evet perdelerimi indirince, bir çirkef çıkıyor içimden) Haberin olsun KANKA!

Son zamanlarda farkettiğim bir şey var. Eğer internet ortamında fenomen olmak istiyorsanız, cinsellikten bahsedeceksiniz. Açık saçık konuşacaksınız, küfür edeceksiniz. Benim arada sırada yaptığım gibi insanlıktan, devlet&dünya sorunlarından bahsetmeyeceksiniz. Varsa yoksa yatak muhabbeti olacak. Bunları normal yazılarınızda satır aralarına da serpiştireceksiniz. Öyle sosyal mesaj, duygularımızı paylaşalım falan değilmiş bu işler. Neyse sinir oluorum bu duruma, oraya bağlayayım konuyu. Ama malesef  'Sex sales, money talks'. Bu burda da böyle, her yerde olduğu gibi.

Neyse ben öle bi yazıyım demiştim yine. Saçmalık düşüncelerimin yansımalarına şahit oldunuz. Fazla uzatmıyorum. Mucks.

28 Nisan 2011 Perşembe

Ne yendim Ne de yenildim

Tanri'yi bulmak icin degildi
Attigim adimlar
Kendimi bulmakti yolculugum
Minik adimlarim cignedi
Bitmeyen yollari
Uzamadi boyum
Istedigim kadar
Zaten saclarim da
Ulasmadi hic belime
Aramadim hayali bir guc icimde
Hep istemediklerimi basardim
Basladim bir bitmeyene
Sonunu goremedim
Uykusuz gecelerde
Alisti karanliga bedenim
Oyuncaklarimi hic kaybetmedim
Olsun zaten
Ben ne yendim.
Ne de yenildim.
Bir kus oldum da havalandim.


BlogBooster-The most productive way for mobile blogging. BlogBooster is a multi-service blog editor for iPhone, Android, WebOs and your desktop

27 Nisan 2011 Çarşamba

Full-time Uyanıklık

Uzun zamandır uyandığım gibi yazı yazmıyordum. Aslında tamda uyumak denemez yaptığım eyleme. Kendi kendime çok kötü bir gece sabah ve öğlen geçirdim. Nie böyle oldu bilmiyorum.

Uyumaya çalışıpta uyuyamadığım çok zaman vardır benim. Ama en kötüsü hep uykuyla uyanıklık arasında kalıp, saçma sapan rüyalar görürken bilincinizin dış Dünya'ya açık olması sanırım. Ne tam uyuyabiliyorsunuz ne de tam uyanıksınız. Berbat bişi. Beynim  devamlı çalışırken, vücudum ise yorgunluktan kendini kapatınca  böyle tecrübeler yaşayabiliorum işte.

Bir sürü işim vardı bugun yapmam gereken. Tabiki bu halde kalkınca yataktan hepsini iptal etme isteği dogdu içimde. Bu iptal ettiğim planlar yüzünden, yarınlar bana ne getirir bilinmez. Yalnızca biraz huzur istiyorum şu anda. Bu kadar çok şey düşünmek istemiyorum. "Düşünüyorum, öyleyse varım" diyen Descartes'a selam olsun şu andaki ruh halim. Yorgunum çok yorgun hemde. Hadi en ufak olayı bile kendime dert ediyorum, orası tamam, ama bari düzgün bir uyku uyuyabileyim. Rüyalarımda çok enteresandı ayrıca. Yukarda anlattığım gibi bir gece geçirmeseydim, kesin mutlu uyanırdım. Gerçek hayatta yapmak istediğim herşeyi, görmek istediğim herkesi, rüyalarımda gördüm. Fakat işte o beynim yok mu o beynim. İllaki bozacak her şeyi.

Son 34 gün kaldı, buraya kadar nası geçti zaman anlamadım bile aslında. Ama çok zorlu bir ay var önümde. Daha güçlü, daha kendinden emin, daha planlı/ programlı olmalıyım. Uykuya ayırdığım zamanlarda, gerçekten uyumayı başarmalıyım. Ders çalışmaya ayırdığım zamanda çok verimli çalışmalıyım. Kafamda oturttuğum zaman çizelgesi mükemmel işlemeli. Arası yok. Bütün bu gel-gitlerim, mükemmelliyetçilik duygumdan kaynaklanmakta. Aklıma bu aralar çok ihtiyacım var. Her şey tam olmalı. Ama işte olamıyor. Bende kendimi daha çok geriyorum.

Ayrıca ciddi anlamda çalışmak istiyorum artık. Hakkaten çalışmak. Çalışıyor olsam, ne kadar yorulup yorulmadığıma takılmayacağım bu kadar. İş hayatının öğrencilikten zor olduğu tamam kabulumdur. Eywallah. Ama okulu uzatınca böyle bir sıkıntı oluşuyor. Ulaştığınız hayat görüşü ve olgunlukla sadece öğrenci sıfatına sahip olmak koyuyor adama. Sadece öğrencisin işte. Yerdeki çöp kadar değerin ya var ya da yok. Bizim bölümde bu böyle en azından.

Neyse hadi ben ders çalışmaya başlayayım en azından. Olduğu kadar demek yetmiyor bana. Ama hakkaten olduğu kadar demekten başka bir çıkar yolum yok

Yazalım Bakalım

Tamamiyle kendimi rahatlatmak adına yazıyorum su anda. Saçmalayacağım, bence okumayın. Sosyal mesaj yok, duygu yok, isyan yok (belki olur söz veremem). Uyarmadı demeyin. Ne kadar saçma yazmış demeyin. Bu böyle. Bu yazı böyle olacak.

Yarım saat önce girebildim eve. Sokaklarda sürtüyor oluşumun tek nedeni ders çalışmak. Beni ders çalıştıracak arkadaşlarla buluşmak falan falan vs.vs.vs. Ve cok yorgunum ve 200 küsür sayfa calışmam lazım. Hiç bir şey bilmiyorum. Dersin kültürü, ana fikri bile mevcut değil bünyemde. O derslere girmeyen kafama ediyim ben! (Ünlem)

Neyse çok yorgunum evet. Yazmakta bile zorlanıyorum suanda. Zira devamlı yanlış yazdığım için, ilerliyor yanlış yazdığım kelimeler, ve backspace tuşuyla geriliyor. Bazen cursor farklı satırlara atıyor kendini vs. vs. vs. Eskiden böyle miydi? Alırdım kalemi kağıdı elime, yazar yazar dururdum. Daha bir duygulu yazardım öyle. Şimdi bilgisayarda yazmaya başladıktan sonra, elim kağıt kalemi sadece ders çalışmak için tutuyor. Nays.

Artık rüyalarımda gülüyorum ben ya. Kendi kahkahalarım, uyandırıyor beni. Nedendir bilinmez. Sanırım bu kadar huzursuz ve sinirli olmaya alışık olmayan bünyem, bilinçaltında atıyor gün içinde atmak istediği kahkahaları. Rüyalarımda mutluyum en azından bu aralar. Bir aralar bilinçaltım tarafından yapılan acımasız saldırılara maruz kalıyordum. Eh buaralar iyi anlaşıyoruz demekki.

Bu gün erkek arkadaşıma en gereksiz triplerden birini atmış olabilirim. Anlatmıyorum bile. Hatta o kadar anlamsızdı ki, attığım anda tribimin anlamsızlığına güldüm. Zaten o da beni gülerek aradı : 'Firste tribi olmamış bu, bildiğin kız tribi olmuş hayatım. Nie öyle oldu? :) gülücük' şeklinde açtığı için telefonu gülmeye devam ettim zaten. Hani Firste tribi başka,  kız tribi başka. Gizli iltifatlar ve sevgi var o cümlede. 'Sen diğer kızlardan farklısın' manasında. Tabi ki bu şekilde ifade etmesi bana yetmedi ve söylettim o cümleyi. Duydum, rahatladım. Daha çok gülüştük. Sonra o bana türlü sevimlilikler yaptı, keyiflendim. Keyiflendim de naptım, ders çalışmaya devam ettim olsun.  Kız tribi olmayan, Firste triplerimi seviyorum. Böylece kız tribi attığım zaman, ne kadar sıkılmış olduğumu anlıyor, keyfimi yerine getirmeye çalışıyor. Öyle işte.

Sevgili Aylo su anda yanı başımda ama benle muhattap olmaktan kaçınıyor sanıyorsam şu anda. Zaten söylediklerini de duymamazlıktan geliyorum. İç sesimle konuşmaya gücüm var şu anda bir tek. (Böyle devrik bi cümle de yok yani) Birazdan Topik gelicek hoplaya zıplaya. Mal gibi bakıcam suratına muhtemelen. Sonra o benle dalga geçicek. Falan falan. Nan bende geleceği görüyorum baya baya işte. Zor değilmiş o kadar.

Neyse sayfalar dolusu formul, soru, konu anlatımı, tanım beni bekler baya baya sayfalar işte. 212 Sanırım. Ha sınavda perşembe gunu. Birde cuma günü var bi sınavım. Elektrikten aldığım teknik seçmeli, ona da bütün konular dahil. Ne kadar mutluyum anlatamam.

Artık her saatimi bile planlamaktan yoruldum arkadaş, çok yoruldum hemde. Mesela bir yemek yiceksem bile biriyle buluşup, o ayarlamayı yapmak uzun bir process sonucu oluyor. Yer değiştiren planlar programlar. Aynı anda bir çok yerde olmam gerekiyor çoğu zaman. Olamıyorum. Olmak istiyorum. Bana 12 saat versinler, o 12 saati plansız yaşayayım. Nolur nolur nolur. Çok ihtiyaç içindeyim.

24 Nisan 2011 Pazar

Huzur

Huzur,

Süslü kelimeler olmadan,

Saf, sessiz huzur.

İzleyen bir çift göz,

Göz göze gelince parıl parıl olan.

Varlığıyla neşe veren

Bir çift göz, kahverengi.

Yeşili tamamlayan.

Bir tebessüm dudakta,

Paylaşılan karşılıklı.

Bir şarkı,

Beraber söylenen.

Ve sımarıkça aşk sözcükleri.

Öpücükler,

Yanaklarda karşılık bulan.

Ve sarılmalar,

Sıkı sıkı, bırakmamacasına.

Huzur,

Süslü kelimeler olmadan,

Saf, sessiz, temiz huzur.

Ve aşk,

Yanan alev alev,

Her gün büyüyen Aşk.

Bir Şarkı, Beraber Söylenen