10 Şubat 2012 Cuma
Sen hiç Öldün mü?
Hiç yaşadın mı aşkı?
İlkinin son olacağına inanırcasına.
Sen hiç yürüdün mü nefes almadan?
Fethettin mi senden büyük sokakları tek başına?
Söyle sen hiç öldün mü?
Öldürüldün mü, öldürdün mü?
Sen hiç kaybettin mi?
Zaman dalga geçti mi duygularınla?
Avutuldun mu anlamsızca?
Avundun mu?
Sana hiç satırlar yazıldı mı sayfalarca,
Bin bir yalanla süslü?
İnandın mı onlara, inandırabildin mi kendini?
Kalbinin acısı geçsin diye
Hiç parçaladın mı bedenini?
Söyle bana, hiç susturdun mu çığlıklarını?
İlaç kullanmadan kaybettin mi şuurunu?
Kendinden çok sevdin mi birini?
Söylesene bana, sen hiç öldün mü daha önce?
9 Şubat 2012 Perşembe
NiNi'me Cevap
1. Geceler hep mi karanlık senin dünyanda?
Karanlıkta güvenir misin tanımadıklarına?
Elimde şamdan varsa geleyim mi yanına?
O şamdanla seni yakar mıyım-aydınlatır mıyım acaba?
Geceler aydınlık bende ve ışıkta tanıdıklarıma bile güvenmem.
Karanlıkta kim yanımdaymış, ona bakarım.
Geleceksen gel ama fazla bekletme,
Hem boşver beni yakmayı
Biz senle bu Dünya'yı yakalım.
2. Yağmur hep ıslatır mı seni damlalarıyla?
Hangimizin başına daha büyük su damlaları düşer acaba?
Şemsiyemi açsam sence sığar mıyız altına?
Eğer ıslanmayacaksan ne anlamı var havluların, ne anlamı var ısınmaya çalışmanın.
Sen yine boşver şemsiyeyi,
Senle doya doya koşalım beraber yağmurlarda.
Öylesi daha farklı değil mi?
Daha özgür, daha gerçekçi, yaşadığımızı daha hisseder gibi değil mi?
Saklanmadan, gizlenmeden.
Olduğun gibi
3. Seni dünyaya bağlayan şey yer çekimi mi?
Rica etsem şimdi, benim için zıplar mısın?
Zıplamadıysan nedenini kendine sorup bana da yansıtır mısın?
Zıpladıysan nereye gittiğini bana anlatır mısın?
Değmedi hiç ayaklarım yere, düşüşlerim çok can acıttı.
Yine de zıpla dersen zıplarım..
Ama benimleysen ve beni tutacaksan.
4. İnsanları tanımanı sağlayan sadece yüzleri mi?
Sokakta görsen beni tanır mısın?
Karşılaşsak sence benden sana selam gelir mi?
Sence ilk olarak dilimde, hakkındaki hangi kelime gizli?
Gözlerdir aslolan. Ve gözler gizli.
Önünde de olsa cismen, gözler hep gizli.
Bense, ben daha tanıyamıyorum insanları.
Hepsi bir o kadar sahte, hepsi bir o kadar ikiyüzlü..
Ama umudum var yinede insanoğlundan yana.
Dudağındaki kelimem "Umut" olsun o zaman.
Yine nini'min affına sığınarak, bence cevaplamak isteyenler kendilerine göre yazabilirler. Ama Nini'nin sizin söylediklerinizi duymasını istiyorsanız, onun postunun altına da yazabilirsiniz tabi
8 Şubat 2012 Çarşamba
Unutma
1 Şubat 2012 Çarşamba
Kar Taneleri
30 Ocak 2012 Pazartesi
Anne Olduumm!!
Ben yaklaşık 20 seneden beri bir kedi istiyordum ailemden. Ama küçükken alerjim vardı alınmadı bana kedi. (Aslında büyüyüncede devam etti ama piskolojik olarak kendimi nası sartladıysam daha alerji gibi bi durum sözkonusu değil) Kendimi bildim bileli kedi istedim, asla yılmadım. Önce babamı kendi tarafıma çektim. O daha sıcak bakmaya başladı bu işe yıllar içinde. Ama annemi asla kandırmayı başaramadık. Lakiinn geçen hafta öyle bir şey oldukiii...
Erkek arkadaşımın babası 2 hafta önce bir kedi almış eve. Aklına esmiş adamın van kırması tatlı mı tatlı bir yavrucak getirmiş eve. Fakat geçen günlerin sonunda erkek arkadasımın annesinde alerji çıkınca Pati'ye başka bir yuva bulmak şart olmuş. Oda beni aradı "Sana getiriyim mi?" diye. Annemden gizli babamla konuştum ve onayı aldım. 1 saat sonra ailemizin yeni üyesi kapıdan içeri girince annem söylendi öfledi pöfledi fakat kabul etmek zorunda kaldı. Akşamın o saatinde ve bu soğukta hayvanı dışarı atamazdık zira. Annem evde hayvan sevmemesine rağmen küçük piç anneme bile sevdirdi kendini. Şimdi eğer bir alerji durumu olsa bile annem ona başka bir yuva bulmayı kabul etmemekte. "Senden uzak tutarız ama biz bakarız." cümlesini kurdu bana bu gün.
Aileye kabulu bu şekilde gerçekleşti. Burası işin ilginç olmayan kısmı. İşin ilginç olan yani ise, benim resmen kendimi onun annesi gibi hissediyor oluşum. Cumartesi günü nedenini anlamadığımız bir şekilde paralize oldu kendisi. Hemen veterinere götürdük. Minicik bedenine 2 serum verildi. Daha üç gündür benle olmasına rağmen o veterinerde onun o halini görünce ne kadar ağladığımı ve korktuğumu anlatamam. Şimdi iyi hemen toparladı kendini ve hoplayıp zıplıyor. Biraz agresif herkesi tırmıklıyor ve ısırıyor. Çok yaramaz. Ama aramızda değişik bi bağ oluştu resmen bu 5 günde. Ben eve gelince sakinleşiyormuş. Öyle diyorlar annemle babam. Önce oyunlar oynuyoruz sonra yoruluyor tabi. Alıyorum koynuma saatlerce uyuyor koynumda. Ben hareket etmeye bile kıyamıorum belki rahatsız olur diye. Uyurken bazen rüya görüp uyanıyor bana bakıyor hemen. Hemen okşamaya başlıyorum ve yeniden uykuya dalıyor. Böyle bir duygu yok. Hayvan sevgisinin bu kadar kuvvetli olabilceğine inanmazdım gerçekten. Gerçekten çocuk doğurunca neler hissedicem, tahmin bile edemiyorum.
Eskiden odamdan çıkmayan ben artık odamda 2 dakika ondan uzak duramıyorum. Sigara bile içmiyorum eve girince. Bilgisayarı bile açmıyorum çoğu gün. Hep onlayım. Devamlı annemle babama bir şeyler tembih ediyorum. "Dikkatli olun, daha çok küçük" vs vs vs.
Şimdi ben tekrardan onun yanına dönüyorum ama once bir kaç fotografını koyuyorum buraya.
İşte benim Oğlum Pati;
22 Ocak 2012 Pazar
Sitem
Bu yazımda kimse, benim kime neye sitem ettiğimi anlayamayacak, zaten okuyan belkiiiii 3-5 kişide üstüne alınmayacak. Olsun ben herkes için hep en iyisini diliyorum yinede.
18 Ocak 2012 Çarşamba
Yapma
17 Ocak 2012 Salı
İş hayatı-Öğrencilik
16 Ocak 2012 Pazartesi
Optimist
14 Ocak 2012 Cumartesi
Gece oldu
Dikkatimi dağıtırken ışık dolar gibiydi. Yalnız kalınca yine hallenmeler. İçten dışa doğru akan sıkıntı.
Yolumu buldum merak etme. Hakkıyla değil ama. Yine hileyle. Bu yolda her şey mübah. Olmalı en azından.
Sonra gelen mutluluk ve rahatlama. Sen bu kadar değişken olmak nedir bilir misin? Bir saniye önce ağlarken bir saniye sonra içinden kahkahalar yükselmesini.
Ben bilirim.
Ve yorulurum bazen. Değişkenliğimden. Bu kararlı gel-gitlerimden.
Çoğu kez yine sorunlarımı zaman çözüyor. Zamanla ufalıyor her şey. Sanki bir elinde eski çağlardan kalma bir kılıç, parçalıyor göz yaşlarının sebebini. Çok mistik oluyorum o zamanlarda.
Neydi, ne oldu? Sona mı yaklaştım yoksa? Başardım mı? Kendime göre asla başarılı olmayacağım. Hırslarım kendimi tüketmeye programlamış beni. Evet programlamış. Bir kelimeden bu kadar mı nefret edebilir bir insan? Ziyani yok, az sonra unuturum nefretimi.
Geceydi gündüzdü. Ne farkeder? Ben kendi saatime göre yaşıyorum. İçimde geceyse, imkanı yok o gözler açık kalmıyor. Ben bu gün öğle aramı uykuya verdim mesela. Ne rahattı o uyku. Açlığım bile sustu, düşüncelerimi susturmayı başarınca.
Hava karanlık, içimdeyse bir çoşku. Evet bu sefer gerçekten çok yaklaştım. Asla geçemeyeceğini düşündüğün bir boşluğa fake atmak gibi bir şey bu.
Neyse şimdilik bu kadar.
Hem gece oldu artık. Normal insanlar için.
Ben şimdilik bu saatte hala uyumamış olarak çok isyankarım. 5buçuk saat sonra kalkacağım. İçimdeki gün, ne başlamış ne de bitmiş olacak.
Bilir misin sen o duyguyu?
13 Ocak 2012 Cuma
Gerçeksiz
Tanımadan.
Hayatına dalardım
Neler yaşadığını bilmeden
Düşünmeden.
Dizelerinde can bulurdum
Sesin benim için titrerdi belki de.
Cebimdeki 3 kuruşla en zengin
Hem belki birazda anarşist.
Şizofren.
Öyle ki,
Sen kahkaha atarken,
Ben gözyaşlarını silerdim.
Birini kendime saklardım.
Ama sen bana aşık olsan,
Yazamazdın beni.
Söyleyemezdin şarkımı.
Kimseler duymasın, bilmesin.
Ölürdün belki benim için.
Ve ben içerdim.
Hiç maskelenmemek nedir bilir misin sen?
Olduğun gibi sevilmek?
Çıplak.
Deli.
Öyle severdim seni
Sen yanağımı okşarken
Sırtımı dönerdim sana
Nefret ederdin benden
Belki de saçlarımı koklardın.
Ve en çok bu yüzden severdin beni.
Eğer seni tanısaydım, böyle olurdu hikayemiz.
Ama bazı hayatlar birleşmez.
Zaten bu cümleler de çok duygusuz, gerçeksiz.
Nasıl Baslasam?
Çok değil sadece onlardı
Seni ele veren.
Camlar buğuluydu,
Yağmurun arkasından baktım sana
Sesini duyamadım.
Hatta sen beni görmedin bile
Sen güldün ya
Ben kahkahanı hayal ettim
Ama gözlerin
Gözlerindeki hüznü
Bir ben yakaladım.
Soguk oldu buralar
Nefesim dumanlı
Yok sarhoş olmadım hiç
Beni vuran senin hüznün
Sen beni alkol sandın da
Bir ben dolduramadım bardağını
Elin bir bana uzanmadı
Olsun, sen aslında hiç varolmadın da zaten
16 Ağustos 2011 Salı
Tık Ediyor Bazen
Tık eden anlar oluyor bazen insan hayatında. Şalterler atıyor. Farkında olduğun problemlere katlanmaya devam edemiyorsun sonrasında. O anda düzeltmek zorunda kalıyorsun.
Mesela bazen atar şalterlerde evde. O zamana kadar zorlanmıştır teknolojinin geldiği son nokta. Elektrikli süpürge, buzdolabı, 3-5 bilgisayar, çamaşır makinası. Ve sonra bir tık!. Bitiyor sonra. Duyuyorsun o tık sesini ama engel olamıyorsun. O kadar zorladıktan sonra o son çırpınış işe yaramıyor. Karanlık oluyor, sessizlik çöküyor. Hep bir şaşırmaca yaşanıyor o karanlığın ilk saniyesinde. "Aaaa nie şimdi böyle olduki?" Zorladın çünkü. Olmayacak bir şey için harcadın o eforu. Kaldırmıyor işte sistem. Bi durmak lazım, sakinleşmek, bi oluruna bırakmak. Lazım!
İnsandaki olayda buna benziyor. Hatta tıpatıp aynısı. Cinnet anı falan da değil üstelik. Tık ediyor düşünceler. O zamana kadar "Tik tak Tik tak" Geriye sayıyorsun, üstelik geriye saydığının da farkındasın ama o saniyeye kadar vazgeçmiyorsun zorlamaktan.
"Hakkaten olması gereken buydu." diyorsun. Diyorsun da , o ilk saniye de üzülüyorsun sende. Aslında kalkıyor omuzlarından, seni uyutmayan o düşünceler. Yaşadığın rahatlama, sonra buluyor seni. Öncesi çaresizlik. Karanlıkta otururkenki o ilk çaresizlik. Gözlerin alışıyor zamanla. Gündüz gözü gibi olmasa da, 3-5 bişi görüyorsun yine de. Farkına varıyorsun. Farkına varınca bir şey mi oluyor?
Hayır olmuyor aslen. Ama tık atıyor. Tik tak'lar bitiyor. Evet özgürsün artık, o karanlıkta yatıp uyuyabilirsin hiç bir şey olmamış gibi, ya da karanlıkta yolunu bulmaya çalışabilirsin. Tamamen sana kalmış, sana özel bir karar o. Sadece sana özel.
O ilk saniye, yalnızlığı en çok hissettiğin o an. Korkutucu, sarsıcı. Kendini ne kadar hazırlamış olursan ol, o an, tıktan sonraki, işte o anı atlatırsan, daha da sırtın yere gelmez. Eğer vazgeçmez isen kendinden.
Sendin çünkü aslında, zorlayan sistemi. Bazı zamanlar, bazı anlar, bazı kişiler uymuyor birbirine. Olmuyor yani. Naparsa yap olmuyor. "İki kişide isterse olur." diyorlar. Ama yok en büyük yalan. 2 kişi isteyince de olmuyor. Yine de ölüm yok sonunda. Hayat devam ediyor. Belki de o tık, en doğru kararın oluyor. Ya da en yanlış. Bunun cevabını karanlıkta kalarak bulamazsın. Unutma sen ışık kadar parlaksın. Eğer istersen.
Neyse işte o bir tık anı, günlerden, aylardan beri süren tik taklar. Bitiyor. Sen bitiriyorsun.
O karanlıkta kalıp vazgeçmek sana kalmış.
Tekrardan parlamansa an meselesi.
Sana kalmış her şey.
Sende bitmiş.
Gerisi en büyük yalan.
Çünkü bazen, 2 kişi isteyince de olmuyor.